Lanetli Bedenler 6. Bölüm

Lanetli Bedenler 6. Bölüm

LANETLİ BEDENLER

BÖLÜM 6

    Karanlık ve sonu görünmeyen ormanın derinliklerine doğru yolunu kaybetmiş bir şekilde hızlı adımlarla ilerliyordu. Gökyüzünde âdeta kana bulanmış gibi bir izlenim veren dolunayın ışığı, Buse’ye gitmesi gereken yolu gösterir gibiydi.

     Bir an kendini, küçükken okumayı sevdiği o ünlü masalın içinde gibi hissetti. Lâkin içinde bulunduğu bu yer Grimm Kardeşler masalından fırlamış gibi kan ve vahşet içeriyordu.

      Hayatı boyunca sadece izlediği filmlerde ve okuduğu kitaplarda; insan eti ile beslenen, kan ve vahşetin vücut bulmuş hali olan o korkunç canavarlar, bu gece gerçeğe dönüşmüştü. Canavarların gerçek olduklarına hiçbir zaman inanmamıştı. Şimdi ise onlardan biri bu gece kampa gelmiş ve bütün herkesi gözü önünde paramparça etmişti.

      ‘Tıpkı efsanelerde anlatıldığı gibi…’ diye korkuyla düşündü.

      Gerçeklerle yüzleşmek genç kızı ölümüne korkutuyordu. Yüreği ağzında, karanlık ormanda ilerlemeye devam etti. En ufak bir ses de ürken ve devamlı arkasına bakarak ilerleyen Buse, arada nefes almayı bile unutur hale gelmişti.

      Kalbi, hissettiği korku ve endişe yüzünden göğüs kafesinin içinde hızlı atarken, sanki her an yerinden çıkacakmış gibi hissediyordu. Kalbinin ritmini düzene sokmak ve biraz soluklanmak için durdu, lâkin canavarın ayak seslerini ve kan kokan nefesini kulağının dibinde hissedebiliyordu. Sanki o canavar hemen arkasındaymış gibi tüyleri korku ve dehşet ile diken diken olmuştu.

       Bedenini kalın gövdesi olan büyük bir ağaca yasladı. Tek istediği daha fazla güç toplamaktı. Gözlerini kapadı ancak o kâbus dolu anlar yeniden zihninde canlandı. Hemen gözlerini açtı ve olanları düşünmemeye çalıştı. Bu gece sağ kurtulmayı başarırsa; bu korkunç gece artık onun kâbusu olacaktı!

       Bu durum onu çok fazla rahatsız etmeye ve psikolojisini alt üst etmeye başlamıştı.

       Aniden karanlık ormanı korkudan titretecek vahşi bir uluma yükseldi. Canavarın fazla uzakta olmadığını işaret eden güçlü bir uluma idi. Bu korkunç sesi işiten Buse, daha fazla oyalanmaması gerektiğini düşündü.

       Canavarın onu bulması an meselesiydi ve ölmek için henüz çok genç olduğunu biliyordu. “Ne yapacağım ben şimdi?” etrafta saklanacak yer ararken tek düşündüğü şey buydu.

       Korkudan sanki yüreği ağzında atıyordu. Buse, ayaklarında derman kalmayana kadar ormanın içinde nereye gittiğini bilmeden koşmaya başladı. Baykuş sesini duydu. Gövdesine yaslandığı ağacın yüksek dallarından birine tünemiş olan beyaz bir baykuş ona bakıyordu. Sanki ona bir şeyler anlatmaya çalışır gibiydi.

       Baykuş, tünediği daldan havalandı, Buse’nin tepesinden geçti ve ağaçların sıklaştığı bir patikaya doğru süzüldü. “Burada durmak yerine şansımı deneyeceğim!” diye mırıldanıp son bir gayret ile ona sunulan şansı kullandı.

       Baykuşun arkasından hızlı adımlarla ilerlerken sonunda yan yana sıralanmış yüksek dağların olduğu bir alana geldi. İçinde yaşattığı son umut parçası da artık paramparça olmuştu. Yere çöktü ve ağlamaya başladı. Artık otoyoldan çok uzakta, fazlasıyla uzaklaşmış olduğunu fark etti.

