İnsanlaşma Yolculuğunda Sorunlarımız

İnsanlaşma Yolculuğunda Sorunlarımız

İnsanlaşma Yolculuğunda Sorunlarımız

Kapitalist sistemin eşitsizliğe dayalı karakteri gelinen aşamada sorunlu toplumların oluşumunu sağlamış bulunuyor. Krizlerle boğuşan bir insan popülasyonu gerçeği söz konusudur.

Çok belirgin olarak yaşanmakta olan orman yasasının doğrudan ve kaçınılmaz sonuçları çok çıplak bir şekilde sırıtıyor.

Bütün dünyada, (tüm ülkelerde- uluslarda) gözle görülür biçimde sosyal-toplumsal bir kriz yaşanmaktadır. İşsizlikten oluşan sefalet, yoksulluktan kaynaklı açlık, açlık ve yoksulluk sınırında bulunmanın yarattığı aşağılanmışlık duygusu, körüklenen bencilliğin zirve yaptırdığı manevi yozlaşma tüm uluslarda oluşan sosyal krizin ana basamakları ve belirtileridir.

Bu kriz tüm toplumlarda çürüyen insanlığı ifade eden bir krizdir. Ve kapitalist üretim tarzının vardığı günümüz durağıdır.

Ancak ne var ki popülasyonumuzun kapitalist tarz ile yarattığı ve içinde debelendiği kriz sadece sosyal kriz değildir. 

Çevreyi, atmosferi kirleterek, doğayı talan ve yağmalayarak, ormanlara, akarsulara, yaylalara ve toprağa müdahaleler ederek, yaşam olanaklarını daraltıp tüketerek diğer tüm canlı türlerini etkiliyoruz. Dışımızdaki canlı türlerin yaşamını tehdit ediyor ve bir çok türün yok olmasına yol açıyoruz. Ekolojik yıkım yaratıyoruz ve bu yıkımın altında canlı bir tür olarak biz de kalmaya aday durumundayız. 

Ekolojik kriz ve yıkıma bağlı olarak iklim krizi de günümüzün sorun ve krizlerinden biridir. Atmosfere o kadar çeşitli ve çok gaz salınımı yaptı ki insan türü, atmosferin bileşimini her gün daha da bozuyor ve değişime uğratıyor. Bu da hava akımlarına etki ediyor. Salınan gazların sera etkisi yapmasına bağlı olarak küresel ısınma ortaya çıkıyor. Dünyamız ısınıyor. Kutuplarda buzullar eriyor, okyanus suları yükseliyor. Koruyucu ozon tabakası kalbura dönmüş bulunuyor. Yaşama zarar veren güneş ışınları kevgire dönen ozon tabakasını geçerek bizlere ulaşıyor. 

 Mevsimler değişti, soğuklar, sıcaklar başkalaştı. Rüzgarlar bile değişti. Vakitsiz kar yağışları, yer yer yağmayan yağmur ve kuraklıklar, çölleşmeler, tufanlar, kasırgalar, kirlenen ve solunamaz hale gelen hava… iklim krizinin belirtileri olarak karşımıza çıkıyor.

Tüm bunların yanı sıra insanlaşmada yaşanan krizi de saymak gerekir. İnsani değerlerde oluşan aşınmaya baktığımızda insanlaşma yolculuğunda yaşanan krizi berrakça görmek mümkündür. Dayanışma, yardımseverlik, paylaşımcılık, kapsayıcılık ve korumacılıkta dibe vuran bir düzey söz konusu artık. Hak, hukuk gözetme, dürüst olma, düzgün ve erdemli olma gibi değerler zayıfladıkça zayıflıyor. Bu da insanın insanlaşma yolculuğunda geldiğimiz aşamada belirgin bir kriz olarak su yüzeyine çıkmış bulunuyor.

 İnsan türünün vardığı günümüz durağında genel sorunlarını bu şekilde ortaya koymak mümkündür.

 Bu durumdan ve bu ana krizlerden çıkış türümüzün uzaklaştığı değerlerle barışık hale gelmesi ile ancak mümkün olabilir. Hayali gerçekliklere çok fazla saplanıp kalma hali, bu duruma gelişte, yolculuğun ana sapması olarak adlandırılabilir.

Türümüz saplandığı bu hayali gerçeklikler batağından çıkmayı başarmalıdır. Kurtuluşa uzanan yol gerçekliklere yüzünü dönmesi ile mümkün olabilir . Bunun için insanın kendisi ile uyumunu kurması ve geliştirmesi gerekir. Yani insanın insanla barışık olacağı bir ekonomik düzlemi kurması zorunludur. Bunun anlamı şudur; İnsanın insanı sömürmesinin mümkün olmayacağı bir ekonomik sistemi kurmayı başarması gerekecektir. Mülkiyette eşitlik sağlandığında sömürüsüzlük hali ancak mümkün olabilir. Yaşam düzeyleri arasındaki uçurum ve dengesizlik giderilmeden insanın insanla uyumlu ve barışık hal alması imkansızdır.

Bunun yanı sıra insanın – toplumların doğa ile barışması ve onunla bir uyum sağlaması gerekir. Yaşanılır bir dünya için insan- doğa uyumunun kurulması ve sağlanması elzemdir. İş ve işlemlerde, üretim ve tüketim süreçlerinde doğanın dengesini ve yapısını bozan faaliyetleri sonlandırmadan insan – doğa uyumu oluşamaz. Salınan gazlar, nükleer faaliyetler, orman yangınları, toprağa ve sulara yapılan müdahale ve işlemler vb. tümü sonlandırılmadan doğayla – insan uyumu kurulamaz.

Yanı sıra sağlıklı ve onurlu toplum yaşamı için kadın ve erkek cinsiyetleri arasında hali hazırda olmayan uyumun kurulması, eşitliğin sağlanması, erkek egemenlik anlayışı ve kültürünün de tümüyle aşılıp terkedilmesi gerekir.

Ancak bunlar sağlandığındadır ki insanlaşma yolculuğunun urları ve yolculuktaki sapmaları ortadan kalkabilecek ve ancak o zaman hastalıklı olan bünyemiz bir sağalmaya erebilecektir.

Mevcut haliyle türümüz hastalıklıdır.

Doğan Karaağaç

Editör: Yıldız Tek Gamlı

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

İlişkilerde İhtiyaç ve Güven

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI
    • 3/05/2026

    tekrar hoş geldiniz. okuyana anlayana harika bir yazı hocam...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Doğan KARAAĞAÇ

1963 yılında Diyarbakır'a bağlı Çermik İlçesinin Ekrek (Köksal) köyünde çiftçi bir ailenin onuncu çocuğu olarak yaşama gözlerini açtı. İlk ve ortaokulu Çermik'te, sağlık kolejini Van'da okudu. Toplumcu- gerçekçi çizgide yazan yazarın; O Dağ Yürekli (2011 yılında) Sewat (2012 yılında) adlı şiir kitapları yayınlandı. Cendere adlı ilk romanı Ağustos 2020'de Cendere 2 adlı romanı 2021'de Alan yayıncılıktan çıktı. Cendere 3 adlı roman yazımını sürdüren yazarın Nisan 2023'te sağlıklı topluma giden yolu ve yeni bir yaşam modelinin önerisini ve insan doğasına dair yeni tezlerini de içeren İNSAN DOĞASI VE BÜYÜK ÜTOPYA adlı kitabı Alan yayıncılık tarafından yayınlandı. İNSAN DOĞASI VE KAOSTAN ÇIKIŞ adlı yeni bir çalışmayı sürdüren yazar, DİLSİZ DÜNYA adlı bu çalışması ile insanlık ailesinde doğru bir hayvan sevgisini yaratmayı amaçlamış ve doğru yaklaşımı tanımlamaya çalışmıştır. Türkiye PEN üyesi olan yazar iki çocuk babasıdır.