Toplumsal Yol Alışta Üstünlük Güdüsünün Yıkıcılığı

Toplumsal Yol Alışta Üstünlük Güdüsünün Yıkıcılığı

Toplumsal Yol Alışta Üstünlük Güdüsünün Yıkıcılığı

İnsan sosyal bir varlıktır derken söylemek istediğimiz şey şudur; İnsan toplumla birlikte yaşarsa insanlaşabilir, aksi takdirde insanlaşması mümkün değildir.

Bu tümüyle doğru bir formüle ediştir: Konuşma becerisi, üretme faaliyeti, işbirliği becerisi, bilişsel becerilerin tümü topluluk halinde olmaktan kaynaklı edinilmiş yeteneklerdir. Ve bu yetenekler tümüyle biz insan türünü diğer canlı formlarından ayıran ve güçlü kılan beceriler ve yeteneklerdir.

Toplumla birlikte olduğumuz için bu yetenekler var olmuştur. O halde insan olabilmek toplum ile olunduğunda olabilen bir form halidir. Toplum ile olunca da bir takım sosyal güdülerin oluşması kaçınılmazdır. Bunlar ; Empati, vicdan, merhamet, sevgi, muhakeme, muhasebe, acıma duygularının yanı sıra kazanma hırsı, yıkıcılık duygusu, üstün olma isteği ( baş olma, lider olma, otorite olma vb.) köleci istenç, boyun eğme isteği, öldürme isteği- saldırganlık, kıskanmak, nefret etmek, öfkelenmek vb…

 İlk bakışta bunları bireye münhasır şeyler olarak görür gibi oluruz ama gerçekte bunlar bireyin kendi üretimleri olan özellikler ve özgünlükler değildir. 

Toplumsal birliktelik olmasa bu sıraladığımız sosyal güdülerin hiç biri olmaz ve olamazdı. Bundan dolayıdır ki sıraladığımız bu özelliklerin tümü topluluk halinde olunduğundan var olan- olabilen sosyal duygular- sosyal güdülerdir.

Ne var ki bu sosyal güdülerden bir kısmı yaşamda birey ve toplum için iyi sonuçlar doğururken bir kısmı da birey ve toplumun aleyhine sonuçlar doğuran karaktere sahiptir.

Üstün olma isteği, kazanma, otorite olma, lider olma, yıkıcı- saldırganlık eğilimi, öldürme isteği gibi sosyal güdüler toplumların yaşamında dramatik sonuçlara ve irili ufaklı sayısız trajedilere yol açan kötü sosyal güdüler olarak ele alınabilir.

Tarihte pek çok uygarlıklarda yönetime- tahta geçen kral ve/ veya yöneticilerin liderlik güdüsünün etkisinde pek çok kardeşini, oğlunu, babasını, yurttaşını nasıl öldürttüğünü, boğdurduğunu hatırlamak konuyu anlamak açısından yararlı olabilir.

Bir örnek üzerinden yola çıkarak bu kötü sosyal güdülerin nasıl rol oynadığını ve bir kişide gerçekleştiğinde bütün bir toplumu nasıl sıkıntıya sokabildiğini anlamaya çalışalım:

Bir partiye uzun yıllar genel başkanlık yapan ve partiye hiç bir başarı kazandıramayan biri kurultayda karşısına çıkan rakibine yenildi. Tüm toplumun gözü önünde gerçekleşen bu seçim sonucunu demokratik kültür ve donanıma sahip olan biri olsa saygıyla karşılar ve yeni seçilmişe başarı dileyip köşesine çekilir. Eğer demokratik sabır ve tahammülü gösterebilmiş olsaydı tüm toplumun gönlünde saygın bir kişilik olarak kalacaktı. Ama durum tamda üstünlük güdüsünün etkisinde kalınarak gelişti. Ve üstünlük güdüsü söz konusu kişiyi her türlü yıkıcı duygu ve düşüncelerle hareket etmeye yöneltti. Kurultayda delegelerin çoğunluğunun oylarıyla ortaya çıkan sonucu hiç sindiremedi. Ona göre bu iş böyle olamazdı. Kendisinin başkan seçilmesi gerekirdi. Zira bu işe en uygun kendisi idi. Kendisinden başkası nasıl olur da seçilirdi ! İşte üstünlük güdüsünün bir insanı ne tür düşünce sistematiğine yönelttiğine bariz ve güncel bir örnek.

Peki bir kişideki bu üstünlük güdüsünün böyle belirgin ve çıplak olarak açığa çıkması, eylem ve söyleme dönüşmesi toplumda ne tür etkiler yarattı? Bu soruya izah geliştirmek başlı başına bir ikinci makale yazmayı gerektirir. Ancak bir iki cümle ile söylersek; Toplumda o kişi şahsında siyasete olan güvende erozyona yol açtı. Toplumda gerilim yaratarak sosyal psikolojiyi etkiledi. Ekonomik dengeleri etkileyerek yoksullaşmaya yol açtı. Toplumda sevgi eğilimini eksiltirken nefret eğilimini yükseltti…

Şimdilik bu etkiler açığa çıksa da uzun süreli bakıldığında bir kişinin üstünlük güdüsü bir topluma yarım asır kadar zamanı kaybettirebileceği gibi bir toplumun başını pek çok sıkıntıya da sokabilir. Bu açıdan demokrasi kültürünü ve bilincini geliştirmek için okullarda İnsan Doğası’ nı ve Demokrasi’yi ders olarak okutmak gerekir diye düşünüyorum.

İyicil sosyal duyguların geliştirilmesi ve egemen kılınması için eğitim sisteminde demokrasi ve insan doğası derslerini temel dersler olarak belirlemek ve okutmak önemlidir.

1 Haziran 2026

Doğan Karaağaç 

Editör: Elif Ünal Yıldız

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Partili Demokrasi Deneyimi, İnsan Doğası ve Utanma Duygusu

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI
    • 1/06/2026

    insan, üstün bir varlık mıdır? önce insanın bunu düşünmesi gerektiğini, doğadaki bir sürü canlıya göre ne kadar aciz olduğunu fark etmesi gerekir diye düşünüyorum. Zeka her varlığa hükmetme hakkı verir mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Doğan KARAAĞAÇ

1963 yılında Diyarbakır'a bağlı Çermik İlçesinin Ekrek (Köksal) köyünde çiftçi bir ailenin onuncu çocuğu olarak yaşama gözlerini açtı. İlk ve ortaokulu Çermik'te, sağlık kolejini Van'da okudu. Toplumcu- gerçekçi çizgide yazan yazarın; O Dağ Yürekli (2011 yılında) Sewat (2012 yılında) adlı şiir kitapları yayınlandı. Cendere adlı ilk romanı Ağustos 2020'de Cendere 2 adlı romanı 2021'de Alan yayıncılıktan çıktı. Cendere 3 adlı roman yazımını sürdüren yazarın Nisan 2023'te sağlıklı topluma giden yolu ve yeni bir yaşam modelinin önerisini ve insan doğasına dair yeni tezlerini de içeren İNSAN DOĞASI VE BÜYÜK ÜTOPYA adlı kitabı Alan yayıncılık tarafından yayınlandı. İNSAN DOĞASI VE KAOSTAN ÇIKIŞ adlı yeni bir çalışmayı sürdüren yazar, DİLSİZ DÜNYA adlı bu çalışması ile insanlık ailesinde doğru bir hayvan sevgisini yaratmayı amaçlamış ve doğru yaklaşımı tanımlamaya çalışmıştır. Türkiye PEN üyesi olan yazar iki çocuk babasıdır.