Zorluğa Tırmanış

Zorluğa Tırmanış

Zorluğa Tırmanış

Hayat bir bisiklet yolculuğu gibidir. Pedallar gibi başlarız her güne, sevinç ve umutla…

Yokuş yukarı çıkar, bazen hızla ineriz. Rüzgâr bazen yüzümüze dost olur, bazen de göğsümüze görünmez bir duvar örer. Yol ise hiçbir zaman dümdüz değildir. Kimi zaman taşlarla örülmüş sabrın sınavına dönüşür, kimi zaman çamurun içinde ilerlemeyi öğretir, kimi zaman da gökyüzünün maviliğini omuzlara yükleyen uzun bir tırmanış olur.

İşte Uludağ’a uzanan her yol da böyledir. Dağın eteklerinde başlayan sessizlik, insanın kendi iç sesini duymasını sağlar. Her pedal darbesi yalnızca zinciri döndürmez; geçmişin yükünü hafifletir, geleceğin umudunu biraz daha yaklaştırır.

Çünkü dağlar yalnızca taşlardan oluşmaz.

Dağlar, vazgeçmeyenlerin inancından, yeniden ayağa kalkanların cesaretinden ve her düşüşten sonra doğrulmayı bilenlerin yüreğinden meydana gelir. Uludağ, gökyüzüne uzanan beyaz omuzlarıyla yalnızca bir zirve değil, insan ruhunun sabırla yazdığı görünmez bir şiirdir.

O şiirin her dizesi, alın teriyle yazılır; her kelimesi nefesle, her noktası umutla tamamlanır.

Tırmanış başladığında yolun uzunluğu değil, yüreğin genişliği önem kazanır. Çünkü yolun sonunda görülecek manzara, yalnızca gözlerle değil, emekle kazanılmış bir bakışla seyredilir.

Her viraj yeni bir düşünceye, her eğim yeni bir sınava dönüşür.

İnsan bazen kendi gölgesini geride bırakacak kadar kararlı hisseder kendini, bazen de gölgesinin bile yorulduğunu fark eder.

Ama pedal dönmeye devam ettiği sürece yol bitmez.

Duran yalnızca korkulardır.

Hareket eden ise umuttur.

Uludağ’ın serin rüzgârı, insanın yüzüne çarparken sanki yıllardır biriktirdiği bütün yorgunlukları usulca alıp götürür. Çam ağaçlarının arasından süzülen ışık, toprağın kokusuna karışırken her nefes yeni bir başlangıcın habercisi olur. Sessizlik burada boşluk değildir. Sessizlik, insanın kendisiyle konuştuğu en derin dildir.

Gürültünün sustuğu yerde düşünceler filizlenir.

Telaşın kaybolduğu yerde sabır yeşerir. Zirveye ulaşmanın sırrı hızlı gitmekte değil, vazgeçmeden devam etmektedir. Çünkü en dik yokuşlar, insanın içindeki en güçlü tarafı ortaya çıkarır.

Düz yollar yürümeyi öğretir; yokuşlar ise dayanmayı. İnişler hız kazandırır; çıkışlar karakter kazandırır.

Hayatın her dönüm noktası, bisikletin dönen tekerleği gibi geçmişi ardında bırakırken geleceğe doğru sessizce ilerler.

Hiçbir tekerlek aynı noktaya ikinci kez basmaz.

Geçen zaman geri dönmez.

Bu yüzden her pedal darbesi kıymetlidir. Her nefes değerlidir.

Her an, yeni bir şiirin ilk kelimesi olabilir.

Yağmur bazen ansızın başlar.

Damlalar alnı, omuzları ve yolu ıslatır. Islanan yalnızca toprak değildir; umut da sınanır.

Fakat yağmurun ardından gelen toprak kokusu, sabredenlerin ödülüdür.

Güneş yeniden doğduğunda yol aynı yol değildir.

Çünkü onu yürüyen insan değişmiştir. Her zorluk, görünmeyen bir öğretmendir.

Her engel, insanın içinde saklı duran gücü uyandıran sessiz bir çağrıdır.

