Çocukların İç Pusulası

Çocukların İç Pusulası

Bir çocuğun ödevinin başına oturup birkaç dakika sonra kalkması, sırada beklemekte zorlanması, kaybettiğinde öfkelenmesi, istediği hemen gerçekleşmediğinde ağlaması ya da bir görevi tamamlamadan başka bir şeye yönelmesi çoğu zaman “dikkatsizlik”, “sabırsızlık” veya “söz dinlememe” olarak yorumlanıyor.

Oysa çocuk davranışına biraz daha yakından baktığımızda başka bir soruyla karşılaşıyoruz:

Çocuk kendini yönetmeyi ne kadar biliyor?

Bugünün çocukları bilgiye hiç olmadığı kadar kolay ulaşıyor. Fakat bilgiye erişimin kolaylaşması, kendini yönetmenin de kolaylaştığı anlamına gelmiyor. Tam tersine; hızlı içerikler, sürekli değişen uyaranlar, anında ödül beklentisi ve yetişkinlerin çocukların yerine yaptığı pek çok iş, öz düzenleme becerisinin gelişimini zorlaştırabiliyor.

Öz düzenleme; çocuğun duygularını, dikkatini, davranışlarını ve dürtülerini amaca uygun biçimde yönetebilmesidir. Bir başka ifadeyle çocuk yalnızca “ne yapacağını” değil, ne zaman duracağını, nasıl başlayacağını, nasıl devam edeceğini ve zorlandığında ne yapacağını öğrenir.

Bu nedenle öz düzenleme, yalnızca davranış yönetimiyle ilgili değildir. Öğrenmenin, ilişkilerin ve bağımsızlığın temel becerilerinden biridir.

Çocuğun yerine yaptıkça, onun yerine düşünmeye de başlarız

Günlük yaşamda iyi niyetle yaptığımız bazı şeyler çocukların öz düzenleme gelişimini farkında olmadan sınırlandırabilir.

“Ödevini yaptın mı?”

“Çantanı hazırladın mı?”

“Montunu giy.”

“Çabuk ol, geç kalıyoruz.”

“Sen dur, ben yapayım.”

Bu cümlelerin her biri tek başına sorun değildir. Sorun, çocuğun günlük yaşamındaki planlama, hatırlama, bekleme, karar verme ve sorumluluk alma görevlerinin sürekli yetişkin tarafından üstlenilmesidir.

Çocuk her zorlandığında yetişkin devreye girerse çocuk zamanla zorluğu çözmeyi değil, zorluk karşısında yardım beklemeyi öğrenebilir.

Öz düzenleme ise tam tersine, çocuğun küçük yaşlardan itibaren kendi davranışının sorumluluğunu yavaş yavaş üstlenmesini gerektirir.

Elbette burada çocuktan yetişkin gibi davranmasını beklemekten söz etmiyoruz. Öz düzenleme bir anda kazanılan bir özellik değildir. Beynin gelişimi, yaş, mizaç, çevre ve deneyimler bu sürecin önemli parçalarıdır.

Bu nedenle çocuk “kendini kontrol etmeyi bilmiyor” diye etiketlenmek yerine, bu beceriyi geliştirebilmesi için hangi deneyimlere ihtiyaç duyduğu düşünülmelidir.

Öz düzenleme akademik başarının görünmeyen temelidir.

Bir çocuğun matematik bilgisi güçlü olabilir. Okuma becerisi yaşıtlarının üzerinde olabilir. Fakat derse başlayamıyor, dikkatini sürdüremiyor, hata yaptığında hemen vazgeçiyor veya zor bir görev karşısında duygularını yönetemiyorsa bildiklerini öğrenme sürecine aktarmakta zorlanabilir.

Çünkü öğrenme yalnızca bilgiyle gerçekleşmez.

Öğrenmek;

bekleyebilmeyi,

dikkati sürdürebilmeyi,

hata yapabilmeyi,

yeniden deneyebilmeyi,

hedef belirleyebilmeyi,

dürtüyü erteleyebilmeyi

ve gerektiğinde yardım istemeyi de gerektirir.

Bu nedenle sınıfta yalnızca “Dersini öğrendi mi?” sorusunu sormak yeterli değildir.

Bazen daha önemli soru şudur:

“Öğrenme sürecini yönetebiliyor mu?”

Bir öğrencinin zor bir soruyla karşılaştığında kalemi bırakması ile “Bu soruyu çözmek için başka hangi yolu deneyebilirim?” diyebilmesi arasındaki fark, yalnızca akademik bilgi farkı değildir. Bu, öz düzenleme farkıdır.

Çocukların daha fazla kurala değil, daha fazla pratiğe ihtiyacı var

Öz düzenleme anlatılarak değil, yaşanarak gelişir.

Çocuğa sürekli “Sabırlı ol.” demek sabrı öğretmez. Çocuğun bekleyebileceği küçük fırsatlar oluşturmak öğretir.

“Öfkelenme.” demek öfkeyi ortadan kaldırmaz. Çocuğun öfkelendiğinde durmayı, nefes almayı, duygusunu adlandırmayı ve çözüm aramayı deneyimlemesi gerekir.

“Dikkatini ver.” demek dikkati geliştirmez. Dikkatin gidip geldiğini fark etmeyi ve yeniden göreve dönmeyi öğrenmek geliştirir.

Bu nedenle ev ve okul ortamında çocuklara küçük ama gerçek sorumluluklar vermek önemlidir.

Çantasını hazırlamak, çalışma alanını düzenlemek, günlük görevlerini planlamak, bir oyunda sırasını beklemek, başladığı bir işi tamamlamak, yaptığı bir hatayı düzeltmek…

Bunlar yetişkin gözüyle küçük ayrıntılar olabilir. Ancak çocuk için bunların her biri beynin kendi davranışını yönetme pratiğidir.

Bir öğretmenin görevi yalnızca çocuğu derse hazırlamak değildir.

Öğretmenlik deneyimim bana şunu gösterdi: Çocuğun davranışının arkasındaki ihtiyacı görebildiğimizde sınıf yönetimi de öğrenme süreci de değişiyor.

Sürekli uyarılan bir çocuk zamanla uyarılara bağımlı hâle gelebilir.

“Defterini çıkar.”

“Başla.”

“Dikkatini ver.”

“Bitirdin mi?”

“Kontrol et.”

“Sil.”

“Tekrar yap.”

Bir noktadan sonra çocuk kendi kendine başlamayı, kontrol etmeyi ve tamamlamayı değil, yetişkinin yönlendirmesini beklemeye başlayabilir.

Oysa hedefimiz çocuğun öğretmene daha bağımlı hâle gelmesi değil, zaman içinde öğretmenin desteğini azaltarak kendi öğrenmesini yönetebilmesi olmalıdır.

Bu nedenle sınıfta bazen doğrudan müdahale etmek yerine çocuğa birkaç saniye düşünme zamanı vermek, hemen cevabı söylemek yerine “Sence şimdi ne yapabilirsin?” diye sormak, hata yaptığında düzeltmek yerine hatasını fark etmesine fırsat tanımak çok değerlidir.

Çünkü bağımsızlık, çocuğun her şeyi tek başına yapması değil; yapamadığı anda ne yapacağını öğrenmesidir.

Geleceğin çocuklarını bilgi değil, kendini yönetebilme becerisi de taşıyacak

Dünya değişiyor. Çocukların ulaşabileceği bilgi miktarı artıyor, fakat dikkatleri aynı hızda artmıyor.

Bu nedenle eğitimde yalnızca akademik kazanımlara odaklanmak yeterli değil.

Çocukların kendilerini tanımayı, duygularını fark etmeyi, dikkatlerini yönetmeyi, beklemeyi, plan yapmayı, hata karşısında yeniden başlamayı ve sorumluluk almayı öğrenmeleri gerekiyor.

Öz düzenleme becerisi güçlü olan bir çocuk her zaman sakin, başarılı veya kusursuz olmayacaktır.

Zaten amaç da kusursuz çocuk yetiştirmek değildir.

Amaç; zorlandığında kendisini fark edebilen, duygusunu tanıyabilen, davranışının sonuçlarını düşünebilen ve gerektiğinde yeniden başlayabilen çocuklar yetiştirmektir.

Belki de eğitimde kendimize sormamız gereken en önemli sorulardan biri artık şudur:

Çocuğumuz bizim söylediklerimizi ne kadar iyi yapıyor?

Bunun yanında bir soruyu daha sormalıyız:

Biz yanında olmadığımızda kendi kendine ne kadarını yapabiliyor?

Çünkü eğitimin gerçek başarısı, çocuğun yetişkinin yönlendirmesiyle hareket etmesi değil; zaman içinde kendi iç pusulasını geliştirebilmesidir.

Öz düzenleme, bu pusulanın en önemli parçalarından biridir.

Yorumlar (0)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zübeyde Arslan

Zübeyde Arslan, 1982 yılında Muş’ta doğdu. İlkokul eğitimini Tekirdağ’da, ortaokul ve lise eğitimini Aydın’da tamamladı. Atatürk Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu. 20 yılı aşkın süredir uzman sınıf öğretmeni olarak görev yapan Arslan; PYP/IB, üstün zekâlılar eğitimi, öğrenci koçluğu, akıl ve zekâ oyunları, anlayarak hızlı okuma ve çocuk gelişimi alanlarında çeşitli eğitimler aldı. Öğrenci merkezli ve bütüncül bir eğitim anlayışını benimseyen Arslan, öğrencilerin bireysel farklılıklarını gözeterek akademik, sosyal ve duygusal gelişimlerini desteklemeye önem vermektedir. Eğitim alanındaki deneyimlerini yazılarıyla da paylaşan Arslan, farklı eğitim platformlarında öğretmenlik, çocuk gelişimi ve güncel eğitim sorunları üzerine yazılar kaleme almakta; aynı zamanda "21. Yüzyıl Sınıfı" adlı kitabın yazarıdır.