Kırkından Sonra Daha Az İnsan, Daha Çok Hayat

Kırkından Sonra Daha Az İnsan, Daha Çok Hayat

KIRKINDAN SONRA

DAHA AZ İNSAN, DAHA ÇOK HAYAT

Kırk yaşına geldiğinizde hayatınızda sessiz bir değişim başlar.

Bir sabah uyanır ve eskiden önem verdiğiniz bazı şeylerin içinizde artık aynı karşılığı bulmadığını fark edersiniz. Birinin sizi yanlış anlaması eskisi kadar canınızı yakmaz. Bir davete çağrılmamak değerinizi azaltmaz. Cevapsız kalan bir mesaj, bütün gününüzü gölgeleyemez.

Çünkü yıllar, insanı başkalarının gözündeki yerinden alıp kendi içindeki yerine doğru taşır.

Bu değişim bir gecede gerçekleşmez. Biriken hayal kırıklıklarının, yarım kalmış dostlukların, beklenmedik vedaların ve yıllarca içinizde tuttuklarınızın arasından süzülerek gelir.

Sonunda bazı şeyleri daha berrak görmeye başlarsınız.

Eskisi kadar kolay inanmazsınız; fakat daha derin anlarsınız. Herkese yaklaşmazsınız; ancak hayatınıza aldığınız insanın neden orada olduğunu bilirsiniz.

Gençlikte sözlere daha çok kulak veririz.

Yaş aldıkça davranışların dilini öğreniriz.

Çünkü zaman, insanın söyledikleriyle yaptıkları arasındaki mesafeyi ortaya çıkarır.

Birinin “yanındayım” demesi değil, zor gününüzde gerçekten orada olması önem kazanır. “Seni seviyorum.” demesinden çok, sevgisinin hayatınızda nasıl bir yer açtığına bakarsınız.

Belki de çevrenizin küçülmesinin nedeni budur.

İnsanları hayatınızdan çıkarmaktan çok, onların hayatınızdaki gerçek yerlerini görmeye başlarsınız.

Bir zamanlar sonsuz sandığınız bazı dostlukların birkaç mevsimlik olduğunu anlarsınız. Kimi insanların sizi değil, onlara sunduğunuz hâli sevdiğini fark edersiniz.

Siz değiştiğinizde uzaklaşırlar.

Sınır koyduğunuzda kırılırlar.

Eskisi gibi susmadığınızda “değişmişsin” derler.

Oysa belki değişen siz değilsinizdir.

Sadece kendinizi başkalarının rahatlığı uğruna küçültmekten vazgeçmişsinizdir.

İşte olgunlaşmanın en sessiz tarafı burada başlar.

Eskiden kaybetmemek için sustuğunuz yerde konuşursunuz. Uzun uzun açıklamak zorunda hissettiğiniz şeyleri birkaç kelimeyle bırakabilirsiniz. Birinin gitmemesi uğruna kendinizden eksilmenin, aslında çok daha büyük bir kayıp olduğunu anlarsınız.

Ve geriye kalanlar değişir.

Gösterişli dostluklardan çok sağlam bağlar ararsınız. Her gün konuştuğunuz kişiden ziyade, aylarca görüşmeseniz bile karşılaştığınızda araya hiçbir zaman girmemiş gibi hissedebildiğiniz insan kıymetli gelir.

Çünkü yakınlığın ölçüsü artık iletişimin sıklığı değil, yanında ne kadar kendiniz olabildiğinizdir.

Yalnızlık da anlam değiştirir.

Gençken tek başına kalmak eksiklik gibi gelebilir. Sonraları bunun, insanın kendisiyle yeniden karşılaşabileceği bir alan olduğunu anlarsınız.

Sessizlik boşluk değildir.

Kimi zaman başkalarının gürültüsünde duyamadığınız kendi sesinizdir.

Bir pazar sabahı kahvenizi içerken telefonunuzun çalmaması sizi huzursuz etmiyorsa, hayatınızda önemli bir eşik aşılmış demektir.

İnsan sonunda kendisiyle arkadaş olmayı öğrenmiştir.

Geçmişine baktığında yanlış seçimlerini, gereğinden fazla beklediği insanları, sırf sevilsin diye sustuğu zamanları görür. Fakat kendine kızmak yerine o zamanki hâline anlayış gösterebilir.

Çünkü herkes, bildiği kadarıyla ve gücü yettiğince yaşar.

Geçmiş değişmez; fakat geçmişe verdiğiniz anlam değişebilir.

Yaşadığınız her kırgınlığı sırtınızda taşımak zorunda değilsiniz. Kimi yaralar iz bırakır, kimi deneyimler yön gösterir. Kimi insanlar ise yalnızca bir daha dönmemeniz gereken yolu öğretir.

Büyümek, başınıza gelenleri unutmak değildir.

Onların bundan sonraki hayatınızı yönetmesine izin vermemektir.

