Lanetli Bedenler 5. Bölüm
- Yazar: Tuğçe Hale Özmen
- 15 Temmuz 2026
- 13 kez okundu
LANETLİ BEDENLER
BÖLÜM 5
Aradan ne kadar zaman geçtiğini anlayamayan Buse, etrafın sessiz oluşunu iyiye yoramadığını düşündü. Bu kadar sessiz olmasını o canavarın etrafta olmasına yordu ve bu yüzden çadırından çıkmamaya karar verdi. Ölmek için çok gençti ve arkadaşları içinde yas tutmalıydı.
Her şeyin aniden gerçekleşmesi ve arkadaşlarının etrafa saçılmış beden parçaları onu dehşete düşürmüştü. Ölümü bu zamana kadar düşünmemiş olması onun hatası değildi. Tıpkı bu gece kurt benzeri o canavarın kamp alanına saldırıp da, bütün arkadaşlarını katletmesini düşünmediği gibi…
Etrafa derin bir sessizlik hâkim idi…
“Ne yapacağım ben şimdi?”
Düşündü…
Çadırdan çıkmayı başaramazsa asla yardım çağıramayacağını çok iyi biliyordu. “Bir şeyler yapmalıyım ama ne?” aniden aklına cep telefonu geldi. Yola çıktığı andan beri kapalı olan telefonunu açmadığını hatırladı. “Kesin şarjı doludur!” diye sevinçle söylenerek yavaşça ve ses çıkarmamaya özen göstererek sırt çantasına doğru yerde emekleyerek ilerledi.
O kadar sessiz hareket etmeye çalışıyordu ki, çantaya ulaşması bile neredeyse beş dakika kaybetmesine neden olmuştu. Canavarın sesi duymaması için dua ederek çantayı sessizce açtı ve telefonun olduğu tarafı sakince karıştırmaya başladı.
Bir yandan çantayı karıştırırken, diğer yandan da o yaratığın etrafta olmaması için dua ediyordu. Sonunda telefonunu bulmayı başardı ve açılmasını bekledi. Bu sırada dışarıdaki sesleri dinlemeye çalışıyordu. Eğer etraftan ses gelmemeye devam ederse, bu hayvanın oralarda olmadığı anlamına gelebilirdi. Bu da kaçması için büyük bir şansı olduğu anlamına gelirdi.
Telefon açıldığında heyecandan yerinde zıplayıp çığlık atmamak için kendini zor tutuyordu. Tam arama tuşuna basmıştı ki, aniden gördüğü manzara karşısında korku ve hayal kırıklığını aynı anda yaşadı:
Telefon bulunduğu alan da çekmiyordu!
Olduğu yerde öylece donup kaldı. Kafasını çadırın muşambasına bastırdı ve ağlamaya başladı. “Bu olamaz! Bunun mümkün olması çok saçma! Bu kadar uğursuz ve şanssız birisi miyim ben?” diyerek ağlamaya devam etti. “Aileme ve polislere nasıl ulaşacağım şimdi!” hıçkırarak ağlarken telefonu elinden attı ve sessizce ağlamaya devam etti.
Telefonun ormanlık alanda çekmemesi kimsenin suçu değildi. Buse ise, bu durumun gerçekleşebileceğini düşünemediği için kendini lanetleyip durdu. Sonunda ağlayarak hiçbir şeyi halledemeyeceğini anladı ve gözyaşlarını silerek kaçmak için bir plan yapmaya karar verdi.
Bir şekilde buradan kurtulması gerektiğini biliyor olsa da nasıl yapacağını bir türlü çözemiyordu. Çadırın ucuna geri emekledi ve yüzüstü yere uzanıp kafasını örtünün altından uzatarak dışarıyı izledi. Korku bütün bedenini etkisi altına almış, zangır zangır titremesine neden oluyordu. Bedenini kana bulayıp kaçma fikri bile şu an için ona acayip cazip geliyordu.
Etrafa saçılmış İlayda’nın bedenini fark etti. Arta kalan uzuvları kurumuş kanlarla kaplıydı. Onun gibi vahşice öldürülmek istemiyordu, lâkin oradan gitmezse sonunun tıpkı onlar gibi olacağının da farkındaydı. Eğer yaptığı plan işe yararsa canavara görünmeden oradan birkaç saat içerisinde kaçabilirdi.
Bunun içinde sessiz olması ve sakin kalması gerekiyordu.
‘Umarım bunu başarabilirim! Gerçekten ölmeyi hiç istemiyorum!’ kendi kendine düşünürken bir yandan da derin bir nefes alıp kalbini sakin tutmaya çalıştı. Kaçmak için harekete geçmezse içeride tutabileceği bir kalbi bile kalmayabilirdi!
