İKİ HAMBURGER

İKİ HAMBURGER

İKİ HAMBURGER

İki bin veya iki bin bir yıllıydı.  Hayallerimden birini not ediyordum.  Giyinmişim, süslenmişim, gece yarısı  İstiklal Caddesi’nde  gülerek, dans ederek dolaşıyorum.

Çevremde neşemi alkışlayan ve  gülümseyen eşlikçilerimin yanında yıldızlar ve ay cömertçe aydınlığını hediye ediyordu.  Özgürdüm.  Ve sonunda  huzurumu, mutluluğumu evime taşıyor, kokusunu içime çekerek yumuşacık yatağımda mışıl mışıl uyuyorum. 

Yazımı bitirip tam defteri kapatacakken sayfalarına baktım. Bütün suç defterinmiş gibi kapağını sertçe kapatıp, “Merak etme Esin, bir gün mutlaka yapacaksın.”  

Annem ve abilerim sayesinde erkek gibi yetiştirilmiştim.  İki büyüğümün gücü ile mahallenin bütün erkek çocuklarını döverdim. Karşı koyan olursa bir anda yakın koruma olurlardı. Mahallenin güçlü kızlarından biri onların kardeşiydi. Her zaman küçük Esin’le  gurur duymuşlardı. 

Duruma el atması gerektiğini düşünemeyen annem, orta okul yıllarımdayken el işi dersi öğretmenimin onu okula çağırmasıyla durumu fark etmişti.  “Reyhan Hanım, kızınız erkekleri dövüyor. Ne biçim kız yetiştiriyorsunuz? Bunun yanlış olduğunu niye öğretmiyorsunuz?” demişti.

Herkese karşı çıkan, her yaptığı doğru olan o güçlü kadın, ilk defa öğretmenimin karşısında boynunu eğmişti.  Annemin, o güne kadar “Aferin” dediği davranışıma  çok üzülmesi, “Bir daha böyle bir şey yapma.” demesi kafamı  karıştırmıştı.

“Tamam, okulda yapmam.”  sözünü vermiş ve bir daha okulda, hatta sokağımızda da kimseyle kavga etmemiştim. 

Olup biteninse akşam evde bahsi bile geçmemişti. Yine içkili gelen bir baba. “Zıkkım iç diyen” karısı ile gecenin uykusuna dalmaya çalışmıştık. 

Çocukken öğrendiklerimle yıllar sonra benden beklenen  şeyler, hayatımı allak bullak etmeye devam etmişti.  Sokağımızın dışına çıkmamam, evde belli bir saatte olmam, erkenden nişanlanan kız arkadaşlarımın müstakbel kocaları gelince hemen eve geri dönmem istenmişti.

Abilerimse partilerine devam ettiler. “Sinemaya gittim, kahveye gittim, hamburger yedim, üstelik iki tane, maça gittim, köfte ekmek yedim…” Haklı  isyanlarım çoğalıyordu. Neden ben istediğim gibi gezemiyordum? Neden onlara aynı baskıyı kurmuyorlardı? 

Annem, babam “Senin için tehlikeli” derken. Sırıtan iki çakal “Sen kızsın” diye küçümserlerdi.   Beni anlamadıkları için söylenir,  ağlamaya başlardım. Küçük abim “Kızsın işte, bak ağlıyorsun” derdi. Onu öldürmek isterdim.

Fakir evimizde üniversite okumamın önü kesilmişti. Ama liseyi bitirdikten sonra çalışmama izin vermiş hatta önayak olmuştu annem. 

Ev işlerinde becerikli, tam bir ev hanımı gibi yetiştirilen yengem, komşu kızları ve iş arkadaşlarım sayesinde toplumun istediği o kadın olabilmiştim.

Çalışma hayatım yakışıklı adamı da karşıma çıkarınca evlenip iki oda bir sofa, pembe panjurlu, bir çocuklu ev hayallerime veya birilerinin hayallerine doğru emin adımlarla ilerledim. 

