Ankara’da Aşık Olmak

Ankara’da Aşık Olmak

ANKARA’DA AŞIK OLMAK

Ankara Altındağ’ın varoş olduğunu, bir gün okul çıkışı arkadaşların bindiği otobüslere göre “sen varoşsun” dediklerinde öğrendim. Bana göre biz; şehirde kutu kutu binalar yerine müstakil bahçeli evlerde yaşayan, sokaklarda çok fazla otobüs, dolmuş olmadığı için doya doya oynayan gerçek çocuklardık. Zaman geçtikçe bunun bir lüks olduğunu apartman dairelerine sıkışınca anladım.

Benim için lise; belediye otobüsüne binme, babandan yol ve öğle yemeği parası alma özgürlüğüydü. Mahallemiz herkesin birbirini tanıdığı, birlikte büyüdüğümüz, henüz kapılara kilit koymadığımız güvenli bir ortamdı.

Ben mahallenin “Portakal”ı, “Çilli”si, “Sarı civciv”i idim. Turuncuya benzeyen yazın neredeyse sapsarı saçları olan, kocaman buz mavisi gözlerinin altı turuncu çillerle dolu bir kızdım. Ufak tefek olduğum için lise dönemimde bile ortaokul öğrencisi zannedenler çok olurdu. Doğduğumda turuncu saçlarıma inat masmavi gözlerimi gören babam “Bahar gibi, adı Bahar olsun.” demiş. “Bahar” ismimi çok duymasam da portakal, çilli, sarı civciv beni rahatsız etmiyordu.

Okula gitmek dışında yaptığım tek şey anneme yardım etmekti. Annem mahallenin “sosyite ahçı (sosyete aşçı)” sı idi. Temizlik için gittiği evlerde belini incittiğinde, bir öğretmen “Sultan, zaman zaman çocuklarıma yemek yapıyorsun. Madem artık temizlik yapamayacaksın, telefonunu ver evden sipariş alıp, yemekten para kazanabilirsin.” dedi. Annem okumuş insan bildiği öğretmenin dediklerine uydu, zamanla bir sürü eve yaprak sarması, börek, poğaça, kek, gözleme siparişi ile temizlikten daha çok para kazanmaya başladı. Siparişler genelde çalışan insanlardan geldiği için, ben okuldan eve geldiğimde annemi alır, siparişi teslim edeceği yere götürürdüm.

Okuldan geldiğim bir gün annem “Kurtuluş’a gideceğiz.” dedi. Kıbrıs caddesinde emekli Yarbay amca ve eşi vardı. İkisi de yaşlı olduğu için haftada bir anneme sipariş verir, o yemekleri bir hafta yerlerdi. Her seferinde annemi götürdüğüm için, bana da meyve suyu ikram eder, mutlaka üç/ beş kuruş okul harçlığı verirlerdi. Elimizde üç poşet yemekle vardığımızda Yarbay amca kapıyı açtı.

– Sultan ellerine sağlık, bundan sonra yeğenimize de yemek yapabilir misin? Üniversite için buraya geldi, dedi.

– Olur Yarbay amca, sen adresi ver, ne istediğini söyle, hallederim, dedi annem.

Hiçbir işten yüksünmezdi annem. Evin geçimini sağlamak için elinden geleni yapardı.

Üç gün sonra okul çıkışı yine annemi sipariş için ama bu sefer Yarbay amcanın üniversite okuyan yeğenine gittik. Kapı açılır açılmaz ben iptal oldum.

Aşk ne demekti, bilmiyordum ama kalbimin yerinden çıkacak gibi attığını söyleyebilirim. Bir çift ormanın bin bir yeşili, pırıl pırıl göz bana bakıyordu.

– Buyrun, dedi.

– Yarbay amca gönderdi evladım, öğrenciymişsin, afiyet olsun, dedi.

– Teşekkür ederim, bir dakika, dedi.

İçeri girip elime bir bayram şekeri tutuşturdu.

– Afiyet olsun ufaklık, dedi.

Bana “ufaklık” dedi. Yıkıldım. Annemin yanında bir kelime bile çıkmadı ağzımdan. Kahroldum…

 

Günlerce onun hayalini kurdum. Yemyeşil gözlerle muhabbet ettiğimi, şakır şakır konuştuğumu düşündüm. Bir hafta sonra ne diyeceğimi planladım. Ben ufaklık değildim.

Okul çıkışı arkadaşım Nesrin’le konuştum. Olanları anlattım.

– Kızım evini biliyorsun, okul çıkışı bellidir. Hadi gidelim oralarda dolaşalım, mutlaka görürüz, dedi.

