AKŞAM SEFASI
- Yazar: Ebru Zeynep Dişiaçık
- 13 Ağustos 2026
- 7 kez okundu
AKŞAM SEFASI
Karanlık çöktü mü el ayak çekilir ya sokaklardan, çil yavrusu gibi dağılır ya hani insanlar evlerine ya da iki lafın belini kıracakları bir başka haneye.
İşte o vakit en çok akşam sefalarına takılı kalır gözlerim.
Sabah uyuyan, akşamları ise gözlerini açan akşam sefaları…
Yine akşam sefalarının uykuya teslim olduğu vakitlerden biriydi.
Aniden başlayan yağmur sanki toprağa değmiyor da içime içime yağıyordu. Bildiğin griden siyaha doğru bir dönüştü.
“Hayra alamet değil bu” dedim kendime.
O gün akşama kadar ne çay fayda etti sıkıntıma ne de kahve. İsteyince ve bekleyince zamanın eşiğinden atlayamıyordun sanki. Uzadıkça uzuyordu, o tünelin ucuna çıkılmıyordu.
Gün dönüp akşama ulaştığında o gün ilk kez akşam sefaları açmadı. Bu bir işaretti, ve benim o işareti alıp kaçasım vardı adeta.
Odanın içinde bir o yana bir bu yana dönüp dururken saatin tik tak sesi ile çarpışan zihnim karmakarışık bir hale gelmişti.
Ta ki, o telefon çalıncaya kadar.
Olduğum yerde sıçrayarak telaşlı bir “Alo” çıktı dudaklarımdan. Konuşmuyordum sadece dinliyordum.
Sendeleyen bedenime direnmeyerek dizlerimin üstüne çöktüm, elimdeki telefon kaydı ve düştü.
Bir ağrı saplandı göğsümün tam ortasına. Odanın içinde sanki her şey dönüyordu ve ben de dönüyordum bir balonun içinde yuvarlanıyorcasına.
Uzun, çok uzun bir zamandır görmediğim babam hakkın rahmetine kavuşmuştu.
Kim bilir belki de akşam sefaları babamın yasını tutmuştu.
O gün ve sonrasında bir başka sahiplendim onları.
Sanki kaybettiğim babam hiç gitmemişte hep benimleymiş gibi.
Şimdi evimin her odası akşam sefası kaplı, olur da belki babam duyar fısıltımı.
Ebru Zeynep Dişiaçık
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

doğa bize haber verir geleceğin bize ne getireceğini… başınız sağ olsun…