Bir taşın üzerinden geçerken hissedilen sarsıntı bile dengeyi öğretir.

Keskin virajlar dikkati artırır.

Dar patikalar tevazuyu hatırlatır.

Sonsuz gibi görünen rampalar ise umudun ne kadar güçlü olabileceğini gösterir.

Uludağ’a doğru uzanan yollar, yalnızca yükseğe çıkmayı değil, insanın kendi içine inmeyi de öğretir.

Zirve bazen yukarıda değildir; insanın kalbindedir.

O zirveye ulaşabilmek için önce korkuların sisini dağıtmak gerekir.

Sonra şüphelerin dikenlerini aşmak gerekir.

Ardından inancın güneşine doğru sabırla ilerlemek gerekir.

Çünkü gerçek yolculuk kilometrelerle değil, değişimle ölçülür.

Yol uzadıkça düşünceler berraklaşır. Gökyüzü biraz daha yakın görünür. Bulutlar, sanki omuzlara değecek kadar alçalır.

İnsan doğanın içinde küçüldükçe aslında büyüdüğünü fark eder.

Kibir geride kalır.

Gösteriş unutulur.

Geriye yalnızca nefes, emek ve umut kalır.

İşte o anda hayatın en büyük zenginliğinin sahip olmak değil, hissedebilmek olduğu anlaşılır.

Bir kuşun kanat sesi, bir yaprağın rüzgârla dansı, uzaklardan gelen bir suyun şırıltısı, insanın yıllardır duymadığı kadar derin bir huzuru fısıldar.

Yol bazen yorucu olur.

Bacaklar ağırlaşır.

Nefes sıklaşır.

Omuzlar yük hisseder.

Fakat tam vazgeçileceği düşünülen anda ufuk biraz daha genişler.

Bir ışık belirir.

Bir esinti gelir.

Küçücük bir umut bile yeniden güç verir. Çünkü umut, insanın en güçlü kasıdır. Çalıştıkça büyür.

Paylaşıldıkça çoğalır.

İnandıkça güçlenir.

Uludağ’ın zirvesine yaklaşırken sessizlik daha da derinleşir.

Bu sessizlik korkutmaz.

Aksine insanı tamamlar.

Çünkü dışarıdaki sesler sustuğunda içerideki hakikat konuşmaya başlar.

O hakikat, hiçbir başarının emeksiz olmadığını, hiçbir zirvenin kolay kazanılmadığını ve hiçbir düşüşün sonsuza kadar sürmediğini anlatır.

Her iniş yeni bir çıkışın habercisidir.

Her gece yeni bir sabahın başlangıcıdır. Her son, görünmeyen bir ilk adımdır. Bisikletin zinciri nasıl birbirine bağlı halkalarla ilerliyorsa, hayat da umut, sabır, cesaret ve sevgi halkalarıyla ilerler.

Bir halka koptuğunda yol zorlaşır.

Fakat yeniden bağlamak mümkündür. İnsanın en büyük gücü de budur. Yeniden başlayabilmek.

Yeniden inanabilmek.

Yeniden pedal çevirebilmek.

Çünkü vazgeçmeyen hiçbir yolcu gerçekten kaybolmaz.

Kaybolan yalnızca yönünü unutanlardır. Oysa umut, en karanlık ormanda bile yön gösteren görünmez bir pusuladır. Rüzgâr bazen karşıdan eser.

Bazen arkadan destek olur.

Fakat hangi yönden eserse essin, pedal çevirmeyi bırakanı hiçbir rüzgâr zirveye ulaştıramaz.

Hareket eden kazanır.

Sabreden güçlenir.

İnanan değişir.

Yol boyunca görülen her çiçek, taş, ağaç ve bulut, hayatın sessiz öğretmenlerine dönüşür.

Hiçbiri konuşmaz ama hepsi anlatır.

Kök salmanın önemini, dimdik durmanın anlamını, eğilip kırılmamayı, mevsimler değişse bile yeniden yeşermeyi anlatır.

