Siyah Peri Tozları
- Yazar: Hatice ÇAKIR
- 16 Eylül 2026
- 9 kez okundu
SİYAH PERİ TOZLARI
Müge’nin sosyal medyasından hayranlıkla takip etmeye başladığı ressam hislerine tercüman oluyordu. Bütün resimlerinden ve onları paylaşırken seçtiği müziklerden çok etkileniyordu. Böylesine saf duygular başına dert olabilir miydi?
İki gün önce paylaştığı resimse kalbine bir başka dokunmuştu. Yıllarca evinin içinde yalnız hisseden kendini, ressamın yalnızlığına sarılırken buldu. Kocasıyla mutsuz bir ömür geçirirken, nedense herkes onun şanslı olduğunu düşünmüştü. Yabancı bir yuvada geçirilmiş hayattı hissettiği.
O akşam yine telefonu eline aldı. Televizyonda, “Sarmaşık Gülleri” çalıyordu.
“Yalnız kalan ruhumun acısı çok derindir” diyen sözler yine gözlerini ıslatmayı başarmıştı. Eşlikçisi olan şarapsa onu daha da derine götürmüştü.
Tam o anda hayran olduğu ressam sosyal medyasından, masada oturan bir adam resmi paylaştı. Yanında ona sarılan bir kız çocuğu vardı. İçinden “Demek kızına aşık bir babaymış. Benim gibi. Ben de oğluma aşık bir anneyim” dedi. Ayağa kalkıp, aynaya baktı. Gözyaşlarıyla akan siyah rimelinin üzerindeki parlaklık onun resimlerinin yıldızlarına benziyordu. Bu bir tesadüf değildi.
Aynadaki aksine “Çocuklarımıza aşkımız, yalnızlık acımız da aynı” deyip, eline aldığı kadehini bir yudumda bitirdi. Hiç ara vermeden şişenin kalanını dikti kafasına.
Dans etmeye başladı. Sarmaşık gülleri çalmaya devam ediyordu.
***
Ortadaki masada ressam ve kendisi oturuyordu. Karakalem ustası elindeki şarap kadehini bir yudum da içip masaya, gözlerini Müge’nin gözlerine bıraktı. Masadan kalktı, elini uzattı, gözleri bıraktığı yerde duruyordu. Müge kalkarken birleşen gözler dans etmeye başlamıştı. Elini onun elinin sıcaklığına teslim etti. Siyah peri tozlarının arasında dans ediyorlardı. Derin duyguların alevlendirdiği gözlerden yaşlar düşüyordu. Yıllarca birbirini arayan yalnız ruhların kavuşmasının büyüsüne kapılmışlardı.

***
Susadığını hissedince istemese de gözlerini açıp mutfağa yürüdü. Bir bardak su doldurup içti. Uyumak için yatağına gitti. Dayanamadı yine sosyal medyasına baktı. Ressam yeni bir paylaşım yapmıştı. Tahta masa üzerinde şarap kadehi ve sandalyeye oturmuş bir adam resmi çizmişti
“Yalnız kalan ruhumun acısı çok derindir” şarkısı eşlik ediyordu paylaşımına. İnanamadı. Biraz önce gördüklerini yaşıyordu.
Hemen bir yorum yazdı “Bizim şarkımız”
O güne kadar ressam kimseye cevap vermemişti. İlk defa onun yorumuna kırmızı kalp bıraktı. Müge kırmızı kalbe bakarken dondu kaldı. Yıllardır hissetmediği garip kalp atışıyla baş başa kalmıştı. Aniden geri çekilerek telefonu kapattı. Ressamın onun yalnızlığını anladığını, yanına gelebileceğini düşünerek utanmaktan korktu.
Uyuyamadan biten gecenin sabahında kalbinin varlığını hatırlatan ressamın sayfasını takip etmeyi bırakıp, “Takip etmem doğru değil, takip etmemeliyim.” dedi
O günden sonra cevapsız sorular yakasını bırakmadı.
Doğru olan neydi?
Ağır bir kalple mi yılları geçmeliydi?
Kalbinin sesini mi dinlemeliydi?
Yoksa aşkın en güzel halini hissettiren yalnızlık duygusunu mu tamamlamalıydı?
Hatice Çakır
Dörtİz
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

müge; siyah inci demektir. çok güzel akan bir hikaye olmuş…