TUHAFLIKLAR SİLSİLESİ
- Yazar: Gülenay GÜNEŞ
- 31 Ağustos 2026
- 19 kez okundu
TUHAFLIKLAR SİLSİLESİ
* Tuhaf ama tanıdık
Hayatın en tuhaf tarafı, her gün yaptığımız bazı şeylerin artık tuhaf gelmemesidir. Tuhaf olan, neden yaptığımızı bilmeden ve sorgulamadan bunları tekrar tekrar yaşıyor oluşumuzdur.
Sofradan kalkıp elimizdeki tabağı mutfağa götürecekken, odaya yönelmek ya da buzdolabını açıp, ne alacağını unutmak ve sonra kapatıp beş dakika sonra yeniden açmak gibi… Bunu şuraya koyayım, sonra lazım olur deyip, o şeyi asla bulamamak, evden çıkıp, “Çayın altını kapattım mı?” diye geri dönmek, telefon elindeyken telefonu aramak gibi… Hatta kapıdan gelen birine “Geldin mi?” demek ne kadar ironiktir.
Selamlaşmak mümkünken asansör yolculuklarında hangimiz göz göze gelmemek için itina ederiz? Tanıdığımız birini uzaktan görünce onunla karşılaşmamak için yol değiştirmek ve sonradan “Neden?” diye düşünmek de sıkça rastlanan durumlardan biridir. Burada sebep belki zihnen veya ruhen hazır olmadığımızdır.
Unutmak, gereksiz şeyleri saklamak, aynı şeyi iki-üç kez kontrol etmek, bazen kendine kızmak, gülmek, insanlardan kaçmak hayatın aslında ta kendisidir. İstem dışı gelişen bütün bu tuhaflıkları düzeltmeye kalksak, geriye yaşayacak eğlenceli pek bir şey kalmazdı belki de, kim bilir?
* Jestler
Tüm kültürlerde kullanılan aynı beden dilinin, kültürler arası farklı anlamlara gelmesi ne kadar enteresandır.
Başı yukarı aşağı veya sağa sola sallama, göz kırpma, dürtüklemek veya birinin sırtını sıvazlamak-dokunmak, yukarıda bahsettiğim üzere anlam bakımından evrensel değildir, coğrafi ve kültürel olarak büyük farklılıklar gösterir.
Örneğin; Hindistan’da başı hafifçe sağa sola sallamak; onay, ‘Evet’, ‘Anladım’ demektir. Başın aşağı yukarı sallanması bizde de ‘Evet’ anlamını taşırken, Bulgaristan’da ‘Hayır’ anlamına gelir; sağa sola çevrilmesi ise ‘Evet’ anlamında olması ilginçtir.
Özellikle sırt patpatlamak Türkiye’de ve kimi kültüre göre güven, yakınlık, tebrik-takdir ve destek olma dinamikleri olarak algılanırken, kimi kültürde ise kabalık olarak algılandığından saygı gereği dokunma en azda tutulur.
Jestler enteresandır çünkü acayip olan bu hareketlerin hem kendisi hem anlamlarıdır. Zira evrensel olarak aynı anlamlara gelselerdi iletişim açısından ne kadar faydalı olurdu, diye düşünürüm hep…
* Konuşan da ben, dinleyen de…
Genelde kendi kendimize konuşurken yalnız oluruz ve biri yanımıza geldiğinde suçüstü yakalanmış hissine kapılırız. Dışarıdan bakınca tuhaf, içeriden bakınca insanî bir davranıştır belki her zaman yalnızlığın değil kendi iç dünyamızla temas halinde olma durumudur.
Yürürken, günün muhasebesini yapmak, kafasında biriyle tartışmak için kendi kendimize sesli değil, zihnimizde de sürekli konuşan varlıklarız. Kendimizle çelişkiye düşer, düşüncelerimizi düzenlemekten çok, içinde kaybolabiliriz, çoğu zaman aslında tuhaf olan kendi kendimize konuşmak değil, kendimizi dinlememektir.
Düşüncelerimizi sesli hale getirme biçimi, iç ve dış sesin hayata geçmesi; kendimizi ikna etmek ve kendimize soru sorup cevaplamak ya da başkasına söylenemeyenleri sesli olarak düşünmemiz, hatta kızgınlık, hesap sorma ve gerçekleşecek bir diyaloğun ayna karşısında provasını yaptığımız tek kişilik monologlardır.
Eşyalarla konuşuruz bazen, bazen de çiçeklerle….Hele onay, memnuniyet, haklılık ve rahatlama olarak farkına varmadan ortaya çıkan, bir sözcük bile değilken anlam taşıması ve duruma göre tonlaması değişen ‘hıh’ sesi de tuhaftır mesela…
Tuhaf olan bunları yapmamız mı, yoksa yaptıklarımızı hiç tuhaf bulmamamız mı?
Gülenay Güneş
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

insan sosyal bir varlıktır, kendi kendine konuşup tartışması düşünmesi sosyal ortamda puan kazanmak içindir. çünkü insan beğenilme dürtüsüyle doğar…
Teşekkür ederim, sevgiler…
Zaman zaman benim aklıma gelen düşüncelere tercüman olmuşsunuz. Yüreğinize sağlik