AŞI BELA MI ŞİFA MI?

AŞI BELA MI ŞİFA MI?

   Günümüzde maalesef aşıya bakış açısı çok değişti. Ben de bu yüzden özellikle aşı hakkında yaptığım araştırmaları sizinle paylaşmak istedim. Konunun A-B-C’sinden başlayarak önce aşının ne olduğunu anlatmak istiyorum. Öncelikle aşıyı tanıyalım.
Aşı bir enfeksiyona karşı bağışıklık kazanmak için hazırlanmış biyolojik ürünlerdir. Yani ortada bir hastalık var ve bu hastalığa karşı kendimizi korumamız gerekiyor. Bunun için de bu hastalığa ait mikrop zayıflatılarak aşı oluşturuluyor. Yani aşı o hastalığın zayıflatılmış hâlidir. Bu da demek oluyor ki hastalık vücuda veriliyor ve vücut bu güçsüz mikrobu tanıyıp bir daha karşılaşma durumuna karşı kendisini hazırlıyor yani savaşçı antikorlar oluşturuyor. Pekâlâ, bunca yıl aşılardan hiç mi fayda görmedik? Tabii ki gördük. İstatistiklere bakıldığı zaman tarihte kızamık, suçiçeği, difteri, boğmaca gibi hastalıklardan dolayı ölümler yaşanıyorken şu anda bu hastalıklarla karşılaşma oranımız binde bir bile değil. Bu hastalıkları geçirenler olsa bile çok hafif atlatıyor. Demek oluyor ki aşılar bir zamanlar ölüme sebep olan hastalıkları yok etmiş.

Şimdi diyeceksiniz ki bu hastalıklar nasıl ortaya çıktı? Bununla alakalı birçok bilimsel araştırma ve tespitler mevcut. Helikopterle atılan gıdalardan, ücretsiz verilen yeni besinlerden ya da günümüzde olduğu gibi laboratuvarlarda oluşturulan virüs ve enfeksiyonlardan bahsediliyor.
Maalesef hepsi de doğru. İlaç şirketlerinin doyumsuz hırsları yüzünden bu olaylar fi tarihinden beri yaşanmaktadır. Peki hiç doğa olayları, hijyen ve genetik faktörler yüzünden hastalık oluşmadı mı? Buna cevabımız da evet. Bu durumda yine ilaçlara ve aşıya başvurulmuştur.

​Toparlamak gerekirse şu veya bu şekilde ortaya çıkan hastalıkların tek ilacı elbette aşı olmuştur. İlaç şirketlerinin aşıları geliştirmek için insan kıyımı ne kadar doğru olsa da şu da bir gerçek ki insanlığı aşı korumuştur. Yakın zamanda yaşanan en yeni bir örneği vermek istiyorum. Gebelere, bilindiği üzere gebelikleri boyunca iki doz TD aşısı yapılır.
Yine kulaktan dolma bilgiler yüzünden aşı karşıtı olan bir gebemiz, maalesef kaptığı tetanos enfeksiyonu sonucu tetanostan hayatını kaybetti. Burada şunu sormak istiyorum aşı mı daha zararlıymış, yoksa hastalık mı? Özellikle bu tür hastalıklarda (Tetanos, kuduz, çocuk felci) hastalık, aşıdan daha tehlikeli. Öyle değil mi? Peki bizi aşıdan alıkoyan nedir? İçindeki bazı maddelerin olduğunu söyleyeceksiniz. Evet doğru içinde ağır koruyucu maddeler var. Ancak bilmediğiniz bir şey daha var ki bu maddeler, sizin günlük hayatınızda aldığınız ağrı kesici, kas gevşetici, mide, soğuk algınlığı ve antibiyotik gibi ilaçlarda da var.
Raf ömrünü uzatmak ya da ilaç şirketlerine bağımlılığımızı sağlamak için ufak ufak hasta eden maddeler bu ilaçlarda da mevcuttur. Bunlar olmasa dahi bu ilaç atıklarını atmak için yorulan böbreğe bile birçok zararı vardır.

​Evet aşı, ilaç ve organik olmayan gıdalardan sonra biraz da son geliştirilen aşı hakkında konuşalım. Bilindiği üzere covit aşısının verdiği zararlar ayan beyan ortada. Peki bizim yıllardır bebeklere yaptığımız aşılar değil de neden covit aşısı zarar verdi? Köklü aşılarımız yani Kuduz, Difteri, Boğmaca, Tetanos, Zatürre, KKK, Suçiçeği, Hepatit A Hepatit B. gibi aşılar, neden hayat kurtarırken covit aşısı canlarımıza mâl olabiliyor.

Şöyle ki; günümüzdeki aşılar köklü aşılar ve faydası kesinleşmiş herhangi bir sıkıntı çıktığında (Deneme yanılma yoluyla) problemler ortadan kaldırılmış, birçok hastalığı silmiş aşılardır. Hatta aşı karşıtı olan aileler bile Kuduz, Hepatit B, KKK ve Çocuk felci gibi aşıları yaptırmakta ısrar etmektedirler. Covit aşısını anlatmadan önce covit hastalığını tanıyalım.

Hastalığın en büyük kontrendikasyonu (yan etkisi) neydi? Kanda pıhtılaşma… Dolayısıyla dolaşımı etkileyen, bir hastalıktı. Aşı da hastalıkların numunesi olduğuna göre aşı da covitin etkisini gösterecek elbet. Salgından dolayı aceleye gelmiş gibi görünse de belki de kurgulanan bu hastalık daha sahalara çıkmadan önce bu aşı geliştirilmiş olabilir mi? Pek tabii mümkün. Çünkü köklü aşılarımızda amaç hayat kurtarmak ya da ülkelere aşı satmaktı. Hiç kimse covit aşısının masum olduğunu söyleyemiyor. Hatta şu anda Avrupa’da aşının zarar verdiği kişilere ömür boyu, yüksek tazminatlar ödenecek.
Bizim ülkemizde de bu tür ölümler artmış durumda. Beyin kanaması, kalp krizi, felç gibi hastalıklar ve ani ölümler yaşanmaktadır. Aşı oldunuz, olmak zorundaydık. İki arada kalmıştık. Bilmediğimiz bir hastalıkla karşı karşıyaydık, panik havası oluşturulmuştu ve aşı olmasak öleceğiz, olursak ne olacağız belli değildi. Bu bilinmezlik arasında insanlar ardı ardına ölürken aşı yöneticilere de halka da mantıklı geldi. Maalesef başka bir tercih hakkı yoktu. 

Aşı ile hastalığın etkileri birbirine benzer komplikasyonlara sebep olmuştur. Ancak aşıdaki fark şu. Aşı direkt kana karışarak organizmayı etkilerken hastalık akciğer bariyerlerine takıldığından kana geçişi engellemiştir. Dolayısıyla aşıda pıhtılaşma riski daha çok yükseldi. Bilindiği üzere covit geçiren hastaların nefes alamadıkları, ten renklerinin siyaha döndüğü, saçlarının döküldüğü ve tat-koku alma kayıpları yaşandığı görüldü.
Bu etkilerden kurtulmak aylarca sürdü ve hâlâ sürecek. Şu anda ise aşının etkilerinin değişik şekillerde devam edeceği araştırmacılar tarafından söylenmektedir. Örneğin; panik atak, felçler, beyin kanamaları, kalp krizleri, insanlarda cinnet hâli vb. hallerle karşılaşacağımız düşünülmektedir. Özellikle şahit olduğum bir vakayı da burada söylemek istiyorum. Anne karnında beyin kanaması geçiren bebeklerin sayısındaki artışlarla da karşılaşmış durumdayız. Üzerinden zaman geçtikçe ise insanlar coviti grip gibi yaşayarak atlatmaktalar ancak bıraktığı etkilerin bir grip gibi olacağı düşünülmüyor. Tabii her ölüm ya da hastalıkların nedenini aşıya bağlayamayız ancak etkilerini de inkâr edemiyoruz.

Aşının vücuttan temizlenmesi de uzun zaman alacaktır. Şimdi bilim adamları aşı etkilerinden nasıl arındırılacağı konusunda çalışmalar yapmaktadır. Bu aşıların etkisinden nasıl kurtulacağız, biz bunları araştıralım. Halen çalışma yapıldığı için net bir sonuç olmamakla beraber uzmanların bazı önerilerini sunacağım. Vücuttan bu toksinleri atmak için yapılması gerekenler aslında çok basit. İlk yapmamız gereken şey bağışıklığımızı güçlendirmek. Bol su tüketmek,   (günlük içtiğimiz su içine nane, limon ekleyebilirsiniz.) Sağlıklı beslenme, spor, açlık (oruç), zerdeçal tüketmek. Hacamat, sülük, kan bağışı, kan sulandırıcı kullanmak alınabilecek önlemler olarak örnekler gösterebilirim. Zaman geçtikçe daha birçok tedavi yöntemleri ortaya atılacaktır. İnsanların dikkat etmesi gereken sadece kulaktan dolma bilgilerle yanlış girişimlerde bulunmamaları yönünde olacaktır.

Covit aşısının etkileri yüzünden, diğer aşılardan kaçmak, kaybolmuş hastalıkların yeniden türemesine sebep olacağından aşı karşıtlığının dozunu kaçırmamanızı da şahsen önermek durumundayım. Yani köklü aşılar şifa, faydası kanıtlanmamış aşılar beladır diyebiliriz. Önlem almak bizden, takdir Allah’tan… Sağlıkla, şifayla kalın.

Nigar KAYA 

Yorumlar (4)

  1. Gerçekten bu işin uzmanından bunları okumak içimi rahatlattı teşekkür ederim kaleminize yüreğinize emeğinize sağlık

  2. Asistan
    • 31/12/2023

    İkisi de dert. Bilemedim iki arada bir derede...

  3. Ozan Kasım KOL
    • 30/12/2023

    Çok aydınlatıcı bilgiler içeren güzel bir yazı. Kaleminize sağlık.

  4. Zeynep
    • 30/12/2023

    Kalemine sağlık

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Nigar KAYA

fisildayankalemler.org sitesinin Başkan yardımcısı ve yazarıyım. Doğma büyüme Çankırılıyım. İlk Orta Lise eğitimimi Çankırı'da gördüm. Anadolu Üniversitesi Laborant ve Veterinerlik bölümünü bitirdikten sonra Atatürk Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Acil Afet Yönetimi Lisans bölümünü tamamladım. Halen Yeni Medya ve Gazetecilik bölümünde okumaktayım. Hemşireyim, hemşirelik mesleğim yanında Yazar-Şairim ve Editörlük yapıyorum. Bir çocuk annesiyim. Oğlum Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi.