Yörük Türkmen Toyu
- Yazar: Elife TÜRKEŞ
- 29 Ağustos 2026
- 35 kez okundu
YÖRÜK TÜRKMEN TOYU
Ankara Pursaklar Karaköy mesire alanında Türk Kurultayı düzenlenmiş, üçüncü ve son günmüş. Sabahtan sevgili oğlumla gitmeye karar verdik. Evden çıkmamız öğleyi buldu. Metro, otobüs, dolmuş… Birkaç ulaşım aracı değişecek, beklemeler de cabası. Hava oldukça sıcak. Biraz pahalı olacak ama taksiyle gitmeye karar verdik. Tam bir saate yakın sürdü yolculuk…
Mesire alanına araç alınmıyor. Araçlar belli bir noktada toplanmış, oto galeri gibiydi. Yoğun güvenlik önlemleri altında alana girdik. Ringler kamptan ayrılanların eşyalarını taşıyorlar. Aşırı kalabalık; çoğu insan gitmiş olduğu halde yoğunluk var. Çadır alanları ayrı, piknik ve barbekü alanı ayrı, motosiklet grubunun yeri ayrı. At binme, ok atma alanları ayrı yerde. Ortadaki çimenlik alanda otağlar kurulmuş; içleri aslına uygun olarak dayanıp döşenmiş. Sanki tarihin derinliklerine yolculuğa çıkmışız; Türkistan coğrafyasında, Anayurt’tayız… O duyguyu yaşadık.
Kalabalık bir grup dombıra çalıp türkü söylüyor. Yanlarına gittik, dinledik, videoya kaydettik. Gençlerle tanıştık, Türkoloji öğrencileriymiş. Dombıra çalan genç Türkiye’de öğrenciymiş, başarılar diledik. Onlarla hatıra fotoğrafı çekildik. Bir öğrenci Ankaralı imiş: “Bulgaristan göçmeni bir ailenin çocuğuyum, Türkoloji okuyorum, diğer Türk dillerine hakimim.” dedi. Kam davulu ile ustaca eşlik etti. Niğde Üniversitesinde öğrenciymiş. Yazar olduğumu tanıttım, kitaplarımı tanıttım. “Bu kitabı Niğde Üniversitesinde dekanın masasında görmüş, incelemiştim; almak istiyordum.” dedi. İnternette araştırmış, bilgilenmiş. Niğde Halk Kütüphanesinde kayıtlı bir eserimin olması beni mutlu etti.
Yazı Yolcusu’nun standını tesadüfen gördük. Kendisi daha gelmemiş, biraz daha gezdik. Prefabrik mescitte öğle namazını eda ettik. Hava açık, mesire alanı çok sıcak, gölgeler serin. Masa ve sandalyelerde yer yok, öyle kalabalık. Oğlum kahve aldı; ben bolca su içtim, anca serinledim.

Oğlumla ok atma deneyimi yaşadık. Kolaymış gibi görünüyor ama değil. Beş okun hepsini hedefe ulaştırdım ama bir tanesi saplandı. İlk deneme için oldukça başarılıydım. Atalarımızı rahmetle andım; at üstünde ok atmak, hedefi tam vurmak kolay değilmiş.
Stantları gezerken Yazı Yolcusu’nu, Hayri Tekgöz Bey’i gördük. Sosyal medyadan tanırız kendilerini. Tanıştık, kitaplarımızı imzalayıp hediye ettik. Oğlumla sohbet ettiler. Bana adımı, soyadımı kaligrafi yazısıyla yazıp verdi. Bir de hatıra fotoğrafı çekildik. Bu zarif davranışı için teşekkür edip oradan ayrıldık.
Ayrı bir yerde kımız ikramı vardı, aldık. İlk deneyimim; tadı biraz ekşi, ayran gibi, bana yabancı gelmedi. Yol kenarına lavanta dikilmiş, mis gibi kokuyordu, bolca topladım. Oradan mutlu, biraz yorgun ayrıldık. Yoğun araç trafiğinden zorlukla çıkabildik. Akşam tiyatro gösterisi varmış; insanlar akın akın gelmeye devam ediyordu. İlk günkü kalabalığı düşünemiyorum bile. Eve yine taksiyle döndük. Biraz pahalıya patladı ama en uygun olanı da buydu.

Birlik ve beraberliğin, aynı ülküde buluşmanın hazzını yaşadık. Biz büyük bir aileyiz ve orada olan her bir can bunun farkındaydı. Varlığımız, birliğimiz daim; ülkemiz, ulusumuz, milletimiz sonsuza kadar var olsun. Ankara Pursaklar Karaköy Yörük Türkmen Toyu’nda güzel anlara, olaylara şahit olduk. Orada bulunduk ve bir kez daha anladım ki biz birlikte çok güçlüyüz. Toyu düzenleyen başta Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş ve emeği geçen herkese teşekkür ederiz.


Elife Türkeş
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

seneye bende orada olacağım inşallah…
Kısmet olursa bu oetamı bende görmek isterim. Yüreğinize sağlik.