Siyah Peri Tozları

Siyah Peri Tozları

SİYAH PERİ TOZLARI

Müge’nin sosyal medyasından hayranlıkla takip etmeye başladığı ressam hislerine tercüman oluyordu. Bütün resimlerinden ve onları paylaşırken seçtiği müziklerden çok etkileniyordu. Böylesine saf duygular başına dert olabilir miydi?

İki gün önce paylaştığı resimse kalbine bir başka dokunmuştu. Yıllarca evinin içinde yalnız hisseden kendini, ressamın yalnızlığına sarılırken buldu. Kocasıyla mutsuz bir ömür geçirirken, nedense herkes onun şanslı olduğunu düşünmüştü. Yabancı bir yuvada geçirilmiş hayattı hissettiği.

O akşam yine telefonu eline aldı. Televizyonda, “Sarmaşık Gülleri” çalıyordu.

Yalnız kalan ruhumun acısı çok derindir” diyen sözler yine gözlerini ıslatmayı başarmıştı. Eşlikçisi olan şarapsa onu daha da derine götürmüştü.

Tam o anda hayran olduğu ressam sosyal medyasından, masada oturan bir adam resmi paylaştı. Yanında ona sarılan bir kız çocuğu vardı. İçinden “Demek kızına aşık bir babaymış. Benim gibi. Ben de oğluma aşık bir anneyim” dedi. Ayağa kalkıp, aynaya baktı. Gözyaşlarıyla akan siyah rimelinin üzerindeki parlaklık onun resimlerinin yıldızlarına benziyordu. Bu bir tesadüf değildi.

Aynadaki aksine “Çocuklarımıza aşkımız, yalnızlık acımız da aynı” deyip, eline aldığı kadehini bir yudumda bitirdi. Hiç ara vermeden şişenin kalanını dikti kafasına.

Dans etmeye başladı. Sarmaşık gülleri çalmaya devam ediyordu.

***

Ortadaki masada ressam ve kendisi oturuyordu. Karakalem ustası elindeki şarap kadehini bir yudum da içip masaya, gözlerini Müge’nin gözlerine bıraktı. Masadan kalktı, elini uzattı, gözleri bıraktığı yerde duruyordu. Müge kalkarken birleşen gözler dans etmeye başlamıştı. Elini onun elinin sıcaklığına teslim etti. Siyah peri tozlarının arasında dans ediyorlardı. Derin duyguların alevlendirdiği gözlerden yaşlar düşüyordu. Yıllarca birbirini arayan yalnız ruhların kavuşmasının büyüsüne kapılmışlardı.

***

Susadığını hissedince istemese de gözlerini açıp mutfağa yürüdü. Bir bardak su doldurup içti. Uyumak için yatağına gitti. Dayanamadı yine sosyal medyasına baktı. Ressam yeni bir paylaşım yapmıştı. Tahta masa üzerinde şarap kadehi ve sandalyeye oturmuş bir adam resmi çizmişti

Yalnız kalan ruhumun acısı çok derindir” şarkısı eşlik ediyordu paylaşımına. İnanamadı. Biraz önce gördüklerini yaşıyordu.

Hemen bir yorum yazdı “Bizim şarkımız

O güne kadar ressam kimseye cevap vermemişti. İlk defa onun yorumuna kırmızı kalp bıraktı. Müge kırmızı kalbe bakarken dondu kaldı. Yıllardır hissetmediği garip kalp atışıyla baş başa kalmıştı. Aniden geri çekilerek telefonu kapattı. Ressamın onun yalnızlığını anladığını, yanına gelebileceğini düşünerek utanmaktan korktu.

Uyuyamadan biten gecenin sabahında kalbinin varlığını hatırlatan ressamın sayfasını takip etmeyi bırakıp, “Takip etmem doğru değil, takip etmemeliyim.” dedi

O günden sonra cevapsız sorular yakasını bırakmadı.

Doğru olan neydi?

Ağır bir kalple mi yılları geçmeliydi?

Kalbinin sesini mi dinlemeliydi?

Yoksa aşkın en güzel halini hissettiren yalnızlık duygusunu mu tamamlamalıydı?

 

Hatice Çakır

Dörtİz

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

İKİ HAMBURGER

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    müge; siyah inci demektir. çok güzel akan bir hikaye olmuş…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hatice ÇAKIR

Hatice Çakır 1968 yılında İstanbul’da doğdum. Çocukluğum ve gençliğim Beyoğlu’na bağlı Hasköy’de geçti. Evliyim; Berat Can ve Cansu adında harika iki çocuk annesiyim. Anadolu İşletme Fakültesi İş İdaresi Lisans mezunuyum. Muhasebe alanında on yıl boyunca kariyerime devam ederken, ara verdiğimi düşündüğüm işime hiç dönemedim. Bir baktım ki emekliyim. Üç yılımı Kazakistan’ın Almatı şehrinde yaşadım. 2014 yılından bu yana İzmir’de yaşıyor, son yıllarımı ise Urla’nın Enginar bahçeleri arasında sürdürüyorum. Pazarcı bir baba ve işçi bir annenin tek kızı olarak gecekonduda büyüdüm. “Hayatım roman olur” düşüncesiyle küçük notlar, tarifler, defterler, dosyalarla yıllarımı geçirdim. Son yıllarda senaryo yazarlığı, master yazarlık, öykü yazarlığı eğitimleri alarak yazma serüvenime daha disiplinli bir şekilde devam ediyorum. Okuma gruplarında kitap sunumu, tiyatro gruplarında oyunculuk denerken Necati Cumalı’nın Gülsüm Kıza Ağıt isimli öyküsünü tiyatroya uyarlayıp, yönetmenliğini de yaptım. Tabii amatörce. Şairler ve Bestekarlar Derneği ve Uluslararası Aktivist Sanatçılar Derneği üyesiyim Urla Halk Eğitim Merkezi’nde Türk Sanat Müziği Korosu’nda Korist olarak yer alıyorum. Yazılarım BKS, Gökkuşağı ve Deliler Tekkesi dergilerinde yayımlandı. Yedi arkadaşla birlikte “Kalemin Yolu Yazın Grubu”nu kurarak ortak dilde roman çalışmaları gerçekleştirdik. Kitaplarım: 2022: Derinlerdeki Işık kitabında yer alan “Son Roman” adlı öyküm yayımlandı. 2023: Hikayelerle 300 Tarifli Enginar Kalbine Yolculuk kitabımda, üç yüz enginar yemeği tarifinin yanı sıra ilk yetmiş iki sayfada yer alan dört öyküyle edebiyat ve gastronomi dünyasını bir araya getirmeyi amaçladım. 2025: Gizli Kalan Şeyler adlı kitapta, dört yazarın onar öyküsüyle ortak bir eser ortaya koyduk. Bu dört yazar olarak WhatsApp grup ismimize “Fakirhane” desek de, çevremize olan mütevazı duruşumuzla kendimize “DÖRTİZ” adını verdik. Dörtiz’den her hafta bir yazarın yazısı, bir yıldır Dokuzda9 gazetesinde yayımlanmaktadır. “İşçi çocuklarının okuma yazma aşkı bir başka olur” diyerek çıktığım bu yolda, bana yol açan çiçeklerin izinden gidiyor; ben de kendi yoluma yeni çiçekler bırakarak ilerliyorum.