Uludağ’ın yamaçlarında dolaşan sis, bazen yolu gizler.

Fakat yol görünmese bile vardır.

Tıpkı umut gibi.

Umut da bazen hissedilmez ama hiçbir zaman kaybolmaz.

Onu yeniden görmek için yalnızca yürümeye devam etmek gerekir.

Dağın doruğuna ulaşıldığında kazanılan şey yalnızca bir manzara değildir. Kazanılan, yol boyunca öğrenilen bütün derslerdir.

Terle ıslanmış bir alın, yorgun ama huzurlu bir nefes, gökyüzüne çevrilmiş umut dolu bir bakış, bütün ödüllerin en büyüğüdür.

Çünkü gerçek zafer, başkalarını geçmek değil, dünkü hâlinden daha güçlü olabilmektir.

Hayatın en güzel şiiri de işte böyle yazılır.

Kalem yerine pedal, mürekkep yerine alın teri, kâğıt yerine sonsuz yollar kullanılır.

Her dönüş yeni bir cümle olur.

Her yokuş yeni bir paragraf olur.

Her zirve yeni bir nokta olur.

Sonra yeniden yeni bir cümle başlar. Çünkü hayat hiçbir zaman tek bir zirveden ibaret değildir.

Her ulaşılan doruğun ardından yeni ufuklar görünür.

Yeni yollar çağırır.

Yeni umutlar filizlenir.

İnsan yaşadığı sürece yol devam eder. Pedallar dönmeye devam eder.

Kalp umutla çarpmaya devam eder.

Ve Uludağ’ın sessiz doruklarında yankılanan görünmez şiir, her nefeste yeniden söylenir; zorlukların insanı yıkmak için değil, büyütmek için var olduğunu, her yokuşun sonunda gökyüzüne biraz daha yaklaşılacağını, vazgeçmeyen her ruhun kendi zirvesini mutlaka bulacağını fısıldayarak sonsuzluğa doğru akıp gider.

 

Murat Engin Deniz 

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Kitaplar Işıktır Yarınlarıma

 

 

 

Yorumlar (4)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    harika bir azim öyküsü…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Murat Engin DENİZ

1986 yılının yağmurlu bir gününde Bursa'da dünyaya gözlerini açtı. Belki de daha ilk nefesiyle yağmurun, toprağın ve gökyüzünün sesini içine çekmişti. Kim bilebilirdi ki yıllar sonra bu sessiz çocuk, kalemiyle kendi yolculuğunu destanlara dönüştürecek, yaşadığı acıları, umutları ve hayalleri kelimelere nakşedecekti. Çocukluk yılları Bursa'nın Osmangazi ilçesinde geçti. İlkokulu Hamzabey İlkokulu'nda, ortaokulu Çağlayan Köyü'nde tamamladı. Köy yaşamı, toprağın kokusu ve ormanların sessizliği, ileride yazacağı eserlerin en güçlü ilham kaynağı oldu. Lise öğrenimini Ali Osman Sönmez Endüstri Meslek Lisesi Torna Tesviye Bölümü'nde tamamladı. Ardından Uludağ Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Tarım Makineleri Bölümü'nde eğitim gördü. Böylece hem sanayinin hem de toprağın içinden gelen bir yaşamın izlerini taşıdı. Henüz on beş yaşındayken Çağlayan Köyü'nün meralarında koyun güderken şiir yazmaya başladı. Doğanın içinde filizlenen bu hayal, yıllar sonra narrative şiir ve novella eserlerine dönüşecek edebiyat yolculuğunun ilk adımı oldu. Yaklaşık yirmi yıldır otomotiv sektöründe çalışmakta, ağır çalışma koşulları içinde yaşam mücadelesini sürdürmektedir. Astım ve solunum yetmezliği nedeniyle doktor tavsiyesiyle başladığı yol bisikleti ise zamanla hayatının vazgeçilmez bir parçasına dönüştü. Onun için bisiklet; özgürlüğün, nefesin ve yeniden başlamanın simgesi oldu. Bu yıllarda Homeros'un İlyada ve Odysseia destanlarıyla tanıştı. Bu eserlerden aldığı ilhamla şiir ile hikâyeyi buluşturan kendine özgü bir anlatım geliştirdi. Tıpkı Odysseus'un yolculuğu gibi o da bisiklet yollarında insanı, yaşamı ve kendi içindeki yolculuğu aramaya devam etti. Bisiklet ve 5K i Run koşu yarışımlarına katılarak madalyalar kazanmış; Böylece "Yol Gezer" bisiklet ve engelsiz yaşamlar serisi doğmaya başladı. Pedalların ritmiyle birleşen kelimeler, zamanla kendine özgü bir anlatım biçimine dönüştü. Şiir ile hikâyeyi birleştiren, olay örgüsü taşıyan ve karakterleriyle yaşayan eserler ortaya çıkmaya başladı. Narrative şiir anlayışını benimseyerek farklı bir edebî yol izledi. Narrative şiir kitapları 2025 yılında Mavi Kuş Medya ile ödüllendirildi. Kendisini tam anlamıyla bir doksanlar çocuğu olarak görüyordu. Kasetlerin sesini, sokakta geçirilen çocukluk günlerini, mahalle kültürünü, televizyon başındaki akşamları, samimiyeti ve paylaşmayı yaşamış bir neslin temsilcisiydi. Bu yüzden eserlerinde nostalji, dostluk, mücadele, aile bağları ve insan sevgisi önemli bir yer tutuyordu. Yazarlık onun için yalnızca bir uğraş değil, aynı zamanda bir nefes arayışıydı. Yaşadığı acılar, karşılaştığı zorluklar ve hayata tutunma mücadelesi, hem oğulları Efe ile Eren için hem de okurları için satırlarına yansıttı. Bu yolculuk boyunca toplam on beş narrative şiir kitabı yayımladı: "Nefes Arayışı", "Uludağ Şiirsel Tırmanış", "Kestane Gülü", "Lina Yetim Gözyaşları", "Aylin Otizmin Işığında", "Sedef", "Kısmet Epilepsiden Kaçış", "Gazi Baba", "Suzi Sosyal Düşünceler", "Tatlı Aşkın Peşinde", "Eylem Gözlerim Sana Mühürlü", "Kartallar ve Leylek Savaşı 1934", "Aşk Sandığı", "Bir Yudum Ömür" ve "Bisikletime Çarparsan Ölürüm". Bunun yanında on beş novella roman eseriyle de farklı türlerde üretmeye devam etti. "Hayalet Bisiklet", "Figen Fug", "Tekerlekli Patiler", "Mührü Evvel Zamanı Uyandıran Çocuk", "Mührü Evvel Ahir Zaman Eşkıyaları", "Defne Yaprakları", "Buz Kraliçesi", "Annem Şarkılar Bizi Anlatır", "Servisteki Kalem Pedal", "Kurşun Maskeler", "Aynadaki Düşman", "Enkaz Altındaki Kemikler",“Şiirzade Diyarı”, "Labrodorit Bir Nefes Yolculuğuna Bisiklet" ve "Tandem Kalbin Sesi" ...isimli eserleriyle okurlarının karşısına çıktı. Varyasyon Kalemler ve Şiirzade E-Dergisi'nin kurucusu olarak farkındalık antolojileri hazırlamaya devam etmekte, otuz farklı antoloji çalışmasına katkı sağlayarak birçok yazar ve şairle aynı sayfalarda buluşmaktadır. Bugün hâlâ sanayide çalışmakta, alın teriyle yaşamını sürdürmektedir. Mesai sonrasında ise onu bazen bir bisiklet yolunda, bazen de yeni bir hikâyenin peşinde görmek mümkündür. Çünkü onun hikâyesi gösterişli salonlarda değil; bir köy yolunda, ormanların sessizliğinde ve yağmur altında çevrilen pedalların ritminde başladı. Ve hâlâ devam ediyor. Murat Engin Deniz, hayatını, şiirini ve yolculuklarını kelimelerle buluşturan; alın terini mısralara dönüştüren bir yol gezerdir.