Neyse ki kırkından sonra azanı teneşir paklarmış. Belli bir yaştan sonra gözümüz açılır ya! Benim de öyle oldu. 

 “O etek kısa, pantolonun dar. Göğüslerin ortada, ruj mu sürdün, üstelik kimin için süsleniyorsun?” diyen ve hadsizliğini bile idare ettiğim eşimin tahammül edilemez hale gelmesine dayanamayarak bir gün, “Yeter artık!” dedim ve hayalimi gerçekleştirmeye karar verdim. 

Saçlarıma uzun kaynak ve Afrika örgüsü yaptırdım. Askılı, dar, boru paça, siyah deri bir tulum; Uzun topuklu, parlak siyah çizmeler giyip elime aldığım, zinciri yere değen küçük siyah çantayı omuzuma geçirdim. 

Son kez aynanın karşısında koyu bordo rujumu tazeledim. Pas kırmızısı ojeli takma tırnaklarıma baktım.  Kendinden emin duruşumla, “Afrodit gibi kadınsın. Gecenin körlüğüne sırtını ver, gitsin” dedikten sonra odunsu kokulu parfümümü, yanımdan geceni öldürecek kadar üzerime boca ettim.  

Keyifle,  bir o kadar stresle eşikten adımımı attım. Asansörle indiğim garajdaki, ulaşılamayan derinlerdeki yosun yeşili arabama bindim.

Birden, “Bu yapacağım bir geçiş, bir dönüş; daha etkili olmalı” dedim. 

En derinimde yatan hayalim gözümün önünden film şeridi gibi aktı. Hemen eve geri döndüm. 

Anfiyi arabaya taşıdım. 

Yolda  abilerimi aradım. Gideceğim yere gelmelerini,  bir sapığın beni tehdit ettiğini ve kurtarmalarını istedim.  

“Çocukluğumuzdaki gibi” dedim. 

İkisi de  saçmaladığımı düşünüp, ne demek istediğimi anlamadılar. Yine de ”Neredesin?” diye sorduklarına göre beni çaresiz bırakmayacaklardı. 

Anadolu yakasına doğru Boğaziçi  Köprüsü’nün ortasında sağ şeritte durdum. Üç şeritten ikisi akıyordu. Buna rağmen beni merak edenler trafiği yavaşlatmaya başlamıştı. Arkamdaki arabalar korna çalarken içindekiler kocaman gözlerle bakıyordu. 

Saniyesinde anfiyi arabanın üzerine koyup müziği en yüksek seste açtım. Müslüm Gürses’den bir parça en neşelisinden tercih ettim. Çünkü bana kızanların içinde Müslüm Baba’yı sevenler, hiçbir zaman onu suçlamaz ve ondan nefret etmezdi.

Yolun ortasında kendimi müziğin ritmine bıraktım. Aslında çocukluğumdan beri aynanın karşısında kıvrak dans etmeyi  hem sever hem de biraz beceririm.

Ondan da paye çıkarmasınlar diye elimi, kolumu, adımlarımı müziğe uydurarak; belimi ve kalçamı oynatmadan, kimseyi umursamadan dansın sularına aktım. Karşı şeritten gülenler, hakaret edenler, küfür edenler, alkışlayanlar trafiği iyice yavaşlatırken  polis siren sesleri yakınlaşıyordu. 

Aniden, benim şeridimin arkalarından bir arabanın patinaj sesi ile sol şeride geçtiğini, sonra da benim üzerime doğru sürdüğünü gördüm. Hemen kendimi oto korkuluğun arkasına atarak kurtardım.

Adamın arabasının önü içine geçince daha da  sinirlenerek ve söylenerek arabadan inip  üzerime doğru koştu. Sağ elini kaldırdı;  tam vuracakken onu havada kapan süper kahramanlarım yere serip güzelce yumrukladılar. 