Bu yüzden seçimleriniz de sadeleşir.

Her davete gitmezsiniz. Her tartışmaya girmezsiniz. Her ilişkiyi sürdürmek için çaba harcamazsınız.

Çünkü huzurun bazen bir şeyleri kazanmakla değil, bazı şeylerden vazgeçmekle geldiğini öğrenmişsinizdir.

Sonra kendinize daha zor bir soru sorarsınız:

“Ben gerçekten bunu mu istiyorum, yoksa yalnızca buna alıştığım için mi sürdürüyorum?”

Bu soru, hayatın birçok kapısını yeniden açabilir.

Bir dostluğu…

Bir alışkanlığı…

Bir korkuyu…

Yıllardır başkalarının beklentilerine göre verdiğiniz kararları…

Kırk yaş, bu nedenle bir son değil; hayatın direksiyonuna daha bilinçli geçtiğiniz bir dönem olabilir.

Daha az gösteriş, daha çok anlam.

Daha az onay, daha çok iç huzur.

Daha az kalabalık, daha sahici ilişkiler.

Çünkü zamanın sınırsız olmadığını anladığınızda, onu kiminle ve neye harcadığınız önem kazanır.

Artık ömrünüzü dolduracak insanları değil, ömrünüze anlam katacak insanları ararsınız.

Hayatınızdan çıkan herkes için üzülmek zorunda değilsiniz.

Kimi size bir anı bıraktı.

Kimi bir ders.

Kimi bir yara.

Kimi de kendinizi daha iyi tanımanız için bir ayna oldu.

Hepsinin hayatınızda bir yeri vardı.

Ama hiçbiri hayatınızın tamamı değildi.

Belki de kırkından sonra insanın daha az insan istemesinin asıl nedeni budur:

Ömrünün kalabalık görünmesini değil, yaşadığı hayatın kendisine ait olmasını ister.

Ve sonunda şunu anlarsınız:

Bazı insanlar hayatınızdan çıktığında geriye sessizlik kalmaz.

Geriye, yıllardır başkalarının sesleri arasında kaybettiğiniz kendi sesiniz kalır.

 

Elif Ünal Yıldız

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Evlerimizin Yeni Sessizleri

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    yeni yaşın güzellikler getirsin…

    1. Ozan Kasım KOL dedi ki:

      Bu yaşı aşmış biri olarak tamamen katılıyorum. Yüreğinize sağlık hocam.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Elif ÜNAL YILDIZ

Elif Ünal Yıldız 1986 yılında İstanbul’da dünyaya gelen yazar Elif Ünal Yıldız, ailesiyle birlikte Ankara’da yaşamaktadır. Evli ve bir çocuk annesi olan Yıldız, Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunudur. Yazarlık serüveninden önce özel sektörde çeşitli yönetici pozisyonlarında görev almıştır. Küçük yaşlarda içinde filizlenen yazma tutkusu, zaman içerisinde hayatının vazgeçilmez bir parçasına dönüşmüş; kaleme aldığı, henüz yayımlanmamış eserlerle birlikte edebiyata olan ilgisi ve üretme arzusu daha da güçlenmiştir. Yıldız, farklı bakış açılarını, insan ruhunun derinliklerini ve hayatın çok katmanlı hikâyelerini kendine özgü bir anlatımla okuyucuyla buluşturmayı amaçlamaktadır. Edebiyatın yalnızca kitaplarla sınırlı kalmadığına inanan Yıldız, farklı mecralarda makale ve köşe yazıları kaleme almakta; düşüncelerini ve gözlemlerini okuyucularıyla paylaşmaktadır. Bu doğrultuda Fısıldayan Kalemler adlı çevrim içi gazeteyi kurarak yazarlara ve edebiyata ilgi duyanlara farklı bir ifade alanı oluşturmuştur. Platformun kuruculuğunu ve başkanlığını bir dönem sürdüren Yıldız, daha sonra gazeteyi Ozan Kasım Kol’a devretmiştir. Yazarın yayımlanmış iki romanı bulunmaktadır: Umuda Yolculuk ve Aynadaki Katil. Romanlarının yanı sıra çeşitli edebiyat projelerinde de aktif olarak yer alan Yıldız; Fısıldayan Kalemler Hikâye Antolojisi, Fısıldayan Kalemler: Geçmişten Günümüze Köprü Antolojisi ve Ahminâl Aşk – Aşk Öyküleri Antolojisi adlı eserlerin derleme çalışmalarına ve hikâyelerine katkıda bulunmuştur. Elif Ünal Yıldız, yazarlığı bir meslekten öte, insanı, hayatı ve duyguları anlamlandırma biçimi olarak görmekte; her eserinde okuyucuyu farklı bir pencereden bakmaya davet etmektedir. Kendine özgü anlatım dili ve çok yönlü edebiyat anlayışıyla üretmeye, yazmaya ve yeni hikâyeler anlatmaya devam etmektedir.