Nefes Arayışı

Nefes Arayışı

Nefes Arayışı

Bazı insanlar hayata gözlerini açtıkları anda nefes almayı öğrenir, bazıları ise ömürleri boyunca nefesin ne olduğunu arar. Kimileri için nefes yalnızca ciğerlere dolan görünmez bir hava parçasıdır; kimileri içinse umudun, direnişin, sevmenin ve yeniden ayağa kalkmanın adıdır. Ben, nefesi sonradan tanıyanlardan oldum. Çocukluğumun uçsuz bucaksız tarlalarında rüzgârın kokusunu içime çekerken bunun bir gün en büyük özlemim olacağını bilmiyordum. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan köy, horozların sesiyle canlanır, toprağın üzerinde gece boyunca biriken çiğ damlaları güneşin altında pırlanta gibi parıldardı. Islak toprak kokusu, kestane ağaçlarının gölgesi, uzaktan gelen dere şırıltısı ve annemin tandır ekmeğinin kokusu çocukluğumun en güzel şiirleriydi. O yıllarda gökyüzü bana sonsuz görünürdü. Bulutların arasında kendi hayallerimi çizer, her kuşun kanadında başka bir masal arardım.

İnsan büyüdükçe gökyüzü küçülmüyor aslında; yalnızca omuzlarına yüklenen hayat, başını kaldırmasına izin vermiyor. Ben de büyüdüm. Çocukluğumun yeşil yolları yerini gri fabrikalara bıraktı. Demirin soğukluğu, yağın ağır kokusu, tinerin yakıcı buharı hayatımın ayrılmaz parçaları oldu. Sabah gün doğmadan çıktığım yolda akşam karanlığına kadar çalışan binlerce işçiden biri oldum. Ellerim nasır tuttu, avuçlarım yağ ve pasla kaplandı. Günler birbirine benziyordu. Aynı sesler, aynı makineler, aynı yorgunluk… Sanki zaman durmuştu ve yalnızca insanlar eskimeye devam ediyordu.

Çalıştığım bölümde araba parçaları tinerle yıkanıyordu. İlk günlerde burnumu yakan o ağır koku zamanla sıradanlaştı. İnsan her şeye alışıyordu çünkü. Fakat ciğerler alışmıyordu. Fark etmeden içime çektiğim her nefes, gelecekte ödeyeceğim ağır bir borca dönüşüyordu. Önce hafif öksürükler başladı. Sonra merdiven çıkarken yorulmalar… Ardından geceleri uykudan uyandıran nefes darlıkları… Bir gün anladım ki artık yalnızca çalışmıyor, nefesimden de vazgeçiyordum.

Doktorun odasında otururken söylediği cümle kulaklarımda yankılanıp durdu: “Ciğerlerini koruman gerekiyor.” O an ilk defa ölüm kelimesi bu kadar sessiz geldi bana. Ölüm bazen yüksek sesle bağırmıyor, bazen yalnızca nefesini yavaşça elinden alıyor. Hastane koridorlarından çıkarken insanlar normal şekilde yürüyordu, konuşuyordu, gülüyordu. Ben ise herkesin sahip olduğu en sıradan şeyin aslında dünyanın en büyük zenginliği olduğunu anlamıştım. Nefes…

İlk günler umutsuzdum. Pencereden dışarı bakıyor, çocukların koşmasını izliyor, onların yorulmadan kahkahalar atabilmesine imreniyordum. Sonra bir gün eski bir bisiklet gördüm. Paslıydı, zinciri gıcırdıyordu ama bana çocukluğumu hatırlattı. İlk bindiğimde birkaç yüz metre sonra durmak zorunda kaldım. Göğsüm yanıyor, kalbim sanki kaburgalarımı kıracakmış gibi çarpıyordu. Fakat pes etmedim. Ertesi gün yine bindim. Sonraki gün yine… Her pedal darbesinde yalnızca bisikleti değil, kendimi de ileri taşıyordum.

