AT

AT

AT

Dünya kurulduğundan beri insanoğlunun en yakın dostu olmuştur atlar. Aynı zamanda sadâkatin, vefanın, çalışkanlığın da simgesidir. Peki ilk nerede ve hangi coğrafyada görülüp evcilleştirilmiştir? Kısaca tarihçesine bir bakalım.

Bir rivayete göre atların atası, üç tırnaklı köpek büyüklüğünde 55 milyar yıl önce Kuzey Amerika’da varlık göstermiştir. Zamanla evrimleşerek bacak boyları uzamış, tek tırnaklı, ağız ve diş yapısı gelişerek ot yer hâle gelmişlerdir.

Moğolistan’da bulunan Taki, yaşayan gerçek yabani at türüdür.

Evcilleştirme: Günümüzden 5.500 yıl önce Kazakistan’da yaşayan Botai kültürü tarafından evcilleştirilmiştir.

Günümüz atları Arap ve Türkmen atları soyundan gelmektedir. Türkmen Ahal Teke atları 3 bin yıllık geçmişiyle “Altın at” olarak rağbet görmektedir. Hınıs, Erzurum civarına özgü dayanıklı bir at türüdür. Ayvacık Midillisi, bodur olmasına rağmen yük taşımada kullanılır. Malakan, Türkiye yerli at ırkları arasındadır. Çukurova atı, Güney Anadolu’nun sıcak iklimine dayanıklıdır. Karakaçan atı, dağlık ve ormanlık alanlarda yük taşımada ve binek atı olarak kullanılmaktadır.

Moğol atı Tulparlar kısa boyları ve sert iklim koşullarına uygunluğu ile binek hayvanı olarak kullanılmaktadır. Türk atları dayanıklı, zeki, sahibine sadık ve bulunduğu coğrafyayla uyumludur. Bir de dağlarda sürüler hâlinde özgürce dolaşan yılkı atları vardır. Doğanın zor şartlarına direnen, yine de varlığını sürdüren yılkı atları…

İnsanoğlunun tarih boyunca en yakın dostu, bineği, yük taşıyıcısı, yol boyunca dostu, tarımda yardımcısı olmuştur. Savaşta bir asker kadar ülke savunmasına katkıda bulunmuştur. Postacılık hizmetinde kullanılmıştır. İngilizler atın başını günlerce önüne eğik tutarak eğitmişler, resmî geçit törenlerinde kullanmışlardır. Hayvan hakları bakımından etikliği tartışılır.

Toynaklar zarar görmesin diye nal çakılmıştır. Nalbantlık mesleği doğmuştur. Eyer, gem, yular, koşum takımı vardır. Yelesi süsü, kuyruğu asaletidir. Savaşa giderken kuyruğu düğümlenir.

Orta Asya bozkırlarından günümüze ulaşan ata sporumuz kökbörü, atlıların kesilmiş bir oğlağı kaparak rakip takımın kalesine bırakma mücadelesidir. Bu zorlu oyun, at üzerindeki savaşçıların manevra kabiliyetini artırmak ve binici ile at arasındaki uyumu güçlendirmek amacıyla ortaya çıkmıştır. Anadolu’da yüzyıllardır büyük bir coşkuyla oynanan cirit ise atlıların birbirlerine ahşap mızraklar fırlatarak puan kazanmaya çalıştığı geleneksel bir diğer sporumuzdur. Atların hızının ve çevikliğinin ön planda olduğu cirit müsabakaları, savaş meydanlarındaki cesaret ve taktiklerin barış zamanındaki yansımasıdır.

Yarış atları başka bir dünyadır. Özel haralarda özenle yetiştirilir, yarışlara sokulur. Kazanırsa seyis, jokey ve at ödül alır. At sahibi büyük paralar kazanır. Rüya gören tek hayvan olduğu söylenir.

Dünya üzerinde nice devletler kurulmuş, nice savaşlar yapılmıştır. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna at üstünde gidilmiş, yükler taşınmış, zaferler kazanılmıştır. Atlara merhametli davranan da olmuş zulmeden de. Taşıyamayacağı kadar yük yükleyen de… At arabalarına doluşan insanların, kızgın asfalt yolda fayton keyfi yapanların bu durumdan haberi var mıdır? İnsanoğluna bu kadar yararlı bir canlının kıymeti bilinir mi? Kullanım alanları azaldığı için yılkı atlarına dönüşür mü bilinmez. Bilinen bir şey var ki her tür canlı birbirine hizmet etmektedir. O nedenle yeri ve değeri korunmalıdır. Türk kurganlarında atıyla gömülen Sakaların, ünlü komutanların, atıyla anılan halk ozanlarının, Dadaloğlu’nun, Köroğlu’nun, sahabelerin hayatında önemli yeri olan atların; Kırat’ın, Bozat’ın, Rahvan atın önemini hatırlayalım. At sütünden yapılan, Türkistan coğrafyasında çokça tüketilen kımızdan bahsetmemek olmaz. At eti tüketen birçok ülke var.

Sonsuza kadar hayatımızda olsunlar. İnsanlığa hizmet etsinler. Dünyamıza güzellik katsınlar. Tek ihtiyaçları taze besin, merhamet, biraz da sevgi.

 

Elife Akgül

Editör: Elif Ünal Yıldız

Bir Önceki Yazımı Okudunuz mu?

BEYPAZARI

Yörük Kültürü’ne Işık Tutan Romanlarıma Buradan Ulaşabilirsiniz :

MELİK KIZI

LAVANTA KOKUSU

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI
    • 26/05/2026

    çocukken bindiğim, uçtuğumu hissettiğim güzel atları düşündüm. atlar kültürümüzün ayrılmaz parçası ama ben onları özgür seviyorum...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Elife AKGÜL

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum. 58 yaşındayım ve ev hanımıyım. Yörük kültüründen etkilenerek kendi yaşamım ve ailemin yaşantıları üzerinden hatıralar ile roman ve öyküler yazdım. Aynı konseptte edebi ürünler üretmeye devam ediyorum. Şu ana kadar yazdığım fakat yayınlanmamış bir roman, bir öykü, bir tiyatro senaryosu ve bir şiir bulunmaktadır. Tarzımı Cengiz Aytmatov ve Yaşar Kemal’e yakın görüyorum.