SON SÖZÜ KİM SÖYLER?
- Yazar: ZAFER DEĞİRMENCİ
- 9 Eylül 2026
- 26 kez okundu
SON SÖZÜ KİM SÖYLER?
“Anrenochrome” Bu terimi ilk dünyayı sarsan Wayfair olayıyla duyduk. Birçoğumuz hiçbir anlam getiremeyip, hatta araştırmaya bile gerek duymadan önemsemezken hatırı sayılır sayıda insan bu olayı merak edip araştırdı. Araştırdıkça insanın kanını donduran detaylar ortaya çıkmaya başladı.
Adrenochrome aslında bir hormondur. Bu hormon 0-9 yaş arası çocukların korku anında adrenalin ile beraber salgıladıkları bir hormon. İddiaya göre bu hormon yaşlanmayı önlediği için dünya çapında zengin insanların kullandığı bir serum haline gelmektedir. Birçok ünlü ve siyasetçinin bu olayda adı geçmektedir. Tom Cruise ve Hillary Clinton gibi ünlü insanların bu serumu kullandıkları iddia edilmektedir.
Aslında bu sapkınlığın tarihi bir geçmişi var. Ortaçağ Avrupası’na ait bulunan bazı kayıtlarda tapınakçıların boğa kanı içerek güçlenmesinden bahsedilmektedir. M.Ö dönmelerde işler biraz daha karmaşık hale gelmektedir. Bu dönem Mezopotamya topraklarında kara büyü gibi şeyler inançların merkezine oturmuş durumdaydı. Şuan bile bu geleneklerin çoğu bizim geleneklerimize adapte olmuş durumdadır. Çocuk kanı içme ritüeli ilk defa bu dönemlerde ölümsüzlüğü arayanlar arasında gelişmiştir. Bu öylesine bir inanış haline gelmiştir ki kan tarikatları bile kurulmuştur. Yaşanan bu son wayfair olayı da geçmişten gelen bu tarikatların devamı olarak tanımlanmaktadır.
Birçok kişi bu olayı komplo teorisi ve saçmalık olarak tanımlasa da dünya genelinde kaybolan çocukların sayısı küçümsenmeyecek kadar fazladır. Yine iddialara göre bu hormonun elde edilebilmesi için çocuğun ölesiye korkmuş olması gerekmektedir. Korkan çocuk adrenalin ile birlikte bu hormonu salgılar. Canlı canlı uzuvları kesilerek veya işkence yapılarak korkutulan bu çocuklardan elde edilen hormon serum haline getirilerek milyon dolarla ölçülen fiyatlara satılmaktadır. Uzakdoğu mutfağında köpek eti çok beğenilen bir yemektir. Fakat daha lezzetli olması için köpeğin sopayla dövülerek öldürülmesi gerekmekte olduğu bu iğrenç ve insanlık dışı uygulamada tıpkı çocukların canlıyken işkence görmesi gerektiği inancıyla hemen hemen aynıdır.
Yine ortaçağa dönecek olursak, İspanya engizisyon mahkemelerince asiller tarafından özel istek üzerine şeytanın çocuğu veya içinde şeytan var denilerek ailelerinden zorla alınan çocukları çok bilinen bir ortaçağ idam aleti olan iğneli fıçılarda katlederek kanlarını alıp satan bir sektör bulunmaktaydı. Kan ritüelleri o kadar ünlüydü ki 16 yy Macaristan’ın da kanlı kontes lakabıyla ün salmış Elizabeth Bathory kan banyosunun onu gençleştirdiğini düşünerek onlarca hizmetçisini vahşice katletmiştir. Şatodan kaçan bir hizmetçinin polise başvurmasıyla yakalanan ve ömür boyu şatosunda yalnız başına hapsedilen bu seri katilin yaptıkları gelecek nesillere miras kalmış gibi kanın ölümsüzlüğün veya gençleşmenin ilacı olduğu yönünde yaygın bir inanış vardır.
Peki, gerçekten kan gençleşmeyi sağlayabilir mi? Evet, bu doğrudur. Kan cildi ve bedeni onaran güçlü bir sıvıdır. Günümüzde PRP adı verilen bir cilt tedavi yöntemi bulunmaktadır. Kişinin kendi kanının cilde enjektesiyle yapılan yöntemin işe yaradığı, yaşlanmayı önlediği kanıtlanmıştır. Bu küçük çocuklardan elde edilen vahşice yöntemi meşrulaştırmaz. Herkes doğar, yaşar ve yaşlanır sonunda bizi bekleyen mutlak sonla ölür. Bunu hiçbir ilaç, serum veya ayin engelleyemez.
Tarih boyunca ölümsüzlük peşinde koşmuş birçok komutan, devlet adamı, kral olmuştur ama hiçbiri mutlak sondan kaçamamıştır. Son dönemde patlak veren ve dünya gündemini meşgul etmiş bu olayın arkasında çok karanlık güçlerin olduğu apaçık meydandadır. Diyarbakır Mardin arasında bulunan Zerzevan kalesi bugün dünyayı yönettiğine inanılan bazı kimselerin ilk ayin yaptığı yer olarak tescillenmiştir. Bulgulara göre tarihi milattan öncelerine dayanan bir tarikatın burada bulunan Mithras tapınaklarında ayin yaptığı, kan içtiği kanıtlanmıştır. Burada bulunan bebek iskeletleri önceleri mezarlık olduğunu düşündürse de bulunan iskeletlerin aynı yaş aralığında olması şüphe uyandırmıştır. Yapılan araştırmalarda ise kan içme ayinleri doğrulanmıştır.