Dolunayın kızıl rengine boyanmış olması, etrafın kan gölüne dönmüş halini yansıtır gibiydi. Sanki gökyüzü; bu gecenin onun için adanmış kurbanları simgelediğini göstermek ister gibi idi. Aniden esen sert rüzgâr ile birlikte çadıra dolan kanın kokusu, Buse’nin midesini alt üst etmişti.
Çadırında kaldığı süre zarfında bu kokuyu alamamış olması onu bir nebze olsun mutlu etmişti. Yoksa çoktan içindekileri boşaltıp, kendini ele vererek canavarın son yemeği olabilirdi. Düşüncelerini toplamaya çalıştı. Bir yandan kusmamak için kendini zorlarken, diğer yandan nefesini düzende tutmaya çalışıyordu.
Etrafa dikkatlice bakınmak için başını yeniden dışarıya uzattı. Canavarın o sırada görünürler de olmadığını anladı. Kendini çadırdan dışarı attı ve sessizce dağılmış eşyaların arasında, âdeta bir akrobat gibi parçalanmış uzuvların ve kan gölü olmuş alanların üzerinden uçar gibiydi!
Tek istediği o yaratığın dikkatini kendi üzerine çekmemekti.
Etrafa bakınarak ilerlerken parçalanmış çadırların arasından sarkan el ve bacak parçaları gözüne ilişti. Görüntü karşısında midesi alt üst olmuş, neredeyse her şeyi çıkarmasına ramak kalmıştı.
İlerlemeye devam ederken, devamlı ‘Kendine gel Buse! Sen bunu başarabilecek kadar güçlü bir kızsın!’ diyerek kendini motive etmeye çalışıyordu.
O öğleden sonra mutlulukla uzandığı ve huzur bulduğu yeşillik alan; şimdi kan ve et parçalarıyla doluydu ve bu görüntü onu dehşete düşürüp ölümüne korkutuyordu.
‘Her şeyin kâbus olduğunu fark edeceğim ve birazdan uyanıp çadırımdan çıkacağım. Bütün arkadaşlarım hayatta olacak!’ diye düşündü kendi kendine.
“Bu korkunç!” etrafa bakınarak ilerlemeye devam etti. “Bunlar… Bunlar gerçekten yaşanıyor mu?” ses çıkarmadan ve yerdeki dağılmış bedenlere dokunmamaya özen göstererek ilerlemeye devam etti.
Aniden o korkunç ve tüyleri diken diken eden kurdun uluma sesini işitti. Ölümün oldukça yakın olduğunu anladı. “Fazla oyalandım galiba!” diye düşündü ve etrafa bakınarak nerede olabileceğini hesaplamaya çalıştı. ‘Sanki matematik dehasıyım da şu yaptığım olaya bak!’ diye kendi kendine sinirden söylenip durdu.
Bunca zaman yaptığı hataları düşündü. Bu kadar dır dır edip durmak yerine harekete geçmiş olsa idi, kesinlikle ormanın dışına çıkmış ve en yakın araca binip, evin yolunu tutmuş olabileceğini düşündü. “Burayı bir an önce terk etmeliyim yoksa ne olduğu belirsiz o canavar beni de yutacak!” deyip hızlı hareket etmeye çalıştı.
Kaçıp saklanacak yer araması gerektiğini biliyordu. Ona göre neresi olduğu pek önemli değildi, sadece yaratıktan uzak olması yeterli gibi geliyordu..!
‘Koskoca ormanda nereye gideceğim! Allah’ım, ne olur bana yardım et!’ bütün kalbi ile Allah’a yalvarmaya başladı. Tek çıkar yolun kaçmak olduğunu biliyor ama nereye gideceğini bilmiyordu.
Sanki ölümün soğuk nefesi ensesindeymiş gibi hissetti…
Bu düşünce ile daha hızlı hareket etmeye başladı.
Bir taraftan gözlerini arkasından ayıramıyor, bir taraftan da adımlarını yavaşlatmamaya çalışıyordu. Çalıların arasında düşe kalka olsa da ilerlemeye çalıştı. Bedeninde oluşan ağaç dallarının yarattığı kesikler canını yakıyordu.
Artık bedenindeki acıyı bir kenara bırakmıştı. Elinde çekmeyen bir telefon ile karanlık ormanda devasa canavarın pençelerinden kaçmaya devam etti.
“Dayanmalısın Buse! O canavarın eline düşersen; bu hissettiğin acıdan daha beterini yaşayacaksın!” diye kendi kendine emirler verip, hızlı adımlarla karanlık ormanın derinliklerine doğru ilerlemeye devam etti. Tepedeki dolunayın rengi arkadaşlarının parçalanmış bedenlerinden akan kanın rengi ile neredeyse aynı gibiydi.
Korku bedenini ele geçirirken tek düşündüğü; sağ olarak bu ormandan ve o canavarın elinden kurtulma şansının olup olmadığı idi.
Devam edecek…
Tuğçe Hale Özmen
Serinin diğer bölümlerini okudunuz mu?

seriyi merakla bekliyorum…