ANNE VE BABAMA VEDA EDERKEN

ANNE VE BABAMA VEDA EDERKEN

ANNE ve BABAMA VEDA EDERKEN

 
İçel’in Silifke ilçesinde bir yıl arayla biri kız, biri erkek iki çocuk doğar. Kıza Melikli sülalesinden Elif, oğlana Ömer Hacıhalilgilden Kâzım adını verirler. Kâzım on sekiz yaşına gelince aileleri görücü usulüyle onları evlendirir. Bir yıl sonra da askere gider. Önce Sivas’a, sonra Kore’ye gönderilir. Aileden, vatandan uzakta iki yıl geçirir. Farklı bir ülke, farklı kültürden insanları tanıma fırsatı olur. Döndükten sonra obada kendine ayrı bir çadır kurar, evini ayırır. Bir kız çocukları olur, adı Züleyha’dır. Çok güzel bir kız çocuğudur ve nazar değer. Üç yaşında yaylada vefat eder. Babaannesinin yanına defnederler. Birbirini hiç görmeyen babaanne torun, koyun koyuna aynı mezarlıktadırlar. Sonra ikinci kızları Dursun doğar. Bir ölü doğan oğlan çocuğun ardından iki yıl sonra ikinci kızları Elif olur. Obadan köye göçerler. Üç yıl sonra bir oğlu olur, adını Metin koyarlar. Kendi evlerini yaptırırken Halil ismini verdikleri bir oğlu daha olur ama bebek bir hafta sonra vefat eder. Obalı Elif köylü olur, yaşamlarına burada devam ederler. Aradan yıllar geçer, çocuklar yuvadan uçar. Elif, sağlık sorunları nedeniyle kızı Elif’in şehirdeki evinde yaşamaya başlar. Obada davar sürüsü olan Elif köyde çiftçi olarak yaşamış, sonra da şehirli olmuştur. Arada geçen zaman ise acı tatlı birer hatıra olarak kalır. İki Elif’in sohbetleri, anılarını paylaşmaları kâh ağlatır, kâh güldürür. Burada bir mor cepken giyme durumu vardır. Birçok şeyden vazgeçmek, kendi sağlığına odaklanmak… Elif anlatır, kızı yazar, ortaya bir roman çıkar. Melikli sülalesinden Melik Cennet’in oğlu Halil’in kızı Elif’in hayat hikâyesidir bu.

(Melik Kızı) Elif zamanla unutmaya başlar. Önce bir şeyleri, sonra her şeyi. Kızına aba (abla, ana) demeye başlar. Çok zor, çok acı bir durumdur bu. Çaresini arar, tedaviye başlarlar. Silinmiş zihnin arasında bölük pörçük hatıralar kalır. Kendince konuşur, söylenir; en çok da davar sürülerini, obasını, ana babasını, Eşe abasını hatırlar. “Herkes yaylaya göçtü, biz kaldık burada.” diye söylenir. “Biz ne zaman göçeceğiz yaylaya, bir an önce göçelim.” der durur. Hayaller görür, ağıtlar yakar, hiç yapmadığı şeyleri yapar, türkü bile söyler. Kızı Elif, annesinin çocukluğunu da görür. Doksan yaşında, nine bedeninde üç yaşındaki kız çocuğu gibi bebekle oynamaya başlar. Oyuncak bebeklerle konuşur, sever. Küçük Nilay’ın oyun arkadaşı olur.

1936’da doğan Kâzım, 16 Ocak 2025 yılında Hakk’ın rahmetine kavuşur. 1937 doğumlu Elif bir yıl sonra, 2026, 24 Mart Salı gecesi 11.45’te hastanede kalp krizi geçirerek vefat eder. İkisi de doğup büyüdükleri, sürü otlattıkları, evlenip aile oldukları ata topraklarında yan yana defnedilirler. Geriye koskocaman yaşanmışlıklar, üç evlat, dört torun kalır. Doğarken aldıkları ilk nefesleri yine aynı topraklarda son bulur. Akdeniz’e tepeden bakan bir mezarlıkta üstlerinde otlar biter, kuşlar öter; dillerde dualar, güzel hatıralar ile hep anılırlar. Canım anam, canım babam… Ruhlarına Fatiha…

 

Elife Akgül

Editör: Elif Ünal Yıldız

Bir Önceki Yazımı Okudunuz mu?

ÇULHA

Yörük Kültürü’ne Işık Tutan Romanlarıma Buradan Ulaşabilirsiniz :

MELİK KIZI

LAVANTA KOKUSU

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI
    • 23/04/2026

    akdenizin yörük kültürü ... yörük kültüründe yaşam... iyi ki yazıyorsunuz...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Elife AKGÜL

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum. 58 yaşındayım ve ev hanımıyım. Yörük kültüründen etkilenerek kendi yaşamım ve ailemin yaşantıları üzerinden hatıralar ile roman ve öyküler yazdım. Aynı konseptte edebi ürünler üretmeye devam ediyorum. Şu ana kadar yazdığım fakat yayınlanmamış bir roman, bir öykü, bir tiyatro senaryosu ve bir şiir bulunmaktadır. Tarzımı Cengiz Aytmatov ve Yaşar Kemal’e yakın görüyorum.