Rüzgâr yüzüme çarptıkça içimde unutulmuş kapılar açılıyordu. Çocukluğumun toprak yolları yeniden karşıma çıkıyordu. Kestane ağaçlarının altında oynayan küçük çocuğu görüyordum. O çocuk bana gülümsüyor ve “Henüz bitmedi.” diyordu. İşte o günden sonra bisiklet benim için iki tekerlekli bir araç olmaktan çıktı. O, yeniden doğmanın sessiz bir yoluydu.

Pedallar döndükçe kelimeler de dönmeye başladı. Eve geldiğimde defterimi açıyor, içimde biriken acıları satırlara bırakıyordum. Her cümle biraz daha hafifletiyordu beni. Yazdıkça nefes alıyor, nefes aldıkça yazıyordum. İnsan bazen konuşamadıklarını kâğıda anlatıyor. Kâğıt yargılamıyor, susturmuyor, yalnızca dinliyordu. Bu yüzden en iyi dostum kalem oldu.

Hayat bana birçok şey öğretti. Güçlü olmanın ağlamamak olmadığını, asıl cesaretin düştükten sonra yeniden ayağa kalkmak olduğunu öğrendim. Umudun büyük salonlarda değil, küçük odalarda filizlendiğini gördüm. En karanlık gecelerde bile bir mumun karanlığa meydan okuyabildiğini fark ettim.

Yıllar geçtikçe yazdığım satırlar çoğaldı. Şiirler, hikâyeler, romanlar birbirini izledi. Her kitabın içinde biraz ben vardım. Çünkü insan en gerçek hikâyeyi kendi yaralarından yazıyordu. Okurlar satırlarımda kendilerini bulduklarını söyledikçe şunu anladım: Acılar paylaşıldıkça küçülüyor, umut paylaşıldıkça büyüyordu.

Bir gün bisikletimle uzun bir yola çıktım. Güneş henüz doğuyordu. Yol sessizdi. Kuşlar yeni uyanıyordu. Pedal çevirdikçe içimde yıllardır taşıdığım yüklerin hafiflediğini hissettim. Zirveye ulaştığımda durdum. Derin bir nefes aldım. O nefes belki de yıllardır aradığım nefesti. Eksik değildi. Acımı unutturmuyordu ama bana onunla yaşamayı öğretiyordu.

Hayat bazen insanı kırıyor. Fakat kırılan her dal yeniden filiz verebilir. Toprak en güzel çiçekleri en sert kışlardan sonra açtırır. İnsan da böyledir. Acının içinden geçenler başkalarının karanlığına ışık olabilir.

Bugün geriye dönüp baktığımda çocukluğumdaki o masum çocuğu hâlâ içimde taşıdığımı görüyorum. O çocuk hâlâ gökyüzüne bakıyor, hâlâ rüzgârı seviyor, hâlâ hayal kuruyor. Belki ciğerlerim eskisi kadar güçlü değil ama umut hâlâ dimdik ayakta. Çünkü gerçek nefes yalnızca akciğerlerde değil, insanın yüreğinde başlıyor.

Ben hâlâ arıyorum. Belki kusursuz nefesi hiçbir zaman bulamayacağım. Ama aramaktan vazgeçmeyeceğim. Çünkü arayış insanı diri tutar. Umut insanı yaşatır. Sevgi insanı iyileştirir. Yazmak insanı tamamlar. Bisiklet ise bana her gün yeniden şunu fısıldar: “Yol bitmedi… Pedal çevirmeye devam et.

İşte bu yüzden hikâyemin adı Nefes Arayışı. Çünkü bu yalnızca bir hastalığın değil; yeniden yaşamanın, yeniden inanmanın ve her şeye rağmen hayata sımsıkı tutunmanın hikâyesidir. Her yeni sabah, ciğerlerime dolan her nefes, çevirdiğim her pedal ve yazdığım her cümle bana aynı gerçeği hatırlatır: İnsan nefes aldığı sürece değil, umut ettiği sürece yaşar.

 

Murat Engin Deniz / Yolgezer

Yeni yazılarımı bekleyiniz!

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    yaşam gücünüze hayranım… ailenizle sağlıklı, mutlu nice nefeslere…

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Hayat bir mücadele ve pes edenler bunu anlayamaz. Yüreğinize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir