BİR RADYO İLE BAŞLADI HER ŞEY
- Yazar: ZAFER DEĞİRMENCİ
- 26 Ağustos 2026
- 20 kez okundu
BİR RADYO İLE BAŞLADI HER ŞEY
Bundan tam 93 yıl önce sapkın bir fikrin kilit isimlerinden biri “ Her eve bir radyo” kampanyası başlattığında işin bu boyutlara geleceğini hiç kimse ön görememişti.
Nazi partisi propaganda bakanı Joseph GOEBBELS aslında bu kampanya ile her eve destursuz bir şekilde gireceğinin farkına varan ilk insandı belki de.
Görsel medyanın olmadığı bir dönemde bu hamle evinde akşam yemeğini yerken bile insanlarda algı yaratabilmenin yegâne yoluydu. Bu kampanyayla birlikte algı yaratmanın üstünden 93 yıl geçti ve dünya bu süre zarfında savaşlarla, soğuk savaşlarla ve iklim katliamlarıyla yok edilirken, insanlık kendi kendini teknolojide üst seviyelere taşıdı.
Bizim gibi bazı ülkeler yine dijital ortamlarda hurafelere algı yoluyla yönlendirilirken, diğer ülkeler teknoloji konusunda yarışıyorlardı. Bu teknoloji yarışı öyle bir hal aldı ki günümüzde insan gibi düşünebilen, konuşabilen sistemler kuruldu.
Hazırı çok seven, yönetilmeye bayılan toplumlarda artık bilgi, hazır bir şekilde önümüze geliyordu. Bilgiye böyle araştırmadan, kurcalamadan ulaşmanın bir bedeli olacaktı elbette.
Bu bilgiler kimler tarafından hazırlanıyor ve bize nasıl servis ediliyor kimse düşünmüyordu bu dijital sarhoşluğun içerisinde. Merak ettiğimiz bir şeyi yapay zekâya sormamız yeterli ne de olsa.
Milyon dolarlık soru şu; bu yapay zekâyla bizlere ulaşan bilgileri kim kontrol ediyor, Bu bilgiler kimlerin tezgâhından geçip bize sunuluyor? Sadece bizim bilmemizi istedikleri şeyleri bize sundukları aklımıza gelmiyor.
Düşünün, siyaset eskiden çoğunlukla meydanlarda insanların gözleri önünde yapılan bir şeyken günümüzde dijital manipülasyonla yapılır hale geldi. Manipüle edilmeye müsait bir toplum olarak algımız istenildiği gibi kontrol edilebiliyor.
Yapay zekâ sayesinde sosyal medyada olmayan şeyleri olmuş gibi, olmuş şeyleri hiç olmamış gibi algılaya biliyoruz. Onca ahlaksızlığa rağmen sosyal medya platformları ve uygulamalar neden ülkemizde yasaklanmıyor, dinine, kültürüne bağlı olduğunu övünerek anlattığımız bu ülke neden bu ahlaksızlığı yargılamıyor?
Nedeni şu: Ahlaksız toplum kolay lokmadır, ahlaksız toplum sorgulamaz, ahlaksız toplumu dilediğiniz gibi yönlendire bilirsiniz.
Ahlak algımızı kadının giyimine, iki sevgilinin el ele yürümesine indirgeyenler, asıl ahlaksızlığın hak yemek, adaletsizlik, eğitimi yozlaştırma ve rüşvet olduğunu bilmemizi istememeleri gayet normaldir.
Yıllarca alın teri dökmüş, okumuş genç kadınları kasiyer, genç erkekleri de kurye yapmak için kurgulanmış bu sistemin elbette toplumun ahlaksızlığını görmezden gelmesi kaçınılmazdır.
Dijital manipülasyon sadece sosyal medya da sanıyorsanız elbette yanılıyorsunuz. Evimizin başköşesinde oturan görsel medya da çok masum değil tabi ki.
Gündüz kuşaklarında toplumda yaşamaması gereken şahısları konuk edip olmadık rezillikleri çok normalmiş gibi gösteren şık hanım efendiler ve her akşam sisteme başkaldıranları hedef gösterip medya tetikçiliği yapan yakışıklı bey efendileri unutmamak lazım.
Kendine senarist diyen, zorbalığı bize kahramanlık gibi pazarlamaya devam ediyor. Din adı altında kendine hoca, şeyh vb isimler takmış özel görevli ajanlar bu toplumun din algısını darmadağın etmeyi başarmışlardır.
Bunlar o kadar cüretkârdırlar ki kendilerini peygamberden üstün görüp dinde olmayan fetvalar bile vermektedirler. Bunlara karşı çıkanlar ise tıpkı Diyarbakır’daki Ramazan hoca örneğinde olduğu gibi hedef gösterilip katlettirilebilir.
İşte bu yüzden “Coğrafya kaderdir.” sözü çoğu zaman doğru bir terim değildir. Biz bu dijital yalanlara o kadar çabuk adapte olduk ki, gerçeği sorgulamak bizim rahatımızı bozar hale geldi.
Konfor alanımızdan çıkmak: aptallık, nezaket: eziklik ve doğruyu söylemeyi: isyan olarak algılattılar bize. Bizde hiç sesimizi çıkarmadık. Gündüz programlarında yaptığı rezillikleri gurur duyarak anlatanlar ünlü, bu ülkede düşünmekten başka bir şey yapmayanlar vatan haini oldu.
Başımızı bu kadar kuma gömmüşken coğrafya nasıl kaderimiz olabilir. Sosyal medyada göbeğini sallamaktan başka marifeti olmayan tek hücreli varlıkları bu toplumun ikonu haline getirdiğimizde coğrafyayı biz mahvetmiş olmuyor muyuz?
Evladı sokakta katledilmiş bir annenin adaleti sosyal medyada araması kadar büyük bir utanç hangi coğrafyanın suçudur?
Bilimden, okumaktan ve ahlaktan uzaklaştırılan gençlerin yozlaştırılma projesi büyük bir istikrarla devam etmektedir. Tıpkı 50 li yıllarda sisteme başkaldıran siyahi gençleri uyuşturucuyla yozlaştırıp sindirdikleri gibi. Bu plan hala uygulanmaktadır.
Ülkemizde uyuşturucu kullanma yaşı 12’lere kadar düşmüşken, uyuşturucu ile mücadele adı altında birkaç torbacıyı yakalamak nereden bakılırsa bakılsın tiyatrodur.
Bu tiyatro bizlere dijital medya aracılığı ile servis edildiğinde algımız bir mücadele olduğuna ikna olmaktadır ve asıl yakalanması gerekenlerin uyuşturucu baronları olduğu sorgulanmaz.
Manipülasyon çeşitlidir. İnsan beyni bazen hangisiyle mücadele edeceğini şaşırabilir. Öyle bir saldırıya maruz kalırsınız ki, gerçeklik algınız kaybolur.
Sahte hesaplar, deepfake videolar, sahte gündem oluşturmak gibi yöntemlerle algınızı altüst edebilirler. Bu tuzağa sadece okuyan, araştıran, sorgulayan insanlar düşmez ki, işte sistemin istemediği insan tipi de bunlardır.
Hedef gösterilen ve sistem için büyük tehlike arz eden bu insanlar, genelde toplumda vatan hainliği veya dinsizlikle suçlanıp itibarsızlaştırılmaya çalışılır. Bu ulvi görevde genelde medyada ön plana çıkan medya tetikçilerine verilir.
Hırsızlık, rüşvet, cinayet, tecavüz gibi eskiden hoş görülmeyen suçlar, şimdilerde her insanın başına gelebilecek normal şeylermiş gibi sunuluyorsa işte bu Dijital Manipülasyonun zaferidir.
İşin acı yanı ise bu zaferi biz hiç yadırgamadan kabullenip bağrımıza bastık. Çok çabuk alışıp, sanki yüz yıllardır dijital bir hayat yaşıyormuşuz gibi benimsedik.
Kadranlı sabit telefonu görmüş nesil bile şimdi sosyal medyada mahremini paylaşıp hediye toplamaya çalışıyor. Belki de gençliğinde mahallenin namus bekçiliğini yapmış bir alçak kızını canlı yayında oynatıp fenomen olma hayalleri kuruyor.
Bu canlı yayını izleyip beğeni yapan alçakları ayrıca söylemenin bir gereği yok diye düşünüyorum.
Dijital dünya da insan kalabilenler ve buna çaba sarf edenler maalesef gölgelerde mücadele etmeye çalışıyor bu kör yozlaşmayla.
Bu yozlaşmanın bir eseri olarak da toplum vasıfsız, faydasız insanları takip etmeyi tercih ediyor sosyal medya platformlarında.
Bunun adına “eğlenceli paylaşımlar” diyerek de yumuşatıyor kepazeliği. Kaydırarak izlediğimiz o kısa videolar aslında bizim odaklanmamızın ve algımızın düşmanıydı.
Biz bu düşmanla yatıp kalkmaya ve hatta çocuklarımız uslu dursun diye onların en iyi arkadaşı yapmaya razı olduk.
Küresel sistemin tamda istediği insan modeli olduk çıktık. Sorgulamayan, araştırmayan, okumayan, yaşamayan ama yaşadığını sanan insanlar.
Dünyadaki zulmü bir paylaşımla durdurduğunu sanıp vicdanını temizleyen insanlar. Entelektüel camiamızın bile yazmaktan korktuğu, sistem kendisine dokunmasın diye yoksulluğu yazmaktan çekinen kalemlerin kendine yazar diyerek statü kazanmaya çalıştığı bu çağ, neresinden tutulursa tutulsun insanlık tarihinin aslında en karanlık çağlarıdır.
Engizisyon mahkemelerinin yerini dijital vahşet almış ve toplumlar ortaçağ da yapılan işkenceleri karanlık çağ olarak adlandırmışlarsa da bu çağda yapılan bu psikolojik işkenceyi zevkle kabul etmişlerdir.
Sadece tarihler ve yöntemler değişmiştir oysa. Teknoloji manipülasyon yaparak insanları yönetmek için kullanılmamalı. Teknoloji insanlık yararına kullanıldığı zaman gerçek değerine ulaşacaktır. Toplumun kendini yönettirme merakına, ya da ahlaksızlığına kılıf bulma aracı olamaz teknoloji.
Yapay zekâyı insanlık faydasına kullandığımız zaman faydalı olur. Şeytani planlar amacıyla kullanılırsa insanlık için oldukça tehlikelidir.
Yapay zekâyla beraber çıkan bir tartışmada yapay zekânın bazı meslek gruplarını yok edeceği söylenmektedir. Zekânın yapay olması mı tehlikeli olan, yoksa o yapay zekâyı yönlendiren gerçek zekâ mı?
İşte o gerçek zekânın sahipleri toplumu yönetme ve köleleştirme arzusuyla yanıp tutuşan evrensel sistemin ta kendisidir.
Zafer Değirmenci
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

gerçekleri suratımıza tokat gibi vuran kaleminize sağlık…
Çok teşekkür ediyorum hocam.