KARDELEN 5. Bölüm

KARDELEN 5. Bölüm

KARDELEN

5. Bölüm

HOŞÇA KAL KARDELEN, HOŞÇA KAL, ELVEDA!

Bir top kâğıdı bitirdim biraz önce. Şu sayfaya gelene kadar tam bir top kâğıt… Kaç kez doldurdum, kaç kez boşalttım kâğıt sepetini. Çözemediklerim, çözemediklerim, çözemediklerim… Yalnızlıklarım, yapayalnızlıklarım…

Seninle çoğalan, seninle dayanılası olmaktan çıkan, seninle karabasan gibi hayatıma çöken yalnızlıklarım. Evet, ikimiz de yalnızdık Kardelen, yapayalnızdık. Şu an damlaların gözlerimden süzülmesine engel olamıyorum Kardelen. 

Önce yapayalnızdım. Sonra nasıl çoğaldım. Dünyayı fethettim. Ancak ve geç olsa anladım ki, aslında yalnızlıklarımdı çoğalan. Yalnızlıklarımdı. Engel olamıyorum damlalara. Kâğıtlara damlıyorlar. Bu benim güçsüzlüğüm mü, aczim mi, iradesizliğim mi, bilmiyorum. Ancak çok iyi biliyorum ki, bunca yalnızlıkları taşıyabilecek takatim kalmamıştır artık.

İnsanların “Boş ver” dediklerini duyuyorum her ortamda: “Boş ver, takma kafana…”

Hiç kimse, hiçbir şeyi önemsemiyor, Kardelen. Duygularım, suçluluğum için yeterli kanıtı oluşturuyor insanlarda. “Boş ver, s..tir et” derken aslında sevginin, aşkın ve güzellik adına ne varsa bu dünyada, her şeyin, evet, her şeyin bir çırpıda ayaklar altına alınışına dayanamıyorum, alışamıyorum.

Değişmesi gereken ne çok şey var? Bu kafalar, bu duyarsızlıklar, boş vermişlik, sevgisizlik, çıkar için satılan insanlık… Ne zaman, ne zaman sona erecek? Ne zaman huzur bulacak kalbim, Kardelen, ne zaman? Ne zaman başımı koyup dizlerine, hiçbir şey düşünmeden, ellerinin başımda dolaşmasıyla huzur bulacağım? Ne zaman son bulacak bu acılar? Ne zaman, ne zaman?

Sırtım nasıl ağrıyor, bilsen… Nasıl sızlıyor altmışı aşkın bıçak sırtımda! Onları oradan kim çıkartacak, Kardelen? Kim? Kim çekip alacak o bıçakları sırtımdan, beni öldürmeden? Ben mi? Bu mümkün değil. O bıçaklardan pek çoğunu kendi sırtıma saplayan bendim çünkü.

Ölüm beni bu bıçaklarla karşılayacak belli ki. Hoş gelsin, sefa gelsin, Kardelen… Hoş gelsin…

1990 – İstanbul

* Bu hikâyenin yanı sıra bir de şiirin vardır bende Kardelen. Benimle yaşıyorlar, yaşayacaklar ve sanırım ölecekler…

 KARDELEN

sana gel demeyeceğim

susmak ölümümdür Kardelen

ne sen ateş topusun

ne ben Prometeus

gitme

gitme Kardelen

sana gel demeyeceğim

üşürsen adımı fısılda karanlıklarda

bir stradivarius olup inleyeceğim

gitme Kardelen

gitme

 

sana gel demeyeceğim

sevmek savaşımdır Kardelen

katil bir bıçak gibi suskun ve asi

yangının ortasında bekleyeceğim

 

sana gel demeyeceğim Kardelen

Roma’da gladyatördü benim atalarım

bense dilsiz bir tutsak ülkemde

yani ne ben Spartaküs’üm

ne sen Astarte

ülkem de tutsak Kardelen

ülkem de

 

sana gel demeyeceğim

çarmıhlar bizim için Kardelen

korkarsan isteme yüreğimi

asla

asla demeyeceğim

 

sana gel demeyeceğim Kardelen

ama gel

susmak ölümümdür Kardelen

n’olur gel

29.Haziran 1986 – Ankara

SON

 

Kudret Köksal

Diğer bölümleri okudunuz mu?

KARDELEN 4. Bölüm

 

 

 

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    bir karşılaşma beklerdim, uzaktan izleme değil…
    şiir harika…

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Umarım bir senaristin veya yapımcının dikkatini çeker. Kaleminize yüreğinize sağlik üstadım

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kudret KÖKSAL

İsterse milyonlar okusun milyonlar satsın kitaplaştırıp isterse hiç okunmasın kimseler kaale almasın bütün bunlar ne yüceltir beni ne batırır yerin dibine ben benim Kudret Köksal yazdıklarım neyse oyum yazdıklarım neyse o kadar bilen bilir tanıyan tanır gerisi laf-ı güzaf