Aç Bir Ceylan Gibi 1. Bölüm

Aç Bir Ceylan Gibi 1. Bölüm

AÇ BİR CEYLAN GİBİ 

I.BÖLÜM

Avluya gübre taşıyan adam, arabayı her seferinde çevirip içindekileri toprağın üzerine boşalttığında, gözlerini kısarak dönüp kıza bakıyordu. Kız da gözlerini ondan ayırmadığı için, adamın ona özel bir ilgiyle baktığını seziyordu.
Gün neredeyse bitiyordu. Adam işini bitirip de, parasını alıp gidecekti. Yazlık sahibi evde değildi. Şehre gitmişti. Aslında ev sahipleri bu yazlık da kalmıyorlardı. Onu birine bırakmışlardı. Emanet edilen kişi de galiba ev sahibinin akrabalarından biriydi. Bahçeye çok özen gösteriyordu. Ağaçları susuz bırakmıyordu. Fırsat buldukça diplerini belliyordu. Arabası da vardı. Galiba gündüzleri çıkıp bir yere çalışmaya gidiyordu ama çabuk dönüyordu. Gün öğleyi geçer geçmez bir bakıyordun, arabanın sesi geldi, evin ikinci sahibi inip kapıyı açtı, avluya girdi, oradan oraya koşturmaya başladı. Bazen avludaki tavukları, hindileri yemliyordu, bazen semaver yakıyordu, bazen de avluyu yıkayıp temizlemeye koyuluyordu.
Kız, komşu evin balkonundan onları izliyordu. Daha doğrusu, ara sıra oraya göz atıyordu. O zaman görüyordu ki, evin ikinci sahibi avluda oradan oraya koşturup duruyor.
Avluya gübre taşıyan adam, kızın dikkatini daha çok çekmişti. Kız sürekli onun hareketlerini izliyordu. Sanki ona bu adamı gözden kaçırmaması emredilmişti. Kendisi de neden onunla bu kadar ilgilendiğini bilmiyordu. Adam işini bitirip gitsin hiç istemiyordu…
Adam çok yaşlı sayılmazdı ama genç de değildi. Kızın dikkatini çekecek kadar ilginç biriydi. Buraların insanına hiç benzemiyordu. Sanki başka bir ülkeden gelmiş gibiydi. Hem hareketleri hem de konuşması, daha önce bu bahçeye gelip gidenlerin tavırlarına benzemiyordu. Kız şunu fark etmişti ki, bu adam sıradan bir işçi değildi. Yani buraya işçilik yapmak için gelmemiş gibiydi. Bu biraz garipti. Kız emindi ki, bu adam işçiliği sadece geçici olarak, kendine daha iyi bir iş bulana kadar yapıyordu. Peki, neden böyle düşünüyordu ki? “Aman, ondan bana ne?” diye birden düşündü. Odaya geri döndü. Arkadaşı henüz uyanmamıştı. Şehri dolaşıp geldikten sonra yorulmuşlardı. Yemek yiyip uyumak — en iyi dinlenme buydu.
Canı sıkıldı. Avluya indi. Adamın anlamlı bakışları artık, nasıl denir, içine işlemişti. Kız avluda ellerini beline koyup biraz dolaştı. Adam da sanki bunu fark etti. Gübre dolu arabayı biraz daha yakına sürdü. İçini boşalttıktan sonra biraz oyalandı. Ayağıyla kuru gübreyi toprağın üzerine yaymaya başladı. Sonra usulca kıza baktı. Bakışları karşılaştı…
– Neden öyle bakıyorsun? – diye fısıltıyla, neredeyse duyulmayacak kadar kısık sesle kıza sordu.
– Nasıl bakıyorum ki? – kız da aynı şekilde fısıldadı.
– Aç bir ceylan gibi…
– Aç ceylan nasıl bakar ki?..
– Senin gibi…
– Yani ben nasıl bakıyorum ki?..
– Aç bir ceylan gibi…
Kız hafifçe gülümsedi. Bu soru cevap daha çok uzayacaktı. Kız ona aç kalmış ceylanın bakışlarının nasıl olduğunu soracak, adam ise aç kalmış ceylanın ona benzediğini söyleyecekti. Ya da tam tersi… Aç kalmış bir ceylanın nasıl baktığı muamması sabahı açacak, ama anlamı yine açılmayacaktı. Kız bakışlarını yere indirdi. Sonra yeniden başını kaldırıp adama baktı. Adamın bakışlarının hâlâ ondan ayrılmadığını görünce yüzünü aniden çevirdi. Kıpkırmızı oldu. O anda aklından geçti ki, ceylan bakınca kızarmaz, terlemez. Ceylan ne bilir kızarmak, bozulmak ne demek?.. Bunu adama da söylemek istedi. Ama vazgeçti. Dönüp ayaklarını sürüyerek merdivenleri çıkmaya başladı. Fakat hiç gitmek istemiyordu. Aç kalmış ceylan nasıl olur diye öğrenmek istiyordu. Ya da onun aç olduğunu bakışlarından nasıl anlarlardı? Neden tam olarak aç kalmış ceylan… Ama adam ona bundan fazlasını söylemeyecekti. Kız anladı ki, adam çok şey biliyordu. Bu, sıradan bir adam değildi. Buralara da öylesine, çalışmak için gelmemişti. Sanki bir yerlerden kopup gelmiş birine benziyordu. Onun yuvası başka yerlerdeydi.
Düşünceli düşünceli yeniden arkadaşının yattığı odaya geçti. Arkadaşı artık uyanmıştı. Uykulu bir şekilde esnedi. Selamlaştılar. Sonra o da yerinden kalkıp balkona çıktı. Çıkar çıkmaz arkadaşını çağırıp yanına davet etti.
– Onu görüyor musun? – diye adamı göstererek sordu.
Kız başıyla onayladı. Sanki konuşmaya utanıyordu. Konuşmak için arkadaşının yüzüne bakması gerekiyordu. Ama bakışlarının aç kalmış bir ceylanın bakışlarına benzediğini belli etmek istemiyordu…
– İtalyan’a benziyor ya bu adam… – dedi arkadaşı uykulu bir sesle. – Hiç sanki Azerbaycanlı değil. Dışarıdan gelmiş. Acaba nereden bulup getirmişler bunu? Hiç işçiye falan da benzemiyor. Fark ettin mi?
Kız başını eğip onayladı. Demek ki, aynı şeyleri düşünen tek kişi o değildi.

Zeynep Aligizi

Editör: Elif Ünal Yıldız

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Yalnızlığın Sonsuzluğu

 

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI
    • 10/05/2026

    devamını bekliyorum... heyecanlı bir buluşma olabilir mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zeynep Aligizi

Zeyneb Alikızı, Azerbaycan'ın Laçin bölgesinde doğdu. Hikâyeleri periyodik olarak “Azerbaycan”, “Ulduz”, “Literaturniy Azerbaycan” dergilerinde, “525-ci qazet”, “Kaspi”, “Adalet”, “Kulis.az” gazetelerinin edebiyat bölümlerinde ve diğer gazete ve internet sitelerinde yayımlandı. “Burulğan” (Girdap) adlı öykü ve hikayeler kitabının yazarıdır. Öyküleri Türkçe ve Rusçaya çevrildi. Azerbaycan Yazarlar Birliği üyesidir. Türk edebiyatından, yazar-psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu'nun “Hayata Dön” romanını ve Fikret Eroğlu'nun 5 ciltlik “Melike Adenya Diyarında” masal serisini Azerbaycan türkçesine uyarladı. Halk yazarı Cengiz Abdüllayev'in çok sayıda eserini Azerbaycan türkçesine çevirdi ve düzenledi. Kırgız yazar Sultan Rayev'in “Güneşi Elinde Tutan Çocuk” ve “Kaşaba” eserlerini Rusçadan Azerbaycan diline çevirdi. Ayrıca şu anda yayınlanmamış, üzerinde çalıştığı ve tamamlanmış birkaç çevirisi de bulunmaktadır. Fransız yazarlar Noel Calef'in “İdam Sehpası Asansörü”, Michel Lebre'nin “Tartışmalar Girdabında Silviya”, Margaret Duras'ın “Cebelitarıklı Denizci”, A. Dumas'ın birçok öyküsü ve İngiliz edebiyatının birçok eserini (Rusçadan) Azerbaycan türçesine çevirdi. Aynı zamanda Rus edebiyatından da örnekler çevirdi. “Maarifçi”, “Ses”, “Kaspi”, “Tezadlar”, “Medeniyet” ve diğer gazetelerde çalışdı. Azerbaycan Tercüme Merkezi'nde çevrilmiş ve yayınlanmış eserlerin düzeltme ve editörlüğünü yaptı.