Evlerimizin Yeni Sessizleri

Evlerimizin Yeni Sessizleri

EVLERİMİZİN YENİ SESSİZLERİ

Robotlar Hayatımızı Kolaylaştırırken Bizden Ne Alıyor?

Saat gece yarısını çoktan geçmiş. Evde herkes uyuyor. Salonun karanlığında küçük bir ışık yanıyor. Birkaç dakika sonra robot süpürge harekete geçiyor; koltuğun altına giriyor, mutfağa yöneliyor, yerdeki kırıntıları topluyor. Sabah olduğunda ev tertemiz olacak. Üstelik bütün bunları biz uykudayken yaptı.

Belki de çağımızın en dikkat çekici görüntülerinden biri artık bu: İnsan uyurken çalışan makineler.

Bir zamanlar ev işlerini kolaylaştıracak makineler hayal etmek, bilim kurgu filmlerine özgü bir düşünceydi. Bugün ise evimizin zemininde dolaşan bir robotun haritasını telefonumuzdan takip ediyor, kahvemizi hazırlayan cihazlarla güne başlıyor, hatta camlarımızı temizleyen makinelerden yardım alıyoruz.

Üstelik çoğumuz, yaşanan bu dönüşümün ne kadar büyük olduğunun farkında değiliz.

Çünkü teknoloji artık kapımızı çalarak gelmiyor. Gündelik yaşamımıza adım adım yerleşiyor.

Önce bir robot süpürge alıyoruz. Ardından uygulamasını telefonumuza yüklüyor, evimizin odalarını tanımasına izin veriyoruz. Hangi alanın ne zaman temizleneceğine karar veriyor, çalışma programını belirliyoruz. Bir süre sonra evimizin haritası telefonumuzda, temizlik düzenimiz ise cihazın hafızasında yerini alıyor.

Ve bütün bunlara yalnızca “kolaylık” diyoruz.

Peki, gerçekten yalnızca kolaylık mı?

Robotların hayatımıza kattığı en önemli şey belki de temizlikten çok zaman.

İnsanların yıllardır “Keşke gün yirmi dört saatten daha uzun olsaydı.” diye yakındığı bir dünyada teknoloji, bize birkaç dakika, birkaç saat geri kazandırıyor. Ev işleri için harcadığımız zamanı ailemize, işimize, dinlenmeye ya da yalnızca kendimize ayırabiliyoruz.

Bu açıdan bakıldığında robotlar, modern hayatın görünmeyen yardımcılarına dönüşüyor.

Fakat her kolaylığın beraberinde getirdiği bir soru da var:

Biz zamandan kazanırken başka nelerimizi kaybediyoruz?

Evlerimiz akıllandıkça, günlük alışkanlıklarımız da daha fazla veriye dönüşüyor. Ne zaman evde olduğumuz, hangi alanları kullandığımız, cihazları ne sıklıkta çalıştırdığımız gibi bilgiler çeşitli akıllı sistemlerin parçası hâline gelebiliyor.

Yani robot yalnızca evimizi temizlemiyor.

Bir anlamda evimizi tanıyor.

Asıl mesele de burada başlıyor.

Bir makinenin hayatımızı kolaylaştırmasına ne kadar izin vermeliyiz?

Bugün robot süpürgenin evimizin haritasını çıkarmasını oldukça sıradan karşılıyoruz. Yarın çok daha gelişmiş sistemlerin alışkanlıklarımızı analiz etmesi de aynı ölçüde doğal karşılanabilir.

Belki de geleceğin evi, yalnızca bizi dinleyen değil, bizi bizden önce anlayan bir ev olacak.

Sabah alarm çalmadan perdeleri açacak.

Kahvemizi hazırlayacak.

Evden çıkarken ışıkları kapatacak.

Döndüğümüzde ortamın sıcaklığını değiştirecek.

Hatta ses tonumuzdan ruh hâlimizi anlamaya çalışıp bize uygun bir müzik bile açacak.

İşte tam bu noktada teknoloji ile insan arasındaki sınır biraz daha belirsizleşecek.

Çünkü soru artık “Robot bana yardımcı oluyor mu?” olmaktan çıkacak.

Asıl soru şu olacak:

“Hayatımın ne kadarını ona bırakıyorum?”

Belki gelecekte ev işlerinin büyük bölümünü makineler yapacak. Ancak insanın üstlenmesi gereken en önemli görev değişmeyecek: karar vermek.

Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bir evin sıcaklığını yalnızca tertemiz bir zemin belirlemiyor.

Bir evi “yuva” yapan; birlikte içilen bir kahve, mutfaktan yayılan yemek kokusu, çocukların çıkardığı ses, uzun bir sohbet, kahkahalar, bazen gelişigüzel bırakılmış bir eşya ve en önemlisi, insanların birbirine ayırdığı zaman.

Robotlar zemindeki tozu alabilir.

Ama bir evin hatıralarını silemez.

Belki de geleceğin gerçek lüksü, makinelerin bizim yerimize her şeyi yapması olmayacak. Asıl değerli olan, onların bize gerçekten önemli şeyler için zaman bırakması olacak.

Bu nedenle robotlardan korkmak ya da onları kusursuz çözümler gibi görmek yerine, onlarla nasıl bir ilişki kuracağımızı düşünmemiz gerekiyor.

Çünkü teknoloji artık evimizin dışında değil.

Salonumuzda.

Mutfağımızda.

Telefonumuzda.

Ve çoğu zaman farkına bile varmadan günlük hayatımızın tam ortasında.

Belki yıllar sonra bugünün robot süpürgelerine bakıp gülümseyeceğiz.

“Ne kadar ilkelmiş.” diyeceğiz.

Ama belki de o küçük makineler, çok daha büyük bir değişimin ilk adımıydı.

İnsanlığın ev işlerini makinelere devretmeye başladığı bir dönemin değil yalnızca; zamanın değerini yeniden keşfetmeye başladığı bir çağın ilk işaretleri.

Elif Ünal Yıldız

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

BİZİ HATIRLAMAYAN İNSANLARIN HAYATINDA YAŞIYORUZ

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    her ilke “şeytanın işi” dendi. oysa hiçbir şey insanın zamanından kıymetli değil… bunu çok iyi anlatmışsınız…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Elif ÜNAL YILDIZ

Elif Ünal Yıldız 1986 yılında İstanbul’da dünyaya gelen yazar Elif Ünal Yıldız, ailesiyle birlikte Ankara’da yaşamaktadır. Evli ve bir çocuk annesi olan Yıldız, Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunudur. Yazarlık serüveninden önce özel sektörde çeşitli yönetici pozisyonlarında görev almıştır. Küçük yaşlarda içinde filizlenen yazma tutkusu, zaman içerisinde hayatının vazgeçilmez bir parçasına dönüşmüş; kaleme aldığı, henüz yayımlanmamış eserlerle birlikte edebiyata olan ilgisi ve üretme arzusu daha da güçlenmiştir. Yıldız, farklı bakış açılarını, insan ruhunun derinliklerini ve hayatın çok katmanlı hikâyelerini kendine özgü bir anlatımla okuyucuyla buluşturmayı amaçlamaktadır. Edebiyatın yalnızca kitaplarla sınırlı kalmadığına inanan Yıldız, farklı mecralarda makale ve köşe yazıları kaleme almakta; düşüncelerini ve gözlemlerini okuyucularıyla paylaşmaktadır. Bu doğrultuda Fısıldayan Kalemler adlı çevrim içi gazeteyi kurarak yazarlara ve edebiyata ilgi duyanlara farklı bir ifade alanı oluşturmuştur. Platformun kuruculuğunu ve başkanlığını bir dönem sürdüren Yıldız, daha sonra gazeteyi Ozan Kasım Kol’a devretmiştir. Yazarın yayımlanmış iki romanı bulunmaktadır: Umuda Yolculuk ve Aynadaki Katil. Romanlarının yanı sıra çeşitli edebiyat projelerinde de aktif olarak yer alan Yıldız; Fısıldayan Kalemler Hikâye Antolojisi, Fısıldayan Kalemler: Geçmişten Günümüze Köprü Antolojisi ve Ahminâl Aşk – Aşk Öyküleri Antolojisi adlı eserlerin derleme çalışmalarına ve hikâyelerine katkıda bulunmuştur. Elif Ünal Yıldız, yazarlığı bir meslekten öte, insanı, hayatı ve duyguları anlamlandırma biçimi olarak görmekte; her eserinde okuyucuyu farklı bir pencereden bakmaya davet etmektedir. Kendine özgü anlatım dili ve çok yönlü edebiyat anlayışıyla üretmeye, yazmaya ve yeni hikâyeler anlatmaya devam etmektedir.