Elimdeki aylık otobüs biletine baktım. Biriktirdiğim biraz harçlığım vardı. Yapabilirdim. Hemen atladık otobüse. Kurtuluş Parkı’nda indiğimizde kalbim “küt küt” atıyordu. Nesrin’in elini sımsıkı tutuyordum. O da heyecanımı atlatmam için bir sürü şey anlattı ama hiçbirini duymadım.

Parkta, caddede, sokakta dolaştık. Üniversiteli yoktu. Hava kararmaya başladı, annem merak edecekti. Hemen Sıhhıye köprüsünden otobüsümüze binip, Nesrin’le vedalaştım. Nesrin Keçiören’de oturuyordu, o da kendi otobüsüne bindi. Geç kaldığım için annemden fırça yedim.

Nesrin okulda benim ilk aşk maceramı öyle bir anlattı ki, tüm okul arkadaşlarım seferber oldu. Arkadaşlık böyle bir şey, her şeyini ortaya koymaktı bizim için. Kuruşlar, liralar, ekstra biletler toplandı, bana fon sağlandı. Bir üniversite öğrencisi ne yapabilirdi? Okulu olan Hacettepe Üniversitesi, Milli Kütüphane, Kızılay, Çankaya hattı dışında bir yerde olamazdı. Her gün fonumla ve bir arkadaşımla üniversitelimi arayacaktık.

Bir hafta sistemli bir şekilde devam etti. Sıhhıye’de inip Hacettepe’ye yürüyorduk, sonra Güven Park’ta inip Kızılay’ı dolaşıyorduk, ardından Kuğulu Park’ta inip Çankaya’yı alt üst ediyorduk. Hatta Ankara’yı bilmiyor, yeni geldi, geziyordur diye Anıtkabir, Kale, Atakule’yi de ekledik. Sonuç sıfır…

Hayal kırıklığım ile baş başa kaldım. Zaten ne yapacaktım ki… Karşılaşsam eminim dilim tutulacaktı. Daha ismini bile bilmiyordum.

Tüm umutsuzluğumla eve gittiğimde annem hışımla kapıdan çıkıp;

– Üniversiteli çocuğa götür beni, nerde kaldın? Çocuk aç kalmıştır, yemekleri bittiyse, dedi.

– Olamazzzzz, kelimesi döküldü ağzımdan ama yapacak bir şey yoktu. Annemin yaptığı yemekleri taşımak, onu oraya götürmek zorundaydım.

Kapıyı üniversiteli açtı.

– Hoş geldiniz, ben Yamaç. Geçen sefer tanışamamıştık, yemekler çok lezzetliydi. Size ve amcama teşekkür ederim, dedi.

– Afiyet olsun yavrum, bu deli kız yüzünden geç kaldım. Ben de yemeği yoksa aç kalmıştır, diye endişelenmiştim, dedi.

Hah ufaklıktan sonra bir de deli olduk.

– Peki adın ne? dedi bana.

O gözler hangi gezegenin değerli taşıydı bilmiyorum ama bakmak bile göz kamaştırıcıydı.

– Ba ba ba Bahar, diyebildim. Şimdi de kekeme olmuştum. Rezillik!

– Kaçıncı sınıftasın? Galiba orta ikinci sınıf, dedi.

– Ne alaka ya lise ikinci sınıftayım, dedim. Gülümsedi.

Ben gülümsemesinde yok olurken annem;

– Terbiyesizlik yapma, düzgün cevap ver abine, dedi.

Abi mi??? Nelerle sınanıyordum bilmiyorum.

– Seni rahatsız etmeyelim yavrum, afiyet olsun sana, hadi iyi çalışmalar, dedi annem.

Sürünerek çıktım oradan…

Sonraki teslimatlarda her seferinde ufak ufak sorular sordu. Ben de her seferinde pancar gibi kızararak cevaplar verdim. O küçücük anlar mahalleyi, okulu, hatta Ankara’nın ayazını bile sımsıcak yapıyordu. Okuldan, mahalleden çıkma teklifleri geliyor, hemen reddediyordum. Aklım, fikrim, konuşmalarım, romanlarım, şiirlerim hep Yamaç’tı. O gözleri her gördüğümde daha fazla durmak için ağırdan alıyor, onu daha iyi tanımaya çalışıyordum. Lise bitip, üniversite sınavına girdiğim gün ona aşkımı itiraf edecektim. Tek planım buydu.

O gün geldi. Hacettepe Beytepe Kampüsü’nde sınava girdim. Çıkar çıkmaz koşarak ilk gelen otobüse bindim. Heyecandan yerimde duramıyordum. İlk defa annemsiz Yamaç’ın kapısını tıklatacaktım. Sıhhıye Köprüsü’nden Kurtuluş’a uçarak gitmiş olabilirim. Nefes nefese kapıyı çaldım.

– Hoş geldin, bugün yemek günü değil, dedi Yamaç.

– Üniversite sınavından çıktım, dedim.

– Hadi gel, bunu kutlayalım. Çayım var ister misin? dedi.

– Hı Hı… diyerek kabul ettim.

İlk defa evine giriyordum. Ne yapacaktım? Nasıl söyleyecektim? Gelirken yolda bulduğum cesaretim, oturunca yerle bir oldu.

Ev tipik bir öğrenci eviydi. Anladığım kadarıyla iki odada dört erkek arkadaş kalıyordu. Salonda ikinci el farklı farklı koltuklar, sandalyeler vardı. Kocaman bir masa ortada, üstü kitaplarla doluydu. Elinde bir tepsi beş/altı bardak çayla güzel bir kız içeri girdi.

– Bu Yeşim, sınıfımdan. Kız arkadaşım, bir yıldır çıkıyoruz, dedi. Kızın elinden tepsiyi alıp bana uzattı.

Zaman koptu, durdu ya da bana bir şey oldu. Kıpkırmızı bir suratla ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Dişlerimi sıktım, çayımdan bir yudum aldım.

Kız arkadaşına dönüp;

– Bu güzel ufaklık Bahar, her hafta annesiyle bana yemek getiriyor, sana anlatmıştım, dedi Yamaç.

Ya ben neler düşünmüştüm, tüm hayallerimi lise bitirmeye saklamıştım. Nerden çıktı bu kız? Diyemedim…

Gülümsedim, çay için teşekkür edip çıktım. Eve gidene kadar hüngür hüngür ağladım.

Bir süre sonra mezun oldu ve gitti Yamaç… O beni benden alan yemyeşil, orman kokan, en değerli taşlardan daha parıltılı gözleriyle… Aşkım başlamadan bitti…

Yıllar sonra bugün lise arkadaşlarımla Tunalı Hilmi’de canlı müzik yapan bir kafede buluştuk. Onur konuğu hepimizin lisede Ankara’da yaşadığı için her şarkısını ezbere bildiğimiz Vedat Sakman’dı.

“Ankara’da Aşık Olmak” zordu iki gözüm…

Çünkü aşklarımız saf, masum, yüreğimizde yaşanır, çoğu zaman itiraf edecek cesareti bulamazdı.

01/01/2026

*2026 Dorlion Ankara Yıllığı’nda yayınlanmıştır.

Yıldız Tek Gamlı

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

GERÇEK YALAN

 

 

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    yorumlarınızı bekliyorum…

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Neye niyet, neye kısmet Hocam yüreğinize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yıldız TEK GAMLI

1976 yılında Ankara’nın Altındağ ilçesinin bir semti olan Doğantepe’de büyüdüm. Aslen Nevşehirliyim. Tipik bir Anadolu ailesinin altı çocuğundan biriyim. Konya Selçuk Üniversitesi Akşehir M.Y.O. Muhasebe bölümünü bitirmek dışında Ankara’dan ayrılmadım. Ankara Hacettepe Üniversitesi Sağlık İşletmeciliğini tamamladım. Amerikan Kültür Derneği’nde İngilizce öğrendim. Bu arada Ankara Tabipler Odası’ndan Hastane Yönetimi eğitimini bitirdim. Tüm bu eğitimleri tamamlarken Ankara Özel Güven Hastanesi’nde 7 yıl çalıştım. Evlenince kendi sağlık işletmemize geçip 4 yıl Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nü yürüttüm. AÇEV (Anne-Çocuk Eğitim Vakfı)’le tanışıp, gönüllü annelik yaptım. Çocuklarla daha mutlu olduğumu fark edince Çocuk Gelişimi ve Eğitimi’ni bitirip, 2 yıl devlet okullarında sözleşmeli, 2 yıl özel kurumlarda İngilizce ve İngilizce Drama öğretmenliği yaptım. Meme ve lenf kanseri nedeniyle çocuklarım olan öğrencilerimden ayrıldım. Tedavim devam ederken TEMA Vakfı ile tanışıp, çocuklara doğayı anlatmanın yanında, ara ara yine onlarla birlikte vakit geçirmenin yolunu buldum. 2019 yılında Bursa Nilüfer’e taşındım. Kızlarım üniversiteye başlayınca, “eğitimin yaşı yok” deyip, hayalim olan Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü (Almanca) okudum. Minik Saka Kuşu, Sabun Kokulu Masal, Lunaparkta Keyifli Bir Gün, Cemilhan'ın Maceraları, Büyüklere Küçüklerden Masallar, Kayıp Balerin, Yüzyılın Masalları, Yavru Kedi, Gökçe Özgür Olmak İstiyor, Bir Pazar Günü, Paylaşmak Çok Güzel kitaplarının yazarı.