BİR ŞAİRİN GEZİ YAZILARI/ Burdur- Tefenni
- Yazar: Hüseyin YILDIZ
- 29 Temmuz 2026
- 9 kez okundu
BİR ŞAİRİN GEZİ YAZILARI
BURDUR /TEFENNİ/BEYKÖY
Bir Yiğidin Sesi, Bir İlçenin Hikayesi
Merhaba sevgili okurlarımız,
Bugün sizi, sadece coğrafi bir haritaya değil; acının, yiğitliğin ve devlet otoritesinin kesiştiği o tarihi yere, yani “Beyköy” e götürüyorum. Dağların bir “Bey” gibi vakur durduğu bu topraklar, bir asırdır sönmeyen bir ağıtı bağrında taşır. Biz bugün buraya Ballık Boğazı’nda yankılanan o hüzünlü destanı, halkın sevgilisi Ali Bey’in hikâyesini yerinde duymaya geldik.
Söze, Beyköy’ün her taşını, her pınarını selamladığım o şiirimle başlayalım:
BEYKÖY’ÜN MAZİSİ
Dağlara yaslanmış bey gibi durur,
Yörüğün vatanı Bey köyüm benim.
Her taşta efsane, her sözde gurur,
Ballıktan çıkar Ali Bey’im benim.
Baltası önünde mağara çok sessiz,
Tarih anlatırken derinden dilsiz.
Bir taş var ki orda kaldım nefessiz,
Dile düşeni yazmak huyum benim.
Dedeler Mevkii eski bir yurtmuş,
Gönül sultanları orada yatmış.
Kim olduğu meçhul, ama nur katmış,
Oluktan akan hayat suyum benim.
Erdede’yi ziyaret var sırada,
Yağmur duaları başlar burada.
İnançla yükselir eller orada,
“Amin” diye söylenen duam benim.
İkisubirikti, çeşmeler akmaz,
Yapağı yıkanmaz, buğdaylar yetmez.
Kara Hasanlar’da dumanlar tütmez,
Şimdi o sular akmaz, rüyam benim.
Koca Çayır, gençliğin şen yeriydi,
Şimdi sahada top sesleri bitti.
Çocuklar okuldan bahçeye gitti,
Yakan top, sek sek, farklı dünyam benim.
Çoban geçer Sulu Ardıç’tan ileri,
Yörük Belen’de soluklanır eri.
Kurtkapanı, dar geçit, canın teri,
Yemyeşil meraların hülyam benim.
Karaçayır, Orta Belen çadır yeri,
Çamlı Kuyu’dan geçer sürüleri.
Çataloluk’ta var serin suları,
Konuşmadan da anlatan dilim benim.
Eşeler, Türkmen ve Ermeni Dağı,
Mazide bin yıllık yörük otağı.
Gökte ay, yerde taş, yanar ocağı,
Tezgâhlarda dokunan kilim benim.
Kalemşah diyor ki: “Her şey yazılsın,
Yar önü harman, imece anılsın.
Sazla, sözle, türküleri çalınsın,
Bey Köyü’nde gittiğim yolum benim.”
Beyköy’ün tozlu yollarında yürürken, her köşe başında Ali Bey’in nefesini duyarsınız. Eski belediye başkanımız, Sayın İsmail Aşcı ile yaptığımız sohbette, Ali Bey’in sadece bir iftirayla dağa çıkmadığını, bu durumun koca bir devlet meselesine dönüştüğünü gördük.
Ali Bey, haksızlığa boyun eğmeyip dağları mesken tutunca, onun halk nezdindeki itibarı ve adaleti Osmanlı Hükümeti’nin de dikkatini çeker. Bölgedeki bu “çözülemeyen mesele” için hükümet kesin bir karar alır: Ali Bey ikna edilmeli ya da susturulmalıdır. Bu görevi yerine getirebilecek tek bir kişi vardır; Ali Bey’in çok sevdiği ve saygı duyduğu öz dayısı; Hacı Mehmet Bey.
Hükümet, dayı Mehmet Bey’e haber gönderir: “Bu meseleyi sen çözersin. Ali’ye haber sal, devletle el sıkışsın, gelip anlaşalım.” Dayısı, yeğenine haber göndererek onu Ballık Boğazı’na, bir orta yol bulmak ve helalleşmek üzere çağırır. Ali Bey, dağların sertliğine alışık olsa da, “kan bağına” olan güveniyle bu çağrıya kulak verir.
“Ali’m Çıkma, Su Bulandı!“
O gün Ballık Boğazı’nda hava kurşun gibi ağırdır. Ali Bey, mağarada yanında sadık yavuklusu Fatmana ile beklemektedir. Dayısı dışarıdan seslenir: “Hadi Ali, çık artık! Konuşalım, bu işi hal yoluna koyalım.” der. Ancak o an, doğa sanki yaşanacak ihaneti ihbar eder gibi tepki verir. Fatmana, dağdan süzülüp gelen suyun aniden bulandığını görür. Bir hayat sezgisiyle Ali Bey’in önüne atılır: “Ali’m çıkma! Yukarıdan gelen su bulandı, bu işte bir hile var! Seni vuracaklar!” der. Lakin Ali Bey, “Dayım bana kötülük etmez Fatmana” diyerek, akrabalık hukukuna duyduğu sarsılmaz güvenle mağaradan bir adım atar. O adım, bir yiğidin dünyaya attığı son adım olur. Pusuya yatan müfrezelerin kurşunları, Ali Bey’i daha silahına dokunamadan pusuya düşürür.
Ali Bey vurulduktan sonra hükümet, dayısı Hacı Mehmet Bey’e bu hizmetinden dolayı büyük bir ödül vaat eder. Fakat Hacı Mehmet, hem halkın sevdiği bir yiğide kıymanın ağırlığı hem de köylünün “yeğen katili” tepkisinden korktuğu için şahsi hiçbir mükâfatı kabul etmez. Tarihe geçecek o cevabı verir:
“Ben şahsıma altın ya da unvan istemem. Eğer bu hizmetin bir karşılığı olacaksa; burayı yani Tefenni’yi ilçe yapın!”
Bu vicdan azabına karşılık talep kabul edilir ve 1902 yılında Tefenni resmen ilçe statüsüne kavuşturulur. Bugün Tefenni bir ilçe ise, o gün dökülen kanda ve “bulanan suda” Ali Bey’in dumanlı hatırasının payı büyüktür.
Ali Bey’in ardından yakılan o meşhur türkü, bugün hala kulaklarımızda paslı bir acı gibi çınlar:
Efendim, Beyköy’ün dağları hala o günün yasını tutar gibi sessiz. Tarihin tozlu sayfalarında bir yiğidin izini sürmenin hüznüyle sizleri selamlıyorum.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Halk Şairi
Hüseyin Yıldız “Kalemşah”
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

bir gün tüm Burdur’u adım adım gezmek isterim hocam… merak ettim.