BEN DE

BEN DE

BEN DE



Zehra âşıktı.

Öyle biraz değil. Öyle usul usul hiç değil. Körü körüne, körkütük âşıktı.

Zaten aşkın tanımı biraz körlük değil miydi?

İnsan âşık olunca karşısındakinin hatalarını görmezdi. Yaptığı yanlışları görmezdi. Kendisine verilmeyen sevgiyi görmezdi. Hatta bazen söylenmeyen cümleleri bile duyardı.

Zehra da böyleydi.

Onun sevdiği adamın suskunluğunu bile kendince tamamlıyordu.

“Beni seviyor ama söyleyemiyor.”

“Böyle biri işte, duygularını kolay anlatamıyor.”

“Zamanla açılır.”

Kendi kendine o kadar çok şey anlatıyordu ki bir süre sonra karşısındaki adamın ne söylediğinin bile önemi kalmıyordu. Çünkü Zehra, onun söylemediklerini kendi sevgisiyle tamamlıyordu.

Bir gün dayanamadı.

“Seni çok seviyorum,” dedi.

Adamın cevabı kısa oldu.

“Ben de.”

Zehra gülümsedi.

“Biliyorum,” dedi.

O gün “Ben de” ona yetti.

Sonra bir gün daha söyledi.

“Bugün seni çok özledim.”

“Ben de.”

Bir başka gün:

“Seninle geçirdiğim zaman bana çok iyi geliyor.”

“Ben de.”

“Bazen seni kaybetmekten korkuyorum.”

“Ben de.”

Zehra her defasında o iki kelimenin arkasında başka bir cümle aradı.

Ben de seni özlüyorum.

Ben de seni kaybetmekten korkuyorum.

Ben de seni senin beni sevdiğin kadar seviyorum.

Ama adam hiçbir zaman o cümleleri tamamlamadı.

Sadece “Ben de” dedi.

Bir süre sonra Zehra’nın kulağına o iki kelime güzel gelmemeye başladı.

Batmaya başladı.

Bir akşam yine bir şey anlattı. Uzun uzun konuştu. İçinden geçenleri söyledi. Adam her zamanki gibi dinledi.

Sonra:

“Ben de,” dedi.

Zehra bu kez gülümsemedi.

“Ben de ne?” diye sordu.

Adam şaşırdı.

“Ne demek ben de?”

“Ben de ne demek?” dedi Zehra. “Ben de seni seviyorum mu? Ben de seni özlüyorum mu? Ben de seninle aynı şeyleri hissediyorum mu? Ne demek istiyorsun?”

Adam bir süre sustu.

Sonra çok sıradan bir şey söylüyormuş gibi konuştu.

“Benim sevgim bu kadar Zehra.”

İşte o cümle Zehra’nın içinde bir yere oturdu.

Benim sevgim bu kadar.

Ardından bir cümle daha geldi:

“Ben elimden geleni yapıyorum.”

Zehra o gece ilk kez gerçekten baktı.

İlişkisine baktı.

Adamın ona ne verdiğine değil, ne vermediğine baktı.

Ne kadar zamandır kendi sevgisinin içinde tek başına yürüdüğünü fark etti. Birlikte olduklarını sanmıştı. Oysa adam onunla bir hayat kurmuyor, onunla sadece zaman geçiriyordu.

Zehra bunu ilk kez o gece anladı.

Çünkü insan sevildiğini zannederken birçok şeyi görmeyebilir.

Ama bir insan size tekrar tekrar “Benim verebileceğim bu kadar,” diyorsa, aslında size çok açık bir şey söylüyordur:

Benden daha fazlasını bekleme.”

Zehra artık beklemedi.

Ne “Ben de” lerin devamını bekledi, ne söylenmeyen cümleleri tamamladı.

Çünkü artık biliyordu.

Mesele adamın sevgisinin az olması değildi yalnızca.

Mesele, Zehra’nın o sevgiyi yıllarca kendi sevgisiyle büyütmüş olmasıydı.

Adamın verdiği küçücük şeyleri, kendi kocaman sevgisiyle tamamlamıştı.

Sonunda anladı ki bazı insanlar sizi sevmez.

Sizin onları sevmenizin içinde kendilerine güzel bir yer bulurlar.

Sizinle konuşur, güler, vakit geçirir, yalnızlıklarını giderirler.

Ama size bir hayat vermezler.

Zehra’nın canını en çok acıtan bu oldu.

Meğer adam onu kaybetmekten korktuğu için yanında değilmiş.

Onunla geçirdiği zamanı seviyormuş.

Zehra ise zamanını değil, hayatını vermiş.

İşte insanın yanlış sevgide olduğunu anladığı yer tam da burasıydı.

Karşınızdaki “Benim elimden gelen bu,” dediğinde, bazen yapılacak en doğru şey daha fazlasını istemek değil, o kadarının size yetip yetmediğine bakmaktır.

Zehra baktı.

Yetmiyordu.

Hem de hiç…

Filiz Tezerdi

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

ARTIK

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    ben de yazarım devamı gelmeyen bendeleri sevmiyorum…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Filiz TEZERDİ

Ben Filiz Tezerdi 01.04.1978 İstanbul doğumluyum. İlkokul ve lise yıllarında profesyonel olarak Galatasaray Futbol Klübünde basketbol oynadım. Müzik tutkusu nedeniyle kısa bir dönem radyo DJ liği yaptım. Yazmak konusunda çocukluktan gelen bit alışkanlık var. Yıllarca günlük tuttum bir taşınma sırasında kaybettim sanırım en büyük kaybım. Onları hep bir kitap haline getirmek istemişimdir. Kısa hikaye, öykü ve şiirler yazıyorum.Henüz bir kitabım yok ama bir çok antoloji projelerinde yer aldım. İki çocuk annesiiyim. Özel sektörde satış danışmanı olarak çalışıyorum.