YAZMAK ÜZERİNE BİR DENEME

YAZMAK ÜZERİNE BİR DENEME

YAZMAK ÜZERİNE BİR DENEME

Yazmak, bunu hissedenler için bir ihtiyaçtır. İnsanın diğer ihtiyaçları gibi karşılanmak isteyen ,eksikliği bizi sürekli rahatsız eden bir ihtiyaç.

 Sevgili Sait Faik’in o meşhur sözü tam da bu durum içindir;” Yazmasam delirecektim.”

Yazmak gerçekten” yazmasa delireceğini” hisseden insanların işidir. Ancak o noktaya gelebilmiş insanların yazdıkları, yüz yıllara, bin yıllara direnebiliyor.

Ben bu nedenle yazma eylemini önce kendimden başlayarak, hep sorgulamışımdır. Yazmak benim için bir ihtiyaç mı gerçekten? Yazmadan da yaşayabilir miyim? Niçin yazıyorum, neyden rahatsızım? Bu rahatsızlık sadece bana özgü mü yoksa başkaları da aynı durumdan rahatsız mı? En amatörümüzden en profesyonelimize kadar her yazıcı bu soruları kendisine sormalı ve samimi cevaplar vermeli diye düşünüyorum.

Yazmamızın bir amacı olmalı bana göre. Biz onu yazmaya başlamadan önce, belirleyip karşımıza almasak da, o düşünce auramız içinde, güncel ya da evrensel, toplumsal ya da bireysel olarak bir şekilde belirlenmiş olmalı.

     Amaç önemlidir. Çünkü yazdıklarımızı belirli bir çekirdek etrafında toparlayacak olan odur. Yazı planının ,konunun düşünce ve duygu planının oluşmasında ve oturmasında bir numaralı unsurdur amaç. Kartalları yazmak üzere masaya oturmuşsak araya tavşanla ilgili bazı bilgilerin karışmasını önler. Bu saptamadan yola çıkarak yazmak, altmış yaşında emekli olmuş ,bir köşeye çekilmiş, yalnızlaşmış insanın kendine sosyal bir ortam bulmak ya da yaratmak için baş vurduğu bir yöntem midir? Bunu küçümsemiyorum.

Bu insanın kendisini, içine düştüğü yalnızlıktan kurtarmak için başlattığı ciddi bir mücadeledir. Birey, bunu kendisi için yapar özellikle ve onu örnek alanlar çoğaldıkça da bu hareket toplumsallaşır. Yukarıda da değindiğim gibi amaçlar başka başkadır.

Kimi insan para kazanmayı amaçlar, kimisi egosunu tatmin eder. Kimisi boş vaktini değerlendirir, kimisi geçmişe ait yaralarını tedavi eder. Kimisi hep bastırdığı duygularını serbest bırakma amacındadır. Kimi insanlar köşeyi dönme kimileri dünyayı ve insanlığı kurtarma amacındadır.

   

Herkes her konuda yazabilir, ancak birikimimiz yeterliyse… Her konuda birikimi olan insanlara da zaten entelektüel denir. Onlar usta aşçılar gibidir. Yazdıklarının tuzu da, baharatı da, pişme kıvamı da tam kararındadır ve zevkle tüketilir. Bu bağlamda, yazılanlara baktığımızda, büyük çoğunluğu Nuh’un gemisinde pişen yemeği anımsatıyor. Diyelim ki yazıcı iç dökümü yapacak. Aklının erdiği yıllardan başlayarak içinde biriken ne varsa sayıp döküyor.

Meyvelerin ayrı ayrı suyunu çıkarmak yerine bütün meyvelerin suyunu birbirine karıştırıyor. İyi ama okuyucu meyve suyu kokteyli istemiyor ki… Kimisi portakal suyunu seviyor kimisi ananas suyunu.

          Yazmada, neyi yazdığın kadar nasıl yazdığın da önemli. Bugün senin trajedin herkesin trajedisi olmayabilir. Senin trajedin etrafındakilere komik gelebilir. Kafka gibi Falkner gibi yazarların ölümlerinden yıllarca sonra anlaşılması ve okunması bundandır. Yazma amacınız yaşadığınız dönemde anlaşılmasa bile, eğer estetik bir form içinde ciddi bir çalışma yaptıysanız çok sonraları da olsa onları insanlar keşfedecektir.

