Öğrencilerle Olumlu Bağ Nasıl Kurulur?  

Öğrencilerle Olumlu Bağ Nasıl Kurulur?  

ÖĞRENCİLERLE OLUMLU BAĞ NASIL KURULUR? 

 

Bir öğrenciyi kazanmak bazen bir konuyu öğretmekten daha değerlidir. Çünkü çocuk, kendisini anlayan öğretmenin anlattıklarını daha dikkatli dinler; kendisine güvenen öğretmenin verdiği sorumluluğu daha büyük bir istekle taşır.

Sınıfa girdiğimizde elimizde yalnızca kitap, defter ve ders planları yoktur. Karşımızda hayalleri, korkuları, beklentileri, merakları ve bazen kimsenin bilmediği küçük mücadeleleri olan çocuklar vardır.

Öğretmenlik, önce çocuğa ulaşma sanatıdır. Bir öğrencinin adını bilmek yetmez.

“Ali, kitabını çıkar.”

Bu sıradan bir cümledir ama öğretmen bir gün;

“Ali, bugün biraz sessizsin. Her şey yolunda mı?” dediğinde başka bir kapı açılır. Çünkü çocuk şunu hisseder:

Öğretmenim beni fark ediyor.

Olumlu bağın ilk adımı budur: Çocuğu yalnızca sınıf listesindeki adıyla değil, kişiliğiyle görmek.

Dinlemek, bazen anlatmaktan daha değerlidir. Bir öğrenci teneffüste yanımıza gelip:

“Öğretmenim, bugün canım hiç ders yapmak istemiyor.” dediğinde hemen,

“Olur mu öyle şey? Hadi yerine geç.” demek kolaydır. Oysa, “Bunu söylemene sebep olan bir şey mi var?” diye sormak çocuğa konuşabileceği bir alan açar.

Belki gerçekten yorgundur. Belki arkadaşlarıyla bir sorun yaşamıştır. Belki de sadece o gün biraz anlaşılmaya ihtiyacı vardır.

Her davranışın arkasında bir ihtiyaç olmayabilir; ama her davranışı anlamaya çalışmak öğretmenin elini güçlendirir.

Hataları kişiliğe dönüştürmemek gerekir. Bir çocuk ödevini yapmadığında:

“Sen zaten sorumsuzsun.” demek, yapılan bir davranışı çocuğun kimliğine yapıştırmaktır.

Bunun yerine: “Ödevini bugün tamamlayamamışsın. Bunun nedenini birlikte bulalım.” demek çok daha yapıcıdır.

İlk cümle çocuğa bir etiket verir. İkinci cümle ise ona değişme fırsatı verir.

Çocukların hata yapabileceğini kabul etmek, hatayı görmezden gelmek değildir. Tam tersine, hatayı gelişimin bir parçası hâline getirmektir.

Küçük başarıları görmek gerekir.

Bazı çocuklar sınıfta alkışlanan öğrenciler değildir. En yüksek notu almazlar. En hızlı okumazlar. Sorulara ilk cevap veren onlar olmaz.

Oysa dün üç satır okuyan çocuk bugün beş satır okuyordur.

Belki daha önce parmak kaldırmayan öğrenci bugün ilk kez söz istemiştir.

Belki matematikte zorlanan çocuk bir soruyu tek başına çözmüştür.

İşte öğretmen burada devreye girer:

Sen bunu dün yapamıyordun, bugün başardın. Fark ettin mi?

Bu cümle, bir çocuğun kendi gelişimini fark etmesini sağlayabilir.

Çocuk yalnızca başarısının değil, gösterdiği çabanın da görüldüğünü bilmelidir.

Güven vermek gerekir.

Olumlu bağın en güçlü kelimelerinden biri “Güven”dir.

Bir öğretmen, “Bunu yapabileceğine inanıyorum.” dediğinde aslında çocuğa yalnızca bir cümle söylemez; ona kendi kapasitesini hatırlatır.

Bazen öğrencinin ihtiyacı yeni bir yöntem değil, kendisine inanan bir yetişkindir. Tıpkı karanlık bir yolda yürüyen bir çocuğa el feneri uzatmak gibidir öğretmenlik. 

Yolu onun yerine yürümeyiz; sadece önünü biraz daha aydınlatırız.

Sınır koymak da bağ kurmaktır.

Olumlu ilişki kurmak, öğrencinin her istediğini yapmak değildir. Tam tersine, çocukların güvenli sınırları bilmeye ihtiyacı vardır.

Arkadaşının sözünü kesmene izin veremem. Ama düşünceni dinlemek istiyorum.

Bu cümlede hem sınır hem saygı vardır. Çocuğa, “Sen kötüsün.” denmez. “Bu davranış doğru değil.” denir.

Çünkü çocuğun kendisiyle davranışını birbirinden ayırmak, sağlıklı bir eğitim ilişkisinin temelidir.

Öğretmenin hâli de sınıfa yansır.

Bazen öