VESVESE VESİLE

VESVESE VESİLE

VESVESE VESİLE

Vesile, bu sabah güneş doğarken uyandı. Duyduğu ilk ses, vantilatörün sesiydi.

“Sabaha kadar yorulmuştur garibim.” dedi.

Bu, Vesvese Vesile’ydi işte. Vantilatöre bile acırdı ama ona kimse acımazdı. Ona kimse acımadıkça o; eşyalara, objelere ve yakınında olan kişiler dışında her şeye acırdı.

Onun için gün hep bir sigarayla başlardı. Sanki o sigarayı yakmasa ruhu ve bedeni ayakta duramayacak, yakıtını alamayacaktı.

Oysa doktor astımdan bahsetmişti ama kendisi bedenini tanırdı. Vücudundaki en ufak hareketi hissederdi. Astımı olsa onu fark ederdi. Mesela sığ nefes aldığını biliyordu. Çünkü kaygılı bir insandı ve bu tarz insanların hızlı ve kısa nefesler aldığını elbette öğrenmişti. Vesile, astım tanısına da inanırdı. İnanmasına ki o zaten söylenen her şeye inanırdı ama bilirdi ki astım, onu kolay kolay yıkacak gücü bulamazdı. Çünkü ona göre insan, sevdiği şeyden zarar görmezdi. İşte buna inanırdı Vesvese Vesile.

Hep de sevdiği şeylerden zarar gören biriydi oysa… Kimi sevse hançer yerdi. Hayır, sevilmediğini kabul etmezdi. Mutlaka sevilmiştir ama sevdikleri onu üzmüştür.

Rahmetli öğretmeninin kızı geçenlerde şöyle demişti:

“Annem iyi bir insandı ama onu çok üzdüler. Seni de üzmezler umarım.”

Üzüyorlardı. Onu herkes, en çok da sevdiği insanlar üzüyordu. Kadim dostu sigarası bile onu üzüyordu. İnsanlar üzmez mi?

İşte Vesvese Vesile böyle biriydi: Nöro çeşitliliğe inanan biriydi. Nasıl ki dünyanın çoğu sağ elini kullanırken sol elini kullanan insanlar varsa, azınlıkta kalan bir nöro çeşitlilik de vardı. Vesile, kendini de o azınlığın içinde görüyordu.

Sesi sevmiyor, bedenindeki her şeye dikkatini vererek gününü geçiriyor, yeni yiyecekler deneyemiyor, ilaç içse geriliyor, hasta olsa deliriyor, âşık olsa karşısındakinin gerçeğinin üstünü algısıyla örtüyor, bazı maddelere dokunamıyor, sokakta gördüklerini tanımakta zorlanıyor. Dünya ona “sen” demedikçe o da çırpınışlar içinde “ben” diyor.

Milletin kafası günlük telaşlara çalışırken Vesvese Vesile oturup beynindeki listeyle savaşıyor. Liste korkunç uzun. Listedekilerin çoğu, istemeye istemeye edindiği korkular.

Her sabah sigarasını içmek, yemek yapmak, ev işleriyle uğraşmak, para kazanmak için çalışmak onun için sıradan işler değildi. Ama Vesvese Vesile, ömrünü sıradan olmayan işlerle geçirdi.

O yüzden biri ona, “Şunu yap, bunu yap.” dediğinde sinirleniyordu. Çünkü sinir olmada hayli profesyonel olmuştu. Sinirli olduğunda bunu asla belli etmezdi. Bu yüzden kendini “uyumlu” diye tanımlarlardı. Dünya ile uyumluydu ama kendisiyle uyumsuzdu. Dışarıdan sakin görünür, içinde ise kendisiyle kavga ederdi.

“Ay, bu kadar yeter. Sigaralar başımı döndürecek.” deyip çaydanlığa doğru yürüdü.

İşte hayatı buydu. Bir şeyin üzerine çok gittiğinde başka bir şeye yönelirdi. Bu yüzden biri bir şeyin üzerine fazla gittiğinde içinden, “Salak, sana ne hacet?” der, gülerdi.

Çayın yanına yine simit koydu. Günlerdir simit yiyordu. Bıkmadan yiyordu. Çünkü çok simidi vardı ve ondan başka yiyecek kimsesi de yoktu.

Şimdi simitten yola çıkıp Vesveseli Vesile’nin sadakatini sorgulama. O, simidine bile sadıktı. Küllüğüne bile tutkuyla bağlıydı.

Ve susmayan beyni günün ilk kurumsal toplantısına başladı bile.

“Yapılacaklar listesi hazır mı?

Listelerden o kadar bıkmıştı ki…
Belki onu da rutinlere bağladı, çoktan. “Hiçbir şey yapılmayacak bugün.” dedi. Zihnini koruyacaktı ya, haspam.

Ama Vesveseli Vesile hiç bir şey yapmadan durabilir miydi? Hiçbir şey yapmamak, kendinle baş başa kalmak demekti.

Millet yürüyerek Moğolistan’a gidiyor, Japonya’da köprü altında yaşamayı deneyimliyor, sen Hindistan’da Budist tapınağında mısın, Vesveseli Vesile?

Hiçbir şey yapmadan durursan kafayı yersin.

Zaten Vesile’nin hayattaki en büyük varoluşsal derdi buydu: Kafayı yememek…

Bunun için nöro çeşitliliği bir kenara bırakıp genele uyması gerekirdi. Ama genel sıkıcıydı. İç dünya ise yorucu.

Kurumsal toplantıdan hedeflere yönelik tek bir karar çıkmadı.

“Haydi yüzmeye, Vesveseli Vesile.”

Sen daha klasik bir deftere bile yazamıyorsun; genele uymak neyine?

Tam ayağa kalkacakken zihni yeni bir gündem maddesi daha çıkardı…


Devamı gelecek…

Tuğba Sancak

Ne büyük bir yazar ne de mühim biri. Yoldan geçerken hikaye bırakan biri…

 

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    ilk defa yazdığınızdan emin misiniz? vesile nin vesveseleri çok varoluşsal, püskürerek güldüm.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Tuğba Sancak

Ne büyük bir yazar ne de mühim biri.Yoldan geçerken hikaye bırakan biri.