Yazdıklarımızda, dünyanın genel sorunlarından da bahsetsek, insanlığın trajedisini de anlatsak… Ya da kendimize dönüp sevgilinin vicdansızlığını da anlatsak… Bunu estetik bir norm içinde ve kendimize özgü bir üslupla yazmak zorundayız.

Yazıcı kendisi olabildiği oranda değerlidir. Orijinali varken hiç kimse ikinci bir Karacoğlan’a, ikinci bir Nazım’a ya da Necip Fazıla iltifat etmez. Yazmaya oturduysan önce dilini yontacaksın! Dilini yeniden yaratacaksın! En galat, en kaba sözcükleri bile yerine denk getirip bir cümlede, bir dizede kullanabileceksin!

Sözcükler çok anlamlıdır. Hatta diyebiliriz ki sonsuz anlamlıdır. Eğer onları iyi organize edebilirsek, her şeyi birbiriyle uyumlu ,mükemmel işleyen bir toplumsal düzen kurabiliriz sözcüklerle.

Konfiçyus bu nedenle dili çok önemsemiş ve kendisine; ”Bir ülkeyi idare etmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu?” diye sorulmuştur.  ”İşe önce dili düzeltmekle başlardım. Çünkü dil bozulursa kelimeler düşünceleri iyi anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılamazsa yapılması gereken işler yapılamaz “diye cevap vermiştir.

    Türkçemiz’in ulu çınarı Yusuf Balasagın;”sözünü iyi söyle! Aklın süsü dil, dilin süsü söz, insanın süsü yüz, yüzün süsü gözdür. İnsan sözünü diliyle söyler, sözü iyi olursa yüzü parlar .”demiştir.

     İnsanın duygu ve düşünceleri ne kadar çok edebi terbiyeden geçerse, dili kullanma kabiliyeti de o oranda gelişir.

Yazıcıysan eğer, önce duygu ve düşüncelerini edebi bir terbiyeden geçir. Sonra sözcükleri diğer anlamlarından uzaklaştırmadan, kök anlamıyla bağını kopartmadan, onlara kendilerine has anlamlar kazandır. Sonra o sözcüklerle yine sana has olan cümleler kur.

ŞATO’ya havadan ve karadan gitmenin arasındaki farkı öğren. Okuyucularını mümkün olduğu kadar karadan götür. Onlara o patika yollarda yürümenin zevkini tattır. Patikaların etrafında yetişmiş ağaçların ve çiçeklerin güzelliğini yaşat. Hatta onlara elleriyle dokunmalarını, sevip okşamalarını sağla. Eminim ki okurların için aranan bir yazar ya da şair olacaksın. 

 

Hasan ILDIZ

Baş Editör: Elif ÜNAL YILDIZ 

Bir Önceki Yazımı Okudunuz mu?

BOŞ GELMEDİM 

 

 

Etiketler:

#yazmak

Yorumlar (1)

  1. Bekir SEVİK
    • 4/03/2024

    Kaleminize sağlık

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hasan ILDIZ

02.10.1960 yılında Alaşehir’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Türk Dili, Çağdaş Türk Dili, Öğretmen Dünyası, ABC, Ege Layf, İnsancıl, Lacivert, Kurgan, Bireylikler, Yaba Edebiyat, Tümolos, Kasaba Sanat, Kurşun Kalem, Varlık, Yasak Meyve, Şiirden, Edebiyat Ortamı, Yedi İklim, Töre, Amanos, Beşparmak, Kasabadan Esinti, Kara Yazı, Şehir Edebiyat, Tay, Aşkın E Hali, Mavi Yeşil, Akatalpa, Dergâh ,Caz Kedisi,Çinikitap dergilerinde 1985 yılından beri şiirleri yayınlanmaktadır. 2006 yılında Kültür Bakanlığı ve Türk Edebiyatı Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği “Türk Dünyası Ömer Seyfettin Hikâye Yarışması’nda “Sürgün” adlı hikâyesiyle 3.lük ödülü aldı. 2007 yılında Ümraniye Belediyesinin açtığı hikâye yarışmasında “Şeteret Ana” hikâyesiyle mansiyon ödülü aldı. 2008 yılında Mustafa Necati Sepetçioğlu adına düzenlenen hikâye yarışmasında “Gül Satan Çocuk” adlı hikâyesiyle mansiyon aldı. 2011 yılında İLESAM(İlim ve Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) ve Akçağ Yayınevinin ortaklaşa düzenlediği Roman, Hikâye ve İnceleme dosyası yarışmasında, ”Ölmeye Vatan Yahşi” adlı hikaye dosyasıyla birinci oldu.