KARDELEN 4. Bölüm
- Yazar: Kudret KÖKSAL
- 27 Ağustos 2026
- 14 kez okundu
KARDELEN
4. Bölüm
Hayatım hep böyle ekstrem yaşanmışlıklarla mı geçecekti?
Neden benim sevdiğim kadınlar kendilerini hep böyle düşük, böyle aşağılık insanların kollarına bırakıyorlardı?
Tehdit miydi, korku muydu onları buna sevk eden? Hayır, bu kadar ucuz olamazdı.
Dünyada tenine dokunulası, öpülesi milyonlarca insan varken, neden böylelerini tercih ediyorlardı?
Neden hep benim karşıma böyleleri çıkıyordu? Dayanamazdım buna Kardelen, dayanamazdım.
Sevgilin saygı duyulası bir insan olsaydı, inan ben de saygı duyabilir ve sessizce çekilebilirdim hayatından. Böylelerine nasıl saygı duyabilirdim? Nasıl kabullenebilirdim? Ben bir erkek olarak bile tenime dokunacak kadınları özenle seçerken, sen ve sizin gibiler nasıl oluyordu da, kim olduğunu önemsemeden teninizi paylaşıyordunuz?
Bu dünya çok adaletsizdi Kardelen, bu dünya beyinsizin, çirkinin, kötünün, kirlinin tahakkümü altındaydı. Güzel olan ise hep bunlara yeniliyordu. Kabul edemezdim, hayır edemezdim. Ah, dört saat boyunca neler çektim! Kaç kez Azrail’le buluştum, döndüm. Kafamdaki görüntüden kurtulabilmek için neler yaptım. Olmadı, olamadı…
Ve yine telefonun… “Onunla yatmıyorum, onunla yatmıyorum…” Ve kapattın. Bu sözcükler beni yatıştırmak için mi söylenmişti, yoksa bir utancın telafisi miydi? Yalan mıydı, bilemiyordum. Ama yapman gerekeni yapmıştın. Ne olursa olsun, duyarlı olman beynimi rahatlatmıştı. Bir de, “Uzak olsan da hep benimle uyuduğunu, resimlerimle dertleştiğini” söylemiştin.
Aradan pek çok gün geçti. Kendimi sensizliğe alıştırmalıydım. Gözlerini gözlerimin önüne getirmeye çalışıyor, sesini ve mimiklerini tahayyül ediyordum. 12 ya da 13 gün sonraydı. Telefonu açtığımda “Ben geldim” diyen sesini duydum. Sevinçten ağlayabilirdim. “Gel” dedim. “Mümkün değil” dedin. Büyük bir isyan gelişiyordu içimde. “Madem öyle hiç aramasaydın, alıştırsaydın beni sensizliğe.” Oysa sen de günlerdir bana hasrettin. Ankara’ya dönüyordun ve beni görmeye gelmiyordun. Şimdi anımsıyorum da, sanırım biraz ağır konuştum. “Sevmenin gereklerini yerine getirmediğini” söyledim sana. Bence ne korkular, ne kaygılar, ne çıkarlar bunun önüne geçmemeliydi. Sen ise bir alçağı öne sürüp, beni görmekten kaçıyor, duygularına gem vuruyordun. Onu bana bırakmalıydın Kardelen. O adamdan zerre korkmuyordum. O adamla yüzleşmek, hesaplaşmak istiyordum; sonuç her ne olursa olsun…
Telefonların giderek azalmıştı. Bense ne delilikler yaptım bu ara. Evini buldum. Bahçe kapının önüne gül yaprakları bıraktım. O hazin hayat hikâyeni kaleme aldım ve takma adla bir günlük gazetenin arka sayfasında tam sayfa olarak yayınlanmasını sağladım. Sanırım bütün bunlardan haberin bile olmadı senin. Ama çıktığın gazinoya hiç gitmedim; gazetelerdeki ilanlarını dikkatlice takip etsem de… Bunun seni çok zor durumda bırakabileceğini biliyordum.
Aradan 3 yıl kadar bir süre geçti. Sensiz, sesini duymadan… Artık Ankara beni öylesine boğuyordu ki, İstanbul’a kaçtım. Her yerde fil kulaklı dinlemeler, gez-göz-arpacık bakışlı gözler, dön-dolaş Dikimevi-Bahçeli, Ulus-Çankaya… Çok zor geçen bir dönemin ardından ve birkaç yenilgi sonrasında Ankara’ya dönmek zorunda kalsam da, inatla inatla tekrar denedim ve sonunda İstanbul’u başardım.
Bir gün Şişli’de yürürken bir ilanını görüyorum billboardlarda. İstanbul’un önemli ve büyük gazinolarından birinde çıkıyordun. Kendime hâkim olamadım. O gece erken saatlerde o gazinoya gittim. Sahnenin hemen dibindeki bir masaya oturdum. Saatler geçti ve ismin anons edildi. Muhteşem bir tuvaletle sahneye geldin. Ay gibi parlıyordun. Müşterileri selâmlarken bana ilişti gözün. Duraksadın. Mikrofonu düşürdün elinden ve dizlerinin üstüne çöktün. Yapamazdım Kardelen, yapamazdım. Ama seni yeniden korkulara atamazdım.
Her şeyi bırakıp orada… Ve kalbimi… Hızla uzaklaştım.
Devam edecek…
Kudret Köksal
Önceki bölümleri okudunuz mu?

Erkeklerin bakış açısında aşk ilginç… devamını bekliyorum…
Üstadım dizi film senaryosuna doğru gidiyoruz. Yüreğinize sağlık.