KURUL TOPLANDI: VESİLE ÇIKTI
- Yazar: Tuğba SANCAK
- 23 Eylül 2026
- 16 kez okundu
KURUL TOPLANDI: VESİLE ÇIKTI
Vesile bir sabah beynindeki kurul üyelerine isim vermeye karar verdi.
Çünkü insan her gün aynı kişilerle toplantıya giriyorsa en azından birbirlerinin adını bilmeliydi.
İlk üye Felaket Ferda’ydı. Ferda kurulun en çalışkan üyesiydi. Mesai kavramı yoktu. Gece üçte de çalışırdı, sabah altıda da. Görevi, henüz gerçekleşmemiş olayların en kötü ihtimallerini bulmaktı. Vesile’nin boğazında hafif bir gıcık mı oldu? Ferda hemen dosyayı açardı. “Arkadaşlar, bunu küçümsemeyelim.” “Ferda, sadece boğazım kurudu.” “Ben yine de buraya bir ‘ya başka bir şeyse’ bırakıyorum.” Ferda’nın en sevdiği kelime “ya” idi. Ya kötüleşirse? Ya yalnızken olursa? Ya yardım gelmezse? Ya bu sefer farklıysa? Bir keresinde Vesile, “Ya hiçbir şey olmazsa?” diye sormuştu. Ferda birkaç saniye susmuştu. Belli ki bu ihtimal üzerine hiç çalışmamıştı.
İkinci üye Kontrolcü Kamuran’dı. Kamuran her şeyin önceden bilinmesini isterdi. Saat kaçta çıkılacak? Hava kaç derece? Oraya kaç dakikada varılır? Tuvalet var mı? Telefonun şarjı kaç? Kavanozun kapağı tuttu mu? Uçakta hangi koltuk? Dönüş bileti alındı mı? Kamuran’ın dünyasında sürpriz kelimesi küfür sayılırdı. Vesile bir gün, “Biraz akışına bıraksak?” demişti. Kamuran gözlüğünü burnunun ucuna indirip Vesile’ye uzun uzun bakmıştı. “Akışına?” “Evet.” “Neyin akışına?” “Hayatın.” Kamuran önündeki dosyayı kapatmıştı. “Hayatın akışına güvenemeyiz. Hakkında yeterli veri yok.”
Üçüncü üye Doktor Google Gülten’di. Gülten’in tıp diploması yoktu. Fakat özgüveni vardı. Vesile’nin vücudunda olağandışı herhangi bir his belirdiği anda Gülten kürsüye çıkardı. “Belirtileri alabilir miyim?” “Biraz nefesim sığ gibi.” “Ne zamandır?” “Beş dakika.” “Başka?” “Başka bir şey yok.” Gülten ciddi bir yüz ifadesiyle önündeki hayalî bilgisayara eğilirdi. Beş dakika sonra başını kaldırırdı. “İki ihtimal var.” “Nedir?” “Birincisi hiçbir şey.” Vesile rahat bir nefes alırdı. “İkincisi…” “İkinciyi söyleme Gülten.” “Ama kurulun bilmesi gerekiyor.” “Gülten, söyleme.” “Ben görevimi yapıyorum.”
Dördüncü üye Geçmiş İşleri Müdürü Neriman’dı. Neriman’ın işi güncel olaylarla ilgilenmek değildi. Tam tersine. Her şey yolundayken eski dosyaları çıkarmaktı. Vesile mutlu bir pazar sabahı kahvesini içerken Neriman birden ortaya çıkardı. “2009’dan bir dosya buldum.” “Şimdi mi Neriman?” “Bence konuşmalıyız.” “On yedi yıl olmuş.” “Dosya kapanmamış.” “Kimin için?” “Benim için.” Neriman geçmişte söylenmiş cümleleri kelimesi kelimesine hatırlardı. Özellikle Vesile’nin unutmak istediği cümleleri. Birinin yıllar önce yaptığı bir haksızlık, eski bir sevgilinin söylediği söz, bir arkadaşın yüz ifadesi… Neriman hepsini arşivlemişti. Üstelik dosyalama sistemi kusursuzdu. Vesile bazen onun bu yeteneğini başka alanlarda kullanamadığına üzülüyordu.
Beşinci üye Romantik Rukiye’ydi. Rukiye toplantılara genellikle geç katılırdı ama geldiği anda gündemi ele geçirirdi. Telefon ekranında bir isim belirdi mi Rukiye sandalyesini masaya yaklaştırırdı. “Yazdı mı?” “Yazdı.” “Ne yazdı?” “‘Nasılsın?’” Rukiye’nin gözleri parlardı. “Özlemiş.” Ferda hemen itiraz ederdi. “Canı sıkılmış da olabilir.” Kamuran araya girerdi. “Önce son mesaj tarihine bakalım.” Neriman dosyaları karıştırmaya başlardı. “Ben bu şahısla ilgili 2019’dan beri kayıt tutuyorum.” Vesile: “Arkadaşlar, adam sadece ‘Nasılsın?’ yazdı.” Ama artık çok geçti. Kurul ikiye bölünmüştü. Rukiye “özledi” grubunun başkanıydı. Ferda “yine üzer” kanadını yönetiyordu. Kamuran mesajın gönderildiği saatin anlamını araştırıyordu. Neriman geçmiş yazışmaları masaya diziyordu. Gülten’in konuyla hiçbir ilgisi yoktu ama o da toplantıya gelmişti. Vesile ise telefonun başında oturmuş, cevap olarak sadece: “İyiyim.” yazıp yazmamak üzerine kırk beş dakikadır düşünüyordu.