Yaşadığımız asrın felaketi depreminden sonra kaybolan yüzlerce çocuğun arama çalışmaları yüzeysel bir şekilde yapılmış ve derinlemesine bir araştırma yapılması gerektiği yönünde verilen önerge TBMM tarafından reddedilmiştir. ABD de bulunan bir sinagogun gizli geçitlerinde çocuk kıyafetleri kanlı elbiseler ve yataklar bulunmuştur. Antalya sahiline vuran sahipsiz çocuk cesetleri ise bu olaya tuz biber olmuştur. Peki, kaybolan çocukların bulunmasını bir insan neden reddeder? Ülkemde yaşanan deprem faciasından hemen sonra yağmalar, hırsızlıklar ve çocuk kaçırmalar olmuş, bunun haberleri günlerce yapılmıştı. Gündemin dakikalar içinde değiştiği zavallı ülkemin zavallı çocukları gündemin dışına atılarak unutturuldu. Bunun dillendirilmemesi gerektiğini düşünenler böyle istediği için…
Dünyadaki düzeni elinde tutan bu yapılar tarihi binlerce yıl öncesine dayanan bir geleneğin mirasçısı olarak görevlerini yapmakta seçtiğimizi sandığımız insanları görevlendirip istedikleri ülke üzerinde iğrenç oyunlarını oynamaya devam etmektedir. Tüm bunlar komplo teorisi denilerek basitleştirilmeye çalışılsa da dünyayı kontrol eden bir güç olduğu tüm bu bulgularla beraber netlik kazansa da kimse üstünde durmak istemediği için Sümen altı edilmiştir. Bu olayların üstüne gitmek isteyenler ya itibarsızlaştırılmış, ya da ortadan bir şekilde kaybedilmiştir. Bunun bilinen en bariz örneği Michael Jackson dır. Epstein’ in çocuklara yaptığı sapkınlıkları ifşa etmesinden korkanlar onu çocuk tacizcisi olmakla suçlayıp itibarsızlaştırmaya çalışmıştır. Oysa onun çocukları kurtarmak için mücadele vermekten başka bir suçu olmadığı yine Epstein dosyalarında açığa çıkmıştır.
Dünyada dönen tüm planlı ve organize sapkınlıklar biri veya birileri tarafından planlanıp yapılıyorsa bu lobi ne yapıyor olabilir ki devlet başkanlarını bile kukla misali ellerinde oynatabiliyor, nasıl bir taviz verilmiş olabilir ki depremde kaybolan çocuklarımızın araştırılmasını bile reddedecek kadar kendini kaybetti bizi yönetenler.
Tüm bunların altında bir teoriye göre tek neden yatmaktadır. Bazı Yahudi mesihçi akımlar “Dehikat ha-Ketz” yani sonu zorlamak, sonu hızlandırmaya çalışmak. Anlayacağınız üzere yaratanı Mesih indirmesi için zorlamak olarak çevrilebilir. Bu akımlar kötülük yaparak veya kötülüğü destekleyerek Allah’ı kıyameti koparması için zorladıklarına inanırlar. Bu akım dünya üzerinde parasal güçleriyle lobiler oluşturur, devletlerin iç meselelerine müdahale eder ve genellikle kendine biat etmiş karakterleri bu devletlerin başına geçirirler. Öyle ince planlar yaparlar ki, şu an yaşadığımız birçok olay aslında yüz yıl önce planlanmış olabilir. Bunu sizlere bir soru ile örneklendirmek istiyorum:
Bir ülke sınırındaki mayınlı bölgeyi neden temizletir?
Yakın tarihte yaşadığımız Suriye savaşı ve mülteci sorununun planlanması yıllar önce yapılmış ve ilk adım 2009 da atılmıştı. Bu tarihte 5903 sayılı kanunla sınırdaki mayınlar özel şirketlere verilerek temizlenecekti. Bu özel şirketler ise çoğunluğu İsrail’e bağlı özel şirketlerdi. Gelen tepkiler üzerine bu proje 2013 de iptal edildi. Fakat hatırı sayılır bir bölge çoktan temizlenmişti bile. Ardından Suriye’de iç savaş çıktı ve mülteciler temizlenen bölgelerden topraklarımıza rahatça geçtiler.
“Yazının başında okuduğum çocuk katliamlarıyla şimdi bu konunun ne alakası var.” dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle bir alakası var bence. Dünyada olup biten sapkınlık, savaş, soykırım ne varsa hepsi tek merkezden planlandığı ve organize bir şekilde uygulandığını anlatmak istedim. Yaşadığımız hiçbir şeyin tesadüf olmadığını yazmaya çalıştım.
Sevgili okur;
Unutma ki herkesin bir planı vardır ve bu planı uygulamak için ellerinden geleni yaparlar. Allah’ın kötülüğe izin vermesi, onu amaçladığı anlamına gelmez; kötülüğün içinden dahi daha büyük bir hayır ve adalet doğuracak bir planı vardır. sığındığımız tek limanda budur.
Son sözü hep o söyler…
Zafer Değirmenci
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

yine merak eden insanlara tokat gibi bir araştırma… kaleminize emeğinize sağlık…
Çok teşekkür ederim hocam.
Kanım dona dona okudum. . Yüreğinize sağlık.