Ortalık bir anda karışacaktı ki, polis geldi.  

Köprü de  olduğumuz için görevlilerin trafiği düzenlemesi, bizi arabaya atması,  çekiciyi çağırması inanılmaz hızlı olmuştu. 

Abimler bir arabada, ben başka bir arabada karakolu boyladık. 

Sorgularımız yapılırken kahramanlarım bana dönmüş, ağızlarına geleni sayıyordu. 

Bense  iki aslan ve benim olduğum bembeyaz bir alanın içinde onlara

 

Ağustos 2026

Hatice Çakır

RENKLER KALEMLER AŞKLAR

Diğer yazılarımı okudunuz mu? 

RENKLER KALEMLER AŞKLAR  

 

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    okurken çok eğlendim… kızkardeşin intikamı olmuş…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hatice ÇAKIR

Hatice Çakır 1968 yılında İstanbul’da doğdum. Çocukluğum ve gençliğim Beyoğlu’na bağlı Hasköy’de geçti. Evliyim; Berat Can ve Cansu adında harika iki çocuk annesiyim. Anadolu İşletme Fakültesi İş İdaresi Lisans mezunuyum. Muhasebe alanında on yıl boyunca kariyerime devam ederken, ara verdiğimi düşündüğüm işime hiç dönemedim. Bir baktım ki emekliyim. Üç yılımı Kazakistan’ın Almatı şehrinde yaşadım. 2014 yılından bu yana İzmir’de yaşıyor, son yıllarımı ise Urla’nın Enginar bahçeleri arasında sürdürüyorum. Pazarcı bir baba ve işçi bir annenin tek kızı olarak gecekonduda büyüdüm. “Hayatım roman olur” düşüncesiyle küçük notlar, tarifler, defterler, dosyalarla yıllarımı geçirdim. Son yıllarda senaryo yazarlığı, master yazarlık, öykü yazarlığı eğitimleri alarak yazma serüvenime daha disiplinli bir şekilde devam ediyorum. Okuma gruplarında kitap sunumu, tiyatro gruplarında oyunculuk denerken Necati Cumalı’nın Gülsüm Kıza Ağıt isimli öyküsünü tiyatroya uyarlayıp, yönetmenliğini de yaptım. Tabii amatörce. Şairler ve Bestekarlar Derneği ve Uluslararası Aktivist Sanatçılar Derneği üyesiyim Urla Halk Eğitim Merkezi’nde Türk Sanat Müziği Korosu’nda Korist olarak yer alıyorum. Yazılarım BKS, Gökkuşağı ve Deliler Tekkesi dergilerinde yayımlandı. Yedi arkadaşla birlikte “Kalemin Yolu Yazın Grubu”nu kurarak ortak dilde roman çalışmaları gerçekleştirdik. Kitaplarım: 2022: Derinlerdeki Işık kitabında yer alan “Son Roman” adlı öyküm yayımlandı. 2023: Hikayelerle 300 Tarifli Enginar Kalbine Yolculuk kitabımda, üç yüz enginar yemeği tarifinin yanı sıra ilk yetmiş iki sayfada yer alan dört öyküyle edebiyat ve gastronomi dünyasını bir araya getirmeyi amaçladım. 2025: Gizli Kalan Şeyler adlı kitapta, dört yazarın onar öyküsüyle ortak bir eser ortaya koyduk. Bu dört yazar olarak WhatsApp grup ismimize “Fakirhane” desek de, çevremize olan mütevazı duruşumuzla kendimize “DÖRTİZ” adını verdik. Dörtiz’den her hafta bir yazarın yazısı, bir yıldır Dokuzda9 gazetesinde yayımlanmaktadır. “İşçi çocuklarının okuma yazma aşkı bir başka olur” diyerek çıktığım bu yolda, bana yol açan çiçeklerin izinden gidiyor; ben de kendi yoluma yeni çiçekler bırakarak ilerliyorum.