İLKOKULDA EV ÖDEVİ GEREKLİ Mİ?

İLKOKULDA EV ÖDEVİ GEREKLİ Mİ?

İLKOKULDA EV ÖDEVİ GEREKLİ Mİ?

Akşam saatleri…
Bir evde çocuk masanın başında oturuyor. Önünde defterler, kitaplar, çalışma kâğıtları… Anne-baba ise arada bir “Bitmedi mi?”, “Biraz daha çalış.”, “Yarın öğretmenin kontrol edecek.” diyor.

Çocuk ise saate bakıyor. Oyun oynamak istiyor. Bisiklete binmek, arkadaşlarıyla konuşmak, biraz hayal kurmak istiyor.

İşte tam burada şu soru karşımıza çıkıyor: İlkokul çocuğunun gerçekten bu kadar ev ödevine ihtiyacı var mı?

Cevap, aslında “ödev gerekli mi, gereksiz mi?” kadar basit değil. Asıl soru şu olmalı:

Verilen ödev çocuğa ne kazandırıyor?

Çünkü doğru hazırlanmış, yaşına uygun ve ölçülü bir ödev çocuğun öğrenmesini destekleyebilir. Fakat amacı belirsiz, uzun ve tekrara dayalı ödevler; öğrenmeyi sevdirmek yerine çocuğu okuldan ve dersten uzaklaştırabilir.

Ödev ne zaman ortaya çıktı?

Ev ödevinin tarihi oldukça eskilere uzanıyor. Ancak bugünkü anlamıyla düzenli ev ödevi anlayışının özellikle 19. yüzyılda modern okul sistemlerinin yaygınlaşmasıyla güçlendiğini görüyoruz.

Okulda öğrenilenlerin evde tekrar edilmesi, öğrencinin sorumluluk kazanması ve öğretmenin öğrencinin çalışmalarını takip edebilmesi gibi amaçlarla ödevler eğitim sistemlerinin önemli bir parçası hâline geldi.

Fakat eğitim anlayışı zaman içinde değişti. Eskiden “Daha çok çalışma = Daha çok öğrenme” düşüncesi daha baskınken, günümüzde özellikle küçük yaşlarda öğrenmenin niteliği, çocuğun gelişim düzeyi, oyun ve dinlenme ihtiyacı daha fazla önemseniyor.

Çünkü çocuk, küçük bir yetişkin değildir.
Peki ödevin faydaları yok mu? Elbette var.

Doğru kullanıldığında ev ödevi;
– Öğrenilen bilgilerin pekişmesine,
– Sorumluluk duygusunun gelişmesine,
– Zaman yönetiminin öğrenilmesine,
– Düzenli çalışma alışkanlığının oluşmasına,
– Öğretmenin öğrencinin öğrenme durumunu fark etmesine,
– Ailenin çocuğun eğitim sürecini daha yakından görmesine katkı sağlayabilir.

Örneğin öğretmen sınıfta toplama işlemini anlattıktan sonra çocuğun evde 10-15 dakikalık anlamlı bir problem çalışması yapması faydalı olabilir.

Ama aynı çocuğa 40-50 tane birbirinin neredeyse aynısı olan işlem yaptırmak başka bir şeydir. İlkinde çocuk düşünür.
İkincisinde yalnızca bitirmeye çalışır.
Aradaki fark küçücük görünür ama eğitim açısından oldukça büyüktür.

Zarar nerede başlıyor?

Ödev, çocuğun hayatının tamamını kaplamaya başladığında… Çocuk okuldan gelir, yemek yer, ödev yapar, ödevini yetiştirmeye çalışır ve yatağa gider.

Peki oyun nerede?
Kitap okuma nerede?
Ailesiyle sohbet etmek?
Arkadaşlarıyla oynamak?
Sıkılmak?
Hayal kurmak?
Bunların hepsi çocuk gelişiminin bir parçasıdır.

Özellikle ilkokul çağında oyun, yalnızca eğlence değildir; öğrenmenin doğal yollarından biridir.
Çocuk oyun oynarken problem çözer, iletişim kurar, kurallara uyar, karar verir, hata yapar, yeniden dener.

Bu nedenle çocuğun bütün akşamını ödevle doldurmak, eğitim adına yapılmış doğru bir tercih olmayabilir.
Bir de “aile ödevi” meselesi var!
Bazen ödev çocuğa değil, farkında olmadan anne-babaya verilir.

“Bu resmi kes.”
“Bunu kartona yapıştır.”
“Sunum hazırla.”
“Maketi yap.”
Sonra gece yarısına doğru masanın başında çocukla anne-baba birlikte çalışır.

Ertesi gün sınıfa birbirinden güzel projeler gelir. Ama öğretmen aslında çocuğun çalışmasını değil, ailenin imkânını değerlendirme riskiyle karşı karşıyadır.

Bir çocuğun ailesi onun ödevine iki saat ayırabiliyor, başka bir çocuğun ailesi ise buna imkân bulamıyorsa ortaya eğitim açısından adil olmayan bir tablo çıkabilir.

Ödev çocuğun becerisini göstermeli, ailenin imkânlarını değil.
Peki hiç ödev vermeyelim mi?
Bence mesele “ödev verelim mi, vermeyelim mi?” değil.
“Çocuğa nasıl bir ödev verelim?” meselesidir.

İlkokulda ödev; kısa olmalı, yaşa uygun olmalı, amacı belli olmalı, çocuğun mümkün olduğunca kendi başına yapabileceği nitelikte olmalı, oyun ve dinlenme zamanını yok etmemeli,
sadece test ve tekrar üzerine kurulmamış olmalı.

Bazen en güzel ödev bir çalışma kâğıdı değildir. “Bugün evinizde büyüklerinizden çocukluk anılarından birini dinleyip yarın sınıfta anlatın.”
İşte bu da bir ödevdir.
“Evde üç farklı bitkiyi gözlemleyin.”
Bu da…
“Bir kitap okuyun ve en sevdiğiniz karakteri anlatın.”
Bu da…

Çünkü eğitimin amacı çocuğu defterin başında mümkün olduğunca uzun süre tutmak değil, öğrenmeyi hayatın içine taşıyabilmektir.

Son söz…

Bir çocuğun çantasına her gün birkaç sayfa ödev koyabiliriz. Ama onun kalbine öğrenme sevgisini koyamadıktan sonra sayfaların sayısının pek anlamı yoktur.

İlkokul çocuğunun elinde yalnızca kalem değil, oyuncak da olmalı.

Masasında yalnızca defter değil, kitap da olmalı. Gününde yalnızca ders değil, oyun da olmalı. Ve akşamları yalnızca “Ödevini yaptın mı?” sorusu değil, bazen şu soru da sorulmalı:

“Bugün seni en çok ne mutlu etti?”
Çünkü çocukluk, tekrar tekrar doldurulacak çalışma kâğıtlarından oluşmaz.

Çocukluk; oyunların, merakların, soruların, keşiflerin ve hayallerin zamanıdır.

İyi ödev çocuğu yormaz; çocuğun öğrenme yolculuğuna küçük bir ışık tutar.

Belki de ilkokulda ihtiyacımız olan şey daha fazla ödev değil, daha anlamlı ödevdir.

 

Metin ÖZDEMİR

Diğer Yazılarımı Okudunuz mu?

SARMAL EĞİTİM

Yorumlar (1)

  1. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Yine mükemmel bir eğitimcilere tavsiye yazısı. Yıldız Tek Gamlı hocamızın dediği gibi Metin Özdemir MEB olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Metin ÖZDEMİR

METİN ÖZDEMİR 1979 yılında Bursa'da doğdum. İstanbul Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünden 2002'de mezun oldum.Evli ve bir çocuk babasıyım. Eğitime ve kitaplara olan aşkım hiç bitmeyecek. Elimden geldiğince topluma örnek olmayı amaçlıyorum.