GÜN OLUR HEP HATIRLANIR

GÜN OLUR HEP HATIRLANIR

GÜN OLUR HEP HATIRLANIR

Silifke’de baharın son günleriydi. Havalar iyice ısınmıştı. Ortaokul ikinci sınıftaydım. Okul idaresi yıl sonu gezisi düzenledi. Gitmek isteyen okul idaresinden izin kâğıdı aldı. İzin alabilenler imzalı kâğıtları müdürlüğe verdiler.

Otobüsle gidileceği için yol ücretini de verdik. Köyümden ve aynı sınıftan birkaç arkadaşla grup oluşturduk. Birlikte hareket edilecekti. Akşamdan piknik sepetleri, giyecekler hazırlandı.

Herkeste bir heyecan, bir telaş ki görmelisiniz. Köy çocuklarının tarla işleri, hayvanların bakımı dışında bir meşguliyetleri yoktur. Ders çalışmak, ödev yapmak, vakit olursa kitap okumak onlar için lüks sayılırdı. Bu gezi o yüzden önemlidir. Siyah önlük, beyaz yaka, örgülü saçlar olmadan serbest kıyafetle gidilecekti.

Bizim okulun öğrencileri sadece ilçeden değil civar köylerden de gelirlerdi. Sabah oldu; beyaz gömleğimi, siyah kadife pantolonumu, dolgu topuklu terliğimi giydim.

Her zaman örgülü ama çok da uzun olmayan saçlarımı taradım. Köyün çıkışında erkenden toplandık, okula doğru yola koyulduk. Okul bahçesinde diğer arkadaşlarla buluştuk. Aileler çocuklarını bırakıp döndüler.

Biz her zamanki gibi başımızın çaresine baktık, kendimiz gittik okula. İsimler tek tek söylendi, otobüslere bindik. Son yoklamadan sonra hareket ettik.

Öğretmenlerimiz bize uyulması gereken kurallardan bahsetti. Fıkralar anlatıldı, şarkılar söylendi. Keyifli bir yolculuktan sonra piknik yerine vardık.

Orman alt sınırının denizle buluştuğu çok güzel bir yerdeydik. Yemyeşil orman örtüsü, masmavi Akdeniz, sahil, kumsal ve arkadaşlar… Her şey güzeldi. Bir ağaç dibine piknik sepetlerimizi, çantalarımızı koyduk. Yere kilim serdik. Karıncalar yiyeceklerin kokusunu almış, yol yapmaya başlamışlardı.

Yakan top, ip atlama, kovalamaca ve daha birçok oyun oynadık. Çıplak ayakla kumsalda yürüdük. Sarı papatyalardan başımıza taç yaptık.

Denize girmek yasaktı. Boğulma olayı olmasın, gezimiz kötü bitmesin diye önlem alınmıştı. Bu kurala herkes uydu.

Öğretmenlerimiz yanımıza uğrayıp “Her şey yolunda mı?” diye kontrol ederken bizimle sohbet de ediyorlardı.

Okulda disiplini sağlamak adına soğuk ve katı görünen öğretmenler bugün daha güler yüzlü, tatlı dilliydi. Diğer arkadaşlarla birlikte vakit güzel geçiyordu. Yeni dostluklar kuruldu.

Öğle yemeğinde soframız oldukça kalabalıktı. Kim ne getirdiyse paylaşıldı. Oyunlara kaldığımız yerden devam ettik.

Bir ara sahilde bir hareketlilik oldu. Öğretmenlerimiz boylu poslu, yakışıklı, güzel giyimli biriyle sohbet ediyordu. Az sonra bizi yanlarına çağırdılar. “Bakın çocuklar, bu beyefendi ünlü türkücü Özay Gönlüm. Siz onu radyodan, TV’den, ‘Ninemden Mektuplardan ve üçlü sazı ‘Yaren’den tanırsınız.” dediler.

İlk kez kanlı canlı bir sanatçımızı yakından görüyorduk. Silifke Müzik ve Folklor Festivali’ne konser vermeye gelmiş. Ona gündüz çevreyi gezdirmek istemişler.

O sayede biz de gördük. Bizlerle sohbet etti; “Çocuklar gözel gözel okuyun, gocuman gocuman adam olun.” dedi o meşhur Ege ağzıyla. Bütün öğrenciler toplanıp hatıra fotoğrafı çektirdik. Festival zamanı ünlü sanatçılar konser verir, komedyenler gelir, başka ülkelerden halk oyunları ekipleri gösteriler sunardı. Sinema filmi bile çekilirdi. Bir ünlü ile karşılaşmak mümkündü.

