BİR ŞAİRİN HATIRALARI- ULUPINAR KÖYÜ

BİR ŞAİRİN HATIRALARI- ULUPINAR KÖYÜ

BİR ŞAİRİN HATIRALARI

 
BURDUR MERKEZ 

ULUPINAR KÖYÜ

 
Merhaba sevgili okurlarım;
Bugün sizleri dağlar arasında saklı kalmış, suyun sesiyle konuşan köylerinden biri olan Burdur’un merkeze bağlı Ulupınar Köyü’ne götüreceğim. Ulupınar, geçmişin yalnızca hatırlanmadığı; hâlâ yaşatıldığı bir köydür. Burada gelenek fotoğraflarda kalmaz. Düğünlerde yürür, kına gecelerinde renklenir, kadife ve yöresel kıyafetlerle yeniden can bulur. 

ULUPINAR

 
Kaleykü çamlıkta ki serin rüzgârlar
Âşık Çeşmesi’nden akar soğuk sular
Her yanından başka güzel manzaralar
Gül kokulu köyüm benim Ulupınar

Çukur Yayla Çeşmesi başında durdum
Mazinin sesine hep sessizce daldım
Geçmişimi bir bir yüreğimde buldum
Huzur kokan köyüm benim Ulupınar

Yaylalarında bereketli tarlalar
Yamaçlarında dolanır çobanlar
Çiçek kokuyor o meralar, ovalar
Gönül heyecanım köyümüz Ulupınar

Kına gecesinde renkleniyor zaman
Kadifeyi giyiyor sevinçle o an
Gelinleri ayrıdır kalabalıktan
Kültür mirasım köyümüz Ulupınar

Sandıklar açılınca tarihler gelir
İstefan gelin ile anlamını bulur
Neşe varsa o an hüzünler kaybolur
Sevinç yaşatır köyümüz Ulupınar


Ulupınar, 1892 yılında Balkanlar’dan gelen göçmenlerin bir kısmının yerleştiği bir köydür. O dönem Balkanlar’dan gelen atalar, özellikle Bulgaristan’dan, Osmanlı topraklarından kopmuş ve önce Konya’ya yönelmişler. Ancak Konya’daki bataklıklar ve sıtma hastalığı, hayvancılık yapan bu aileler için uygun değildi. Böylece tekrar Burdur’a dönerek bugünkü Ulupınar’ın bulunduğu bölgeye yerleşmişlerdir.

O zamanlar burası ormanlık ve çalılık bir alandı. Devlet, köylere evlerini yapmaları için alanı açmış, düzenlemiş ve göçmenler burada hayatlarını yeniden kurmuşlardır. Bu insanlar, göçmen olmanın ötesinde, vatanlarına, köklerine ve kültürlerine dönmüşlerdir. Bu yüzden köylüler, “muhacir” ya da bölgede şiveyle “macır” kelimesini yalnızca göçmen anlamında değil; vatanını, milletini ve özünü koruyan insan olarak tanımlarlar.

Ulupınar’ın doğal güzelliği yanında kültürel güzellikleri de vardır:

Ulupınar’da kadife geleneği her düğünde göz kamaştırır. Bu gelenek geçmişte kalmış bir alışkanlık değildir. Bugün düğünlerde, özellikle kına gecelerinde yaşatılmaya devam eden canlı bir kültürdür. Kına geceleri adeta bir renk şölenine dönüşür. Kadifenin bordo, mor, yeşil ve lacivert tonları gecenin ışığında ağır ağır parlar. Her kadife bir neşe taşır ama aynı zamanda bir ciddiyet, bir vakar da barındırır. Çünkü kadife, Ulupınar’da sadece süs değil, kimliktir.

Bu geleneği bize bütün duygusuyla anlatan köylüler yalnızca bilgi vermedi; hatıralarını da kelimelerin arasına koydu. Sandığın kapağı açıldığında yıllar açıldı sanki. Elini kumaşa sürdüğünde sesi yumuşadı; çünkü o dokunuş geçmişle kurulan bir bağ oldu. Duygu dolu sözlerle girdi konuya;

– Eskiden dedi Ulupınar’da gelinler kırmızı zemin üzerine beyaz çizgili, yani çubuklu kumaşlardan yapılan kıyafetler giyerdi. Kadınlar da benzer kumaşlar kullanırdı; fakat gelini diğerlerinden ayıran çok önemli unsurlar vardı:

Başına takılan istifan, omuzdan alınan üstlük, saçtan süzülen gelin teli, ele asılan gelin mendili, bele bağlanan uçkur ve özel baş bağlamasıyla gelin ortaya çıkardı.

