SUSKUN

SUSKUN

 

SUSKUN

Yaşadıkların öğretti sana. Birbirine zıt duyguları taşıdın içinde çoğu kez. Kural tanımayan benliğin, hep bir anlamın arayışı peşinden yakın uzak demeden yolculuklarda buldu kendini.

En çok severken zorlandın, hissettiğin ve düşündüğün farklı şekilde karşıladı seni. Doğasına aykırı bu durum sana öyle ağır geldi ki, lokmaların hep boğazında düğümlendi, içtiğin suyu bile yadırgayacak kadar örselendin kendine ve karanlığın esaretindeki aydınlığını giderek daha da kaybedecek bir belirsizliğe adım adım yuvalandın.

 Odanın dili yaraladı seni, ağlayan pencerenin solgun görüntüsünde kara düşlerin bozgununa yol aldığını görerek giderek daha da çekildin sessizliğine ve ruhunun dehlizlerinde kuyular açtın hiç kimsenin bilmediği.

Hep hiçbir kavganın adil yaşanmadığına tanıklık ederek sakin bir hayatın özlemini çeken insanları düşündün zaman içinde, öyle ki bir şeyleri elde etmenin mücadelesini verirken yaşanılan bunca yoksunluğun yarattığı o büyük yıkımı, tahribatı hep haksız gördün.

En mümkün olanın imkansıza dönüştüğünü gördükçe öfken de büyüdü, isyanın da kabardı ve ne kadar içten yıkıldığını hissetsen de günahını yüklenen bir suçluya dönüşmekten kurtaramadın kendini ve sustun, sustun, hep sustun.

Ağlayan çocukları izledin, en çok sevinci ve neşeyi onların hak ettiğini bilerek yaşayamadıkları çocukluklarına üzülerek, yerinerek ve için burkularak. Her yaştan genç insanların kalabalıklarda yalnızlaştığını, sıradanlaştığını, yabancılaştığını ve en büyük kaygı ve korkuları taşıyarak amaçsız yığınlara dönüştüğünü günden güne fark ettin. Büyüdükçe küçülmenin yazgıya dönüştürülen insanlık ayıbını haykırmak istedin ama sustun, sustun, hep sustun.

Güneşe döndün yüzünü, parlaktı ve aydınlık.

Ağaçlar dallarında kuşlarla gösteriyordu kendini.

Gökyüzü mavisinden akıyordu gözlerinin içine.

Rüzgar tatlı ve okşayan bir serinlik.

Ve deniz dalgasında hürriyetin sonsuzluk yüküyle.

Yaşadıkların öğretti sana. En çok sustuğun yerde derinleşiyorsun, genişliyorsun, büyüyorsun ve sığamıyorsun sonra kendine. Susmanın yerini dilin mabedine çevirmek yerine konuşmanın özgür yurduna dönüştürmenin sorumluluğu var her birimizde.

Ne sevinç tek başına yaşanmalı.

Ne acı tek başına yaşanmalı.

Zıddıyla ve beraber dengeyi sağlayana kadar aynı amaca sevk etmeli kendini ve özgürlüğünden asla vazgeçmemeli.

İnsanlık için,

Yeryüzü için,

Hayat için,

Hep beraber iyi yaşamak adına…

 

Erkan EREN

Diğer Yazılarımı Okudunuz mu?

SUSKUN

Yorumlar (0)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir