AŞKA İNANMAYAN KADIN

AŞKA İNANMAYAN KADIN

AŞKA İNANMAYAN KADIN

Aşk; insanın kendi sınırlarını aşan, kalbi yakan, ruhu büyüten, hem bağlanma hem de özgürlük deneyimidir. “Ben” ile “öteki” arasındaki mesafeyi kaldırıp “biz” yapar. Bakışta gizlenen, bir tebessümle çoğalan, bazen bir vedada sessizce kaybolan sırdır. En büyük mutluluk kaynağı, en derin yaraları açabilen güçtür.

Tüm bunları dile getirince “aşk insanı” olduğumu düşünebilirsiniz; SAÇMALIK!

Yarım asırlık bir çınar olarak bu yaşa gelene kadar yazdığım her döngüyü yaşamış olsam da gerçekleri kabul etmek gerekiyor. Gençlik zamanlarının büyülü ışıltısı aşk; yanılsama, hormonların geçici oyunudur. Evrimsel biyoloji açısından sadece “dopamin” ve “serotonin fırtınası” olan aşka belki de çok fazla anlam yüklediğimiz için bu kadar hikâye, şiir yazılıyor hatta devletler kuruluyor, imparatorluklar yıkılıyor.

Yüceltmesek, hayal kırıklıklarını aza indirir, daha gerçekçi bir ilişki kurabiliriz. Belki hormonların hayatımızı “renkli” hale getirmesi duygularımızı körüklüyor.

Dünyaya aşkla bakabilmek için sevgi, saygı ve sadakate inanıyorum.

Sevgi; bir ağacın gölgesi gibi gelir bana… Yanında durduğunda serinlik verir, uzaklaştığında özlenir.  Ağacın bir şey yapmasına gerek yoktur, varlığıyla sana güven verir. Yanında olmak konuşmaktan daha güçlüdür. Sessizlik, en derin iletişimdir. Söz balon gibidir; uçar, patlar, kaybolur. Yanındadır, değerli hissettirir. Yanındadır, öncelik sensindir, sana en değerli şey olan zamanını vermiştir. 

Sonuçta; sevgiliden beklenen bu değil midir?

Saygı, sevginin dengesi için gereklidir. Sonsuz verme dürtüsü olan sevgi, saygı olmadan değersizdir. Saygı, sana sunulan sevgiye verdiğin değeri gösterir. Kırmadan, incitmeden, bencillik yapmadan sevgiyi kabul eden ne güzeldir… Dar alanlarda sürekli yan yana olmaya gerek yok, birlikte olduğun kadar kendine ait alanlarda sevgiyi pekiştirir. Tüketim çılgınlığında sevgiyi yok etmemek biraz da nefes almaktır. Kendine ait zaman, hobi, arkadaş… verici sevginin tükenmeden yeniden yeniden büyümesinde önemlidir. Sürekli verirsen, bir gün verecek şey kalmadığında sevgi tükenir.

Tüm bunların sonunda yaşlı bir yürekle sadakat gelir. Çocuk yüreğiyle saf, masum, oyunbaz, karşılıksız, şen kahkahaları seviyorum. Azıcık sevgi ve yemekle, hayvanların yüreklerini, okşanmanın mırıltısı, sabah cıvıltısı, bir kuyruk sallaması ile uyanmayı seviyorum. Defalarca ölüp ölüp yeniden dirilen doğanın inadını seviyorum. Güneşin doğuşunu, batışını, yıldızların gökyüzünde elmas tozları gibi parlamasını izliyorum.

Artık hormonların beni kısıtlamasına ihtiyacım yok! Bu kadar yüceltmenin anlamı yok! Aşkı daha geniş bir sevgiye dönüştürmeyi öğrendim. Umudumuzu yitirmeden bir çocuk yüreğiyle kollarımızı açarak yeni bir dünya kurmak istiyorum. Dopamin ve serotonin mi? Dostlarla bir kahve içerim, çocuklarla parkta çikolata yerim, sokakta bir kedinin tüylerini okşarım, derin bir nefes alıp kır çiçeği koklarım. Aşk olmaz mı? Ne dersiniz?

07/05/2026

* Fısıldayan Kalemler Dergisi Antolojisi “Ah Minel Aşk” da yayınlanmıştır.

Yıldız Tek Gamlı

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Ankara’da Aşık Olmak

 

 

 

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    yorumlarınızı bekliyorum

  2. Umut Uçar dedi ki:

    Kaleminize ruhunuza sağlık muhteşem bir yazı olmuş candan kutluyorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yıldız TEK GAMLI

1976 yılında Ankara’nın Altındağ ilçesinin bir semti olan Doğantepe’de büyüdüm. Aslen Nevşehirliyim. Tipik bir Anadolu ailesinin altı çocuğundan biriyim. Konya Selçuk Üniversitesi Akşehir M.Y.O. Muhasebe bölümünü bitirmek dışında Ankara’dan ayrılmadım. Ankara Hacettepe Üniversitesi Sağlık İşletmeciliğini tamamladım. Amerikan Kültür Derneği’nde İngilizce öğrendim. Bu arada Ankara Tabipler Odası’ndan Hastane Yönetimi eğitimini bitirdim. Tüm bu eğitimleri tamamlarken Ankara Özel Güven Hastanesi’nde 7 yıl çalıştım. Evlenince kendi sağlık işletmemize geçip 4 yıl Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nü yürüttüm. AÇEV (Anne-Çocuk Eğitim Vakfı)’le tanışıp, gönüllü annelik yaptım. Çocuklarla daha mutlu olduğumu fark edince Çocuk Gelişimi ve Eğitimi’ni bitirip, 2 yıl devlet okullarında sözleşmeli, 2 yıl özel kurumlarda İngilizce ve İngilizce Drama öğretmenliği yaptım. Meme ve lenf kanseri nedeniyle çocuklarım olan öğrencilerimden ayrıldım. Tedavim devam ederken TEMA Vakfı ile tanışıp, çocuklara doğayı anlatmanın yanında, ara ara yine onlarla birlikte vakit geçirmenin yolunu buldum. 2019 yılında Bursa Nilüfer’e taşındım. Kızlarım üniversiteye başlayınca, “eğitimin yaşı yok” deyip, hayalim olan Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü (Almanca) okudum. Minik Saka Kuşu, Sabun Kokulu Masal, Lunaparkta Keyifli Bir Gün, Cemilhan'ın Maceraları, Büyüklere Küçüklerden Masallar, Kayıp Balerin, Yüzyılın Masalları, Yavru Kedi, Gökçe Özgür Olmak İstiyor, Bir Pazar Günü, Paylaşmak Çok Güzel kitaplarının yazarı.