Deprem Katliam mı, Tabiat mı?

Deprem Katliam mı, Tabiat mı?

İnsan hayatı belirsizdir. Faniliklerle süslü hayat, trajikliğiyle bilinir. Daima bir kaygı hakimdir yaşayışımıza, insan yaşlandıkça daha da panikler, imkanlarını ve güvenliğini avuçlarında sımsıkı tutar çünkü kaybetmekten korkar. Halbuki ne kadar tetikte olursak olalım, çoğu tehlikenin önüne geçmek mümkün değildir. Hele ki mevzubahis tehlike insanın kontrolü dışında gelişen doğal bir afetse…

Yakın zamanda acıyla tecrübe ettiğimiz deprem felaketinin yaralarını sarmak bugüne dek mümkün olmadı, sanıyorum ki yüzyıl boyunca da olmayacak. Yitirdiğimiz her bir canı kendi canından çok sevenler  de yeryüzünden silindiğinde yara biraz kabuk bağlayacak, yine de yerle bir olmuş kentin enkazı boğazımızı düğümlemeye devam edecek. Yeniden binalar inşa edildiğinde, ağaçlar dikildiğinde ve sinemalar açıldığında belki yara iyileşecek, fakat sonsuza dek izi kalacak.

Bugüne dek tecrübe ettiğimiz tüm depremler öngörülemez ve engellenemezdi şüphesiz, lakin hiçbiri pek olağanüstü sayılmazdı. Neden mi?

Çünkü bildiğimiz üzere deprem, yer kabuğu içindeki kırılmaların doğurduğu titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak yeryüzünü sarsmasıdır. Fakat sandığımızın aksine bu süreç, manasız bir katliamdan veya yer kürenin zararlı bir huyundan ibaret değildir. Deprem olur çünkü yer kabuğunun oluşumu asla durmadan  devam eder. Üzerine bastığımız toprağın oluşmasını sağlayan depremler, insanoğluna yaşattığı yıkımla birçok güzelliğin sonu olsa bile dünyanın gelişimini başlatan ve devam ettiren zaruri bir doğal sürece verilen addır.

Dünya’da depremin yaşanmadığı hiçbir yer yok. Az ya da çok, sık veya seyrek, yaşam alanı kurulmuş her bölgeye deprem tehlikesi hakimdir: Deprem kaçınılmaz ve gereklidir. Bu noktada depremin önemini daha iyi kavrayabilmek adına kendimize sormamız gereken soru, hiç deprem olmazsa neler yaşanacağının sorusudur. Şanslıyız ki National Geographic, 2018 senesinde yayınladığı bir makalesinde bu soruya ışık tutmayı başarmış.

Makaleye göre deprem sadece yeryüzünün kabuğunu oluşturmakla kalmıyor: Tüm volkanlara, dağlara ve dahasına gebe olan doğal afet deprem, toprak ananın en büyük destekçisi adeta. Dolayısıyla depremlerin yaşanmaması, tüm bu yeryüzü şekillerinden mahrum kalmamız anlamına geliyor. Yeni oluşumlar yaşanmadıkça rüzgar mevcut olanları da sert esintisiyle çarpacak ve aşınmalarla neredeyse dümdüz hale getirecek; Dünya pürüzsüzce uzanan bir bayıra dönüşecek. Dahası, levhalar hareket edemeyeceğinden onları oluşturan manto soğuyacak ve bu soğukluk, gezegenimizi de etkileyecek. Dünyamızda sıcaklığını yitirecek ve daha kuru, daha soğuk ve daha cansız bir hale bürünecek. Üstelik soğuyan mantonun Dünya’nın magnetik alanını düzenleyen iç çekirdeği de soğutarak gezegeni sarıp sarmalayan, birçok felaketten onu koruyan magnetizmasını bozması da mümkün. Bunun sonucunda Güneş’in atmosferi delmesinin kolaylaşacağını ve gölleri, denizleri, okyanusları kurutacağı öne sürülmüş.

Uzun lafın kısası, depremin yokluğu ne mümkün, ne doğal, ne de sağlıklı. Depremsiz bir dünya hayal etmek hayal aleminde yaşamaktan farksız, bundandır ki depremin yaşanmamasını ummak ve böyle bir felaketle karşılaşıldığında bu durumu “kötü şans” olarak değerlendirerek kadere bağlamak doğru değil. Yapılması gereken ne denli doğal bir süreç olduğunu kavramak, depremin yokluğunda yaşayacağımız Dünya’nın bizim Dünya’mız olmayacağını kendimize hatırlatmak ve tedbirimizi almak. Depremin varlığına beddualar etmek hata, ne de olsa deprem bize zarardan çok fayda sağlamaktadır. Bize düşen iş güvenli binalara oturmak, deprem çantamızı hazırlamak ve etrafımızdakileri bilinçlendirirken kendimizi de soğukkanlılıkla olası bir depreme hazırlamak.

Unutmayın, depremin ne zaman yaşanacağını bilemezsiniz fakat yaşandığında ne yapmanız gerektiğini bilebilirsiniz.

Sağlıcakla kalın…

Yorumlar (3)

  1. Gizem
    • 18/01/2024

    Aslında tedbirsizliğe uydurulmuş bir yalandır doğal afet diyişimiz. Sağlam yapılardan ve vicdanlı insanlardan mahrum kalmanın adını kadere bağlamak zannımca ahmaklıktır.. Bu önemli yazı, ve bilgilendirme için teşekkürler Elif Hanım

  2. Yıldız Tek Gamlı
    • 18/01/2024

    Doğa kendini yeniler ta ki insan mahvetmeyene kadar

  3. Mehmet Ünal
    • 14/01/2024

    evet çok haklısınız bilğili bir yazı olmuş kalemine yüreğine sağlık

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Elif Ünal Yıldız

fisildayankalemler.org online gazetesinin Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmenidir.Aynı zamanda Fısıldayan Kalemler Yazarlık Atölyesi Kapsamında Yazarlık Eğitimi vermektedir. Makale ve köşe yazarlığı yapmaktadır ve Alaska yayınlarında Yayın koordinatörüdür. 1986 yılında İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Ankara'da ikamet etmektedir.. Kamu Yönetimi mezunudur.. UMUDA YOLCULUK adında 2. Baskı yayında olan bir roman kitabı vardır. Şuanda ikinci romanına hazırlanmaktadır.