       “Allah’ım! Ne yapacağım şimdi? Resmen canavara yem olacağım!” gözyaşları durmak bilmiyordu. Daha fazla ilerlemeye gücü kalmamıştı. Güneş bu gece doğmak bilmiyordu. Canavarın gelip kendisini bulması an meselesiydi! Artık ölümden kaçamayacağını anlamıştı.

       O an dolunayın ihtişamlı kanlı varlığı tam tepesinde duruyordu. Sanki canavara yerini gösteriyordu. Telefonu aklına geldi. Burada hiçbir şey yapmadan ölmeyi beklemeyecekti. Pantolonunun cebinden telefonu çıkardı ve ekrandaki saate baktı. Saat, sabaha karşı 3.30’u gösteriyordu ve bu sabah olmasına az bir zamanın kaldığını kanıtlıyordu.

       “Biraz daha dayanman gerek! Sonuna gelmiş durumdasın Buse!” kendi kendine konuşurken, hızlı olması için bedenini ve aklını motive ediyordu. Eğer kitaplarda okuduğu gibi bir kurt adam ise; o zaman güneş doğunca tekrar insan olacak demektir. Bu canavarın ortadan kalkacağı ve kendi canının kurtulmuş olacağı anlamına geliyordu.

        “Fazla heyecan yapma Buse! Önceliğin saklanacak bir yer bulmak!” diye kendini bu duruma hazırlamaya çalıştı.

         Sonunda dağın girişinde büyük bir mağara keşfetti. Mağaranın sonu görünmüyordu. O an karşısında iki seçenek olduğunu fark etti: Ya bütün cesaretini toplayıp karanlık ve sonu belli olmayan mağaraya girecekti ya da durup canavarın kendisini bulmasını ve paramparça etmesini bekleyecekti.

         “Acılar içinde ve canlı canlı yenilerek ölmekten daha iyidir!” diye düşündü. Ardından derin bir nefes aldı. Eli ayağı korkudan titreyerek mağaranın içlerine doğru ilerledi.

        Telefonun ışığı ile karanlığın dibini görmeye çalıştı. Karşısındaki manzara âdeta kara delik gibi idi! Yeniden mağaranın girişine baktı. Kanlı dolunay girişi aydınlatıyordu. Korku bedenini ele geçirirken, bildiği bütün duaları okumaya başladı.

         Mağaranın karanlığına doğru ilerlerken, sırtını mağaranın soğuk ve nemli kayalığına dayadı. Mağaranın ışık alan girişi arkasında kalmıştı ve oradan gelebilecek tehlikeye karşı gardını indirmemeye özen gösteriyordu.

        Her ne kadar şu an için istediği tek şey telefonun sinyali yakalaması olsa da bunun pek mümkün olamayacağını çabalarından anlamıştı. Yardım çağırması için telefonu bile kullanamayacaksa nasıl hayatta kalacaktı ki?

        “En azından şarjı sayesinde mağarada ışık sağlayabiliyorum. Bundan daha kötüsü bile olabilirdi.” diyerek kendini avutmaya çalıştı.

        Mağaranın derinliklerine doğru ilerlerken, geride bulunan girişe baktı. O kadar karanlıktı ki, dolunayın ışığını bile görmesi mümkün değildi. Derin bir nefes aldı “Artık karşıma ne çıkarsa çıksın onunla sonuna kadar savaşacağım! Ölmem gerekse bile kesinlikle kaçmayacağım!” sözleriyle kendine güç vererek korkusuzca ilerledi.

    Aniden telefondan uyarı sesi duyuldu. Işığın kullanımından kaynaklı şarjın azaldığını işaret ediyordu. Genç kadın zaten bulunduğu korkunç durumdan kurtulmak için çabalarken, bir yandan da lanet telefonun bu hareketi onu çileden çıkarmaya başlamıştı.