Fakat kurulun en tuhaf üyesi Mükemmeliyetçi Müjgan’dı. Müjgan hiçbir şeyi yeterince iyi bulmazdı. Vesile bir yazı yazardı. “Biraz daha iyi olabilir.” Fotoğraf çekerdi. “Işık tam olmamış.” Yemek yapardı. “Biraz daha tuz?” Saçını yaptırırdı. “Önler sanki…” Vesile aynaya bakardı. “Bence güzel.” Müjgan başını yana yatırırdı. “Güzel zaten. Ben sadece…” Vesile bu “Ben sadece” cümlesinden nefret ederdi. Çünkü Müjgan’ın “sadece” dediği şey genellikle Vesile’nin sonraki iki saatini yerdi.
Ve kurulun bir de en sessiz üyesi vardı. Vesile ona uzun süre isim vermemişti. Çünkü o çok az konuşuyordu. Diğerleri bağırırken pencerenin yanında oturuyordu. Ferda felaketleri sıralıyor, Kamuran plan yapıyor, Neriman geçmişi açıyor, Rukiye aşkı yorumluyor, Müjgan kusur buluyor, Gülten belirtileri araştırıyordu. O ise dışarı bakıyordu. Bir akşam kurul yine birbirine girmişti. Vesile ertesi gün yapacağı bir şeyi düşünüyor, Ferda kötü ihtimalleri sıralıyor, Kamuran önlem listesi hazırlıyor, Neriman geçmişten benzer bir olayı anlatıyordu.
Birden pencerenin yanındaki kadın konuştu. “Git.” Herkes sustu. Vesile ona baktı. “Nereye?” “Gitmek istediğin yere.” Ferda ayağa kalktı. “Ama bazı riskler—” Kadın tekrar söyledi. “Git.” Kamuran dosyasını açtı. “Önce birkaç şeyi netleştirmemiz gerekiyor.” “Gerekmiyor.” Kurul buz kesti. Çünkü yıllardır bu odada hiç kimse Kamuran’a “gerekmiyor” dememişti. Vesile merakla sordu: “Sen kimsin?” Kadın gülümsedi. “Ben senim.” “Onlar da benim.” “Evet. Ama onlar seni korumaya çalışan tarafların.” “Sen nesin?” Kadın biraz düşündü. “Ben yaşayan tarafınım.” Vesile sustu.
Kadın pencerenin dışını gösterdi. “Hatırlıyor musun? Gün batımını izlerken beni duyuyorsun. Bir şehri ilk kez gezerken beni duyuyorsun. Çocuklarla gülerken, bir şey yazarken, arkadaşlarınla masada otururken…” Vesile ilk kez dikkatle baktı ona. Gerçekten tanıyordu. Hatta galiba kurulun en eski üyesi oydu. Sadece diğerleri çok bağırdığı için sesi duyulmuyordu. “Senin adın ne?” diye sordu Vesile. Kadın omuz silkti. “Bir isim vermen gerekiyorsa Yaşayan Vesile de.” Tam o sırada Ferda elini kaldırdı. “Bir şey söyleyebilir miyim?” Yaşayan Vesile döndü. “Hayır.” Ferda hayatında ilk kez söz hakkı alamamıştı. Rukiye kıkırdadı. Kamuran rahatsız oldu. Neriman bunu ileride kullanmak üzere zihinsel arşivine kaydetti. Gülten, söz hakkı verilmemesinin tansiyona etkisini düşünüyordu. Müjgan ise “Yaşayan Vesile” ismini pek yaratıcı bulmamıştı.
Vesile ayağa kalktı. Çantasını aldı. Kamuran hemen sordu: “Nereye gidiyoruz?” “Bilmiyorum.” Kamuran’ın yüzü düştü. “Kaçta döneceğiz?” “Bilmiyorum.” Ferda atıldı: “Telefonun şarjı?” “Yüzde otuz sekiz.” Kuruldan toplu bir homurtu yükseldi. Vesile kapıya doğru yürüdü. Tam çıkarken arkasından Rukiye seslendi: “Telefonu yanına al bari. Belki mesaj gelir.” Vesile durdu. Bir an düşündü. Telefonunu aldı. “Onu da mı bırakmıyorsun?” dedi Yaşayan Vesile. “Yok,” dedi Vesile. “O kadar da iyileşmedik.” Sonra kahkahayı bastı. Kurul üyeleri birbirlerine baktılar. Vesile kapıyı açıp çıktı.
Toplantı içeride devam etti. Ferda konuştu. Kamuran plan yaptı. Neriman dosya açtı. Rukiye telefona baktı. Gülten belirti aradı. Müjgan bir şeyleri beğenmedi. Hepsi hâlâ oradaydı. Ama ilk kez Vesile yoktu. Çünkü sonunda anlamıştı: Beynindeki her sese cevap vermek zorunda değildi. Bu toplantılardan istifa edilmiyordu. Sadece toplantı devam ederken insan kalkıp hayatına gidiyordu.
Tuğba Sancak
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Vesile’ye bayılıyorum. her seferinde kahkahalarla okuyorum ve bir o kadar düşünüyorum. kitap olmalı kesinlikle… bir de vesile’nin sevgilisi olsa daha çok gülerdik…
Vesile maceralarına devam etmeli kaleminize sağlik