İKİ HAMBURGER
- Yazar: Hatice ÇAKIR
- 19 Ağustos 2026
- 10 kez okundu
İKİ HAMBURGER
İki bin veya iki bin bir yıllıydı. Hayallerimden birini not ediyordum. Giyinmişim, süslenmişim, gece yarısı İstiklal Caddesi’nde gülerek, dans ederek dolaşıyorum.
Çevremde neşemi alkışlayan ve gülümseyen eşlikçilerimin yanında yıldızlar ve ay cömertçe aydınlığını hediye ediyordu. Özgürdüm. Ve sonunda huzurumu, mutluluğumu evime taşıyor, kokusunu içime çekerek yumuşacık yatağımda mışıl mışıl uyuyorum.
Yazımı bitirip tam defteri kapatacakken sayfalarına baktım. Bütün suç defterinmiş gibi kapağını sertçe kapatıp, “Merak etme Esin, bir gün mutlaka yapacaksın.”
Annem ve abilerim sayesinde erkek gibi yetiştirilmiştim. İki büyüğümün gücü ile mahallenin bütün erkek çocuklarını döverdim. Karşı koyan olursa bir anda yakın koruma olurlardı. Mahallenin güçlü kızlarından biri onların kardeşiydi. Her zaman küçük Esin’le gurur duymuşlardı.
Duruma el atması gerektiğini düşünemeyen annem, orta okul yıllarımdayken el işi dersi öğretmenimin onu okula çağırmasıyla durumu fark etmişti. “Reyhan Hanım, kızınız erkekleri dövüyor. Ne biçim kız yetiştiriyorsunuz? Bunun yanlış olduğunu niye öğretmiyorsunuz?” demişti.
Herkese karşı çıkan, her yaptığı doğru olan o güçlü kadın, ilk defa öğretmenimin karşısında boynunu eğmişti. Annemin, o güne kadar “Aferin” dediği davranışıma çok üzülmesi, “Bir daha böyle bir şey yapma.” demesi kafamı karıştırmıştı.
“Tamam, okulda yapmam.” sözünü vermiş ve bir daha okulda, hatta sokağımızda da kimseyle kavga etmemiştim.
Olup biteninse akşam evde bahsi bile geçmemişti. Yine içkili gelen bir baba. “Zıkkım iç diyen” karısı ile gecenin uykusuna dalmaya çalışmıştık.
Çocukken öğrendiklerimle yıllar sonra benden beklenen şeyler, hayatımı allak bullak etmeye devam etmişti. Sokağımızın dışına çıkmamam, evde belli bir saatte olmam, erkenden nişanlanan kız arkadaşlarımın müstakbel kocaları gelince hemen eve geri dönmem istenmişti.
Abilerimse partilerine devam ettiler. “Sinemaya gittim, kahveye gittim, hamburger yedim, üstelik iki tane, maça gittim, köfte ekmek yedim…” Haklı isyanlarım çoğalıyordu. Neden ben istediğim gibi gezemiyordum? Neden onlara aynı baskıyı kurmuyorlardı?
Annem, babam “Senin için tehlikeli” derken. Sırıtan iki çakal “Sen kızsın” diye küçümserlerdi. Beni anlamadıkları için söylenir, ağlamaya başlardım. Küçük abim “Kızsın işte, bak ağlıyorsun” derdi. Onu öldürmek isterdim.

Fakir evimizde üniversite okumamın önü kesilmişti. Ama liseyi bitirdikten sonra çalışmama izin vermiş hatta önayak olmuştu annem.
Ev işlerinde becerikli, tam bir ev hanımı gibi yetiştirilen yengem, komşu kızları ve iş arkadaşlarım sayesinde toplumun istediği o kadın olabilmiştim.
Çalışma hayatım yakışıklı adamı da karşıma çıkarınca evlenip iki oda bir sofa, pembe panjurlu, bir çocuklu ev hayallerime veya birilerinin hayallerine doğru emin adımlarla ilerledim.
Neyse ki kırkından sonra azanı teneşir paklarmış. Belli bir yaştan sonra gözümüz açılır ya! Benim de öyle oldu.
“O etek kısa, pantolonun dar. Göğüslerin ortada, ruj mu sürdün, üstelik kimin için süsleniyorsun?” diyen ve hadsizliğini bile idare ettiğim eşimin tahammül edilemez hale gelmesine dayanamayarak bir gün, “Yeter artık!” dedim ve hayalimi gerçekleştirmeye karar verdim.
Saçlarıma uzun kaynak ve Afrika örgüsü yaptırdım. Askılı, dar, boru paça, siyah deri bir tulum; Uzun topuklu, parlak siyah çizmeler giyip elime aldığım, zinciri yere değen küçük siyah çantayı omuzuma geçirdim.
Son kez aynanın karşısında koyu bordo rujumu tazeledim. Pas kırmızısı ojeli takma tırnaklarıma baktım. Kendinden emin duruşumla, “Afrodit gibi kadınsın. Gecenin körlüğüne sırtını ver, gitsin” dedikten sonra odunsu kokulu parfümümü, yanımdan geceni öldürecek kadar üzerime boca ettim.
Keyifle, bir o kadar stresle eşikten adımımı attım. Asansörle indiğim garajdaki, ulaşılamayan derinlerdeki yosun yeşili arabama bindim.
Birden, “Bu yapacağım bir geçiş, bir dönüş; daha etkili olmalı” dedim.
En derinimde yatan hayalim gözümün önünden film şeridi gibi aktı. Hemen eve geri döndüm.
Anfiyi arabaya taşıdım.
Yolda abilerimi aradım. Gideceğim yere gelmelerini, bir sapığın beni tehdit ettiğini ve kurtarmalarını istedim.
“Çocukluğumuzdaki gibi” dedim.
İkisi de saçmaladığımı düşünüp, ne demek istediğimi anlamadılar. Yine de ”Neredesin?” diye sorduklarına göre beni çaresiz bırakmayacaklardı.
Anadolu yakasına doğru Boğaziçi Köprüsü’nün ortasında sağ şeritte durdum. Üç şeritten ikisi akıyordu. Buna rağmen beni merak edenler trafiği yavaşlatmaya başlamıştı. Arkamdaki arabalar korna çalarken içindekiler kocaman gözlerle bakıyordu.
Saniyesinde anfiyi arabanın üzerine koyup müziği en yüksek seste açtım. Müslüm Gürses’den bir parça en neşelisinden tercih ettim. Çünkü bana kızanların içinde Müslüm Baba’yı sevenler, hiçbir zaman onu suçlamaz ve ondan nefret etmezdi.
Yolun ortasında kendimi müziğin ritmine bıraktım. Aslında çocukluğumdan beri aynanın karşısında kıvrak dans etmeyi hem sever hem de biraz beceririm.
Ondan da paye çıkarmasınlar diye elimi, kolumu, adımlarımı müziğe uydurarak; belimi ve kalçamı oynatmadan, kimseyi umursamadan dansın sularına aktım. Karşı şeritten gülenler, hakaret edenler, küfür edenler, alkışlayanlar trafiği iyice yavaşlatırken polis siren sesleri yakınlaşıyordu.
Aniden, benim şeridimin arkalarından bir arabanın patinaj sesi ile sol şeride geçtiğini, sonra da benim üzerime doğru sürdüğünü gördüm. Hemen kendimi oto korkuluğun arkasına atarak kurtardım.
Adamın arabasının önü içine geçince daha da sinirlenerek ve söylenerek arabadan inip üzerime doğru koştu. Sağ elini kaldırdı; tam vuracakken onu havada kapan süper kahramanlarım yere serip güzelce yumrukladılar.
Ortalık bir anda karışacaktı ki, polis geldi.
Köprü de olduğumuz için görevlilerin trafiği düzenlemesi, bizi arabaya atması, çekiciyi çağırması inanılmaz hızlı olmuştu.
Abimler bir arabada, ben başka bir arabada karakolu boyladık.
Sorgularımız yapılırken kahramanlarım bana dönmüş, ağızlarına geleni sayıyordu.
Bense iki aslan ve benim olduğum bembeyaz bir alanın içinde onlara
Ağustos 2026
Hatice Çakır
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

okurken çok eğlendim… kızkardeşin intikamı olmuş…