     “Sanki yeterince canım sıkkın değilmiş gibi sen de başıma bela ol! Seni lanet telefon! Zaten şu koskoca dünyada çekmemek için burayı seçmen ayrı bir başarı!” kendi kendine söylenerek ilerlemeye devam etti. “Ama buradan kurtulmama hiçbir şey engel olamayacak!”

      Mağaranın derinliklerine doğru ilerlerken, arkasında kalan mağaranın girişi artık görünemeyecek kadar ufalmıştı. O an, kendini çelikten yapılmış ufak bir kafese konulmuş vahşi bir hayvan gibi hissetmişti. Nedense yüreği bir anlığına sıkıştı. Nefesinin kesileceğini ve orada havasızlıktan can vereceğini hisseden Buse, ölümün ne kadar yakınında olduğunu anlamıştı.

     Bir an durdu ve gözlerini kapatıp içinden ona kadar yavaş yavaş saymaya başladı. Her sayı biraz daha rahatlamasını ve nefesinin düzene girmesine yardımcı oluyordu. Böylece son sayıya geldiğinde ne panik atak problemi ne de klostrofobi denen hastalıkları kaldı! “Demek ki her şey aklımın bana bir oyunuydu!” diye düşündü.

          Sessizlik içindeki mağarada garip bir ses yükselmeye başladı. Sanki bir şey taş duvarlarda sürünüyormuş gibi idi. Buse’nin duyduğu bu ses ürpermesene ve tüylerinin diken diken olmasına yetmişti.

           Ses, tıpkı bir yılanın hareket etmesi ile çıkabilecek sese benziyordu. “Orada biri mi var?” dudaklarından dökülen bu soruya engel olmadığı için kendine saydırdı. Orada her kim varsa ona ses vermeyeceği açıkça belli idi.

          Hemen ardından bu sefer ses daha da şiddetlendi ve kulakları tırmalayan, iç gıdıklayıcı korkunç bir ses halini aldı. Sanki birisi duvara tırnaklarını sürterek ilerliyormuş gibi korkunç bir sesti. Her ne kadar ses çok yakından gelmese de, Buse’nin dişlerini birbirine sürtmesi için yeterince yüksek idi. Bu ses yüzünden Buse neredeyse dişlerini orada söküp atacak gibi hissediyordu.

        Telefonun ışığını kıstı ve feneri yeniden açtı. “Pilin bitene kadar dayanmazsan seni kırar atarım!” diyerek elindeki alet ile kavga etmeye başladı. O an kendini deli gibi hissetse de bunu artık pek önemsemiyordu. “Zaten kimse beni bu halde görmüyor.” diye mırıldandı.

         Etrafa yavaşça bakınmaya başladı. Korkudan titreyen ellerine hâkim olamıyor, neyin nereden çıkacağını bilemediği için yüreği ağzında hareket ediyordu. Aniden tam tepesinden kanat çırpma sesi duyar gibi oldu.

          ‘Allah’ım! Umarım düşündüğüm şey değildir!’ diye düşündü.

         Yavaşça içinden bildiği bütün duaları okuyarak feneri mağaranın tavanına doğru kaldırdı. Kalbi neredeyse ağzında atıyordu ve bunu durduramıyordu. Başını yavaşça yukarı doğru kaldırdı. Tepede gördüğü manzara karşısında az daha son nefesini verecek gibi oldu. Binlerce hatta milyonlarca yarasa tavandan sarkmış, kanatlarıyla yüzlerini örterek kıpırdanıyorlardı.

      “Şimdi sen naneyi yemedin mi Buse?” sessizce fısıldayarak kendine kızdı. Uyanmamaları için feneri anında yere çevirdi. Elleri, hissettiği korku ve panik yüzünden tir tir titriyordu. Kalbi ise, yaşadığı heyecan yüzünden patlamak üzereydi. Nefes alması zorlaştı!

       ‘Allah’ım, şimdi şuracıkta öleceğim!’ diye düşündü yeniden.

      Yarasalar hakkında duyduğu en korkunç şey; insanın gözünü oyabilecek kadar hızlı olmalarıydı! ‘Umarım insan kanı içmiyorlardır!’ diye dualar edip duruyordu.

      Genelde vampirler hakkında yazılmış romanlarda yarasaların da aslında vampire dönüşebilen canlılar olduğu yazıyordu. Lâkin onların kurgu olduğunu ve gerçek olmadığını bilecek kadar aklı başında bir kadın idi.

       ‘Yarasa olabilen vampir mümkün olabilir mi hiç?’ hemen ardından ise aklına başka bir şüphe yer ediverdi. ‘Ama ya gerçekler ise? Sonuçta kurt adamlar da efsaneydi!’ aniden bu düşünceyle bütün bedeni buz kesmişti.

      Korkudan yeniden titremeye başladı. Resmen eli ayağı birbirine dolanmıştı. “Vampir diye bir şey yoktur!” aniden ne yaptığını sonradan fark etse de artık çok geçti: Etraftaki bütün yarasalar çıkan yüksek sesten ürkerek yerlerinden fırladılar ve etrafta uçuşarak kulakları sağır eden bir ses ile çığlık atmaya başladılar. Ses o kadar yüksekti ki, Buse’nin kulakları neredeyse sağır olmak üzere idi.

      “Ne kadar aptal bir kadınım ben ya!” diyerek oradan kaçmaya çalıştı. Nereye gittiğini bilmeden öylece etrafta koşuşturup durdu. Çünkü elindeki telefonu yarasaların etrafta uçuşmasıyla korktu ve elinden düşürüp kaybetmişti.

      “Ne yapacağım şimdi?” korku bütün bedenini ele geçirmişti. Hissettiği panik atak duygusu, olduğu yerde donup kalmasına neden olmuştu. Kendini sakinleştirmeye çalıştı. Yüzünü elleriyle korumaya çalışarak ilerledi. Tepesinde uçuşan yarasalar havadan ona doğru saldırıya geçse de yüzünü iyi gizlediği için isabet edemiyorlardı.

      “Allah’ım, burada ölmeme izin verme!” hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Artık kendine hâkim olamadığı için ağlamasını da durduramıyordu. Sinirleri, yaşadığı korku yüzünden harap olmuş durumdaydı. Nereye gittiğini bilmeden karanlık mağaranın içinde ilerleyen Buse, yüzünü kapatmış bir şekilde kendi kendine içinden tek bir dileğini tekrar edip duruyordu:

     ‘Bir an önce bu mağaradan ve ormandan çıkıp, aileme kavuşmak istiyorum!’

Devam edecek!

Tuğçe Hale Özmen

Diğer bölümleri okudunuz mu?

Lanetli Bedenler 5. Bölüm

 

 

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    artık sabah olsun!…

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Merakla devamını bekliyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Tuğçe Hale Özmen

Tuğçe Hale Özmen, 15 Aralık 1986 İstanbul doğumludur. İlk hikayesini Orta okul da kaleme almıştır. Lise yıllarında ilk fantastik eseri Tılsım için yazım hayatına atılmıştır. Fantastik-edebiyat alanında eserler kaleme alan bir yazardır. Anlatılarında mitoloji, hayal gücü ve insanın içsel yolculuğunu bir araya getirerek okuru gerçek ile düş arasındaki sınırların silikleştiği dünyalara davet eder. Kurduğu evrenlerde karakterlerin; kimlik arayışı, güç, kader ve seçim temaları öne çıkar. Özmen, fantastik anlatının sunduğu özgürlük alanını kullanarak okurlarına hem sürükleyici hem de düşünsel bir okuma deneyimi sunmayı amaçlamaktadır. Yazarın bilinen eserleri arasında: * Tılsım (Mola Kitap-2012) * Kurban (Ateş Yayınları-2022) bulunur ve eserleri fantastik kurgu ve korku-gerilim türünde anılmaktadır. Yazar, şimdilerde ise İlaç fm kanalında Dj olarak görev almaktadır.