Bizden ayrıldıktan sonra oyuna devam ettik. Bulunduğumuz yerde karavan ve çadır kampı yapılmaya başlanmıştı.

Küçük baraka tarzı bakkal, kafe gibi yerler vardı. Gün boyu harçlığımızla canımız ne istediyse aldık, paylaştık.

İkindi vakti dondurma yemeye karar verdik. Benim param dondurma almaya yetmiyordu. Vedat arkadaşımız, “Herkes elindeki parayı ortaya koysun, herkese yetecek kadar dondurma alır, yeriz.” dedi.

Öyle yaptık, bu güzel davranış beni çok mutlu etti. Güzel geçen günün sonunda okulda ve etkinliklerde yine bir araya gelmeye karar verdik. Bir dostluğun temeli atılmıştı.

O gün orada olan arkadaşlardan Elif, Aynur, ben Kevser, Vedat ve diğer sınıflardan arkadaşlar ile sonradan da görüşmeye devam ettik.

Eve dönüş vakti yaklaştı. Eşyalarımızı topladık, hazırlandık. Herkes geldiği otobüsle geri dönecekti. Bizim otobüs bozulmuş, çalışmadı. İlçeden tamirci gelecekmiş, mecburen bekledik.

İlk kafile yola çıktı. Arkadaşlarım gitti, ben kaldım. İlçeden tamirci geldi, otobüs tamir edildi, okula geldik ama akşam olmuştu. O saatte köye hiç araç gitmez; ancak çalışanlardan birileri denk gelecek de beni aracına alacak…

Sokak lambaları yanmış, ortalık ışıl ışıl. Aileler çocuklarını aldı, evlerine gittiler. Ben yine başımın çaresine baktım. Olanca gücümle topuklu terliklerimle köye doğru koşmaya başladım.

Akşam ezanı okunuyordu. Seyrek de olsa yol kenarında lambalar yanıyordu. Tek tük araç geçiyor ama “Biri durur beni kaçırır.” diye de korkuyordum.

Tehlike çok fazlaydı. Üç dört kilometrelik yolu kısa zamanda koştum. Heyecan, korku, babamdan işiteceğim azar… Hepsi birbirine karışmıştı. Köy girişine geldiğimde kendime geldim.

Yolda babam beni bekliyordu. Benden önce gelen arkadaşlardan haber almış, bana kızmamıştı. Hatta sağ salim döndüğüme sevinmişti bile. Eve geldiğimde olan biteni anlattım.

Yorgunluk, kalp çarpıntısı ve korku yerini tatlı bir uykuya bırakmıştı. Hafta içi okulda hep o güzel günden bahsettik.

Bu gezinin bende bıraktığı izlenim şuydu: Sevgi, saygı, dostluk, paylaşmanın önemi, bütünün bir parçası olduğunu bilmek, aidiyet hissi… Zor durumda başının çaresine bakabilmek, çözüm üretebilmek…

Dönüşümüz biraz heyecanlı oldu. O gün sevinci, heyecanı, korkuyu bir arada yaşadım; büyüdüğümü anladım. Unutmam mümkün değildi.

 

Elife Türkeş

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

TATİLE ÇIKIYORUZ

TATİLE ÇIKIYORUZ

 

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    acaba bunu nereden okumuştum? 🙂

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Bire bir olmasa da bir kuşağın birbirine benzer çocukluk anılarından birini okudum. Kaleminize yüreğinize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Elife TÜRKEŞ

Elife Türkeş, 1966 yılında Mersin’in Silifke ilçesinde bir yörük obasında doğdu. İlkokulu Kabasakallı Köyü’nde, ortaokulu Silifke Atatürk Ortaokulu’nda okudu. Açık liseden sonra Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Mühendis bir erkek evlat annesidir. Ailesini ve Yörük yaşamını konu alan "Melik Kızı" romanı ile köy yaşamını anlattığı "Lavanta Kokusu Sultan" adında bir öykü kitabı bulunmaktadır. Dört farklı antoloji çalışmasında öyküleriyle yer almıştır. Şiir ve şarkı sözleri de yazmaktadır. Halen Mersin’de yaşamını sürdüren yazarımız Tema Vakfı gönüllüsü olarak çevreci etkinliklerde yer almaktadır.