İstifan, gelinin en belirgin simgesiydi. Boncuklar ve penezlerle süslenen bu başlık kalabalığın içinde gelini sessizce işaret ederdi. Gelin burada, der gibiydi.

Gelin yürüdüğünde yalnızca o başlıktaki hareket bile yeterdi; herkes bakar, herkes anlardı. Gelin yürüdüğünde kumaş susar, kalabalık susar. Çünkü o yürüyüş bir hayattan başka bir hayata geçiştir.

Bu kıyafetlerin tarihsel sürecini anlatırken atalarının Balkanlar’dan, özellikle Bulgaristan’dan göç ederken bu kumaşları ve işlemeleri sandıklara koyup getirdiğini dile getirdiler.

Yokluk zamanlarında bile bu parçalardan vazgeçilmemiştir. Lastik yokken uçkurlar bele bağlanır, işlemeli kısmı arkaya gelecek şekilde ayarlanırdı. Eskimiş yerler atılmaz, eklenirdi; çünkü o ekler ayıp değil, emeğin izidir.

O yıllarda macır gelinleri, beyaz gelinliğin olmadığı dönemlerde bu kumaşlarla gelin olurdu. Sandıktan çıkarılan otuz dört yıllık gelin kıyafeti, bu geleneğin en güçlü tanıklarındandır. Geçmişin izlerini taşıyan bu kıyafetler yılların ağırlığını değil, sabır ve vakur duruşu taşıyordu.

Ulupınar’da bu kıyafetler sadece giyilmez, bir ömür gururla taşınır. Her düğünde, kına gecesinde bu kültür yeniden ayağa kalkar. Genç kızlar bakarak öğrenir, gelinler giyerek geleceğe yürür. Kadifeler, istifanlar, uçkurlar ve sandıklardan çıkan her bir kumaş parçası sadece bir giysi değil, bir öykü, tarih ve öz taşır.

Macır gelinleri, geçmişin yokluğuna rağmen umudu ve direnci simgeler. Her kadife dokunuş, her boncuk ve işlemeli uçkur, ataların göç hikâyesinin, vatan sevgisinin ve köklerine bağlılığının sessiz bir yankısıdır.

Ulupınar’da kültür, dolu dolu yaşanır; derinden hissedilir. Gelecek kuşaklara miras olarak bırakılır.

 

Halkşairi / Kalemşah

Hüseyin Yıldız

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

YUSUF EMMİ VE DELİ HÜSEYİN

SESSİZ DUANIN RÜYASI

 

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    burdur, baştan sona gezilecek tarih kokan bir şehir… teşekkür ederiz…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hüseyin YILDIZ

26.03.1978 doğumluyum. Aslen Burdur’un Kemer ilçesi Belenli köyünden olup 1986 yılından itibaren Burdur/Kemer Yakalar köyünde yaşadım..; ilkokulu Yakalar Köyü İlkokulunda, ortaokulu Kemer İlköğretim Okulunda, liseyi ise Tefenni İbrahim Kafesoğlu Lisesinde okudum. Üniversite eğitimimi Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Meslek Yüksekokulu Pazarlama Bölümünde tamamladım. ​2023 yılında katıldığım Kültür ve Turizm Bakanlığı Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcıları Kurulunda başarılı olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı Halk Şairi unvanını aldım. Bir kamu kurumunda onaltı yıldır özel güvenlik görevlisi olarak çalışıyorum.; kalemşah tv kültürün sesi youtube kanalımda Yörük köylerinin kültürel değerlerini araştırıp kayda almaktayım . Yazdığım şiirleri ve yapmış olduğum belgesel çekimleri ile geçmişten geleceğimize Türk kültürüne katkı sağlamaktayım ​Şiirlerimi "Kalemşah" mahlası ile kaleme alıyor ve yöresinde "Meçhul Şair" diye tanınan şairimiz; yazmış olduğum Yörük geleneğine has şiirlerimi ve yapmış olduğum belgesel çekimleri ile Burdur’un ilçeleri, köyleri ve çevre köylerde yaşayan köylüler tarafından büyük ilgi görmekte , herkesin sevgi ve takdirlerini kazanmaktadadır.. Yediden yetmişe herkese şiir seslendirmeleri yaparak alanında ilklere imza atmaktayım. ​ "GÖNÜL PINARIM" ve "SÖZÜM OLSUN SANA" adlı iki kitabım ve katıldığım 8 antoloji kitabı vardır mesai sonrası geri kalan tüm zamanınımı Anadolu kültürünü, köylerimizi ve unutulmuş değerlerimizi kayda geçirmeye adayan bir kültür işçisiyim.Ayrıca Trt antalya radyosunda her perşembe " Sözlerle Burdur" adı ile her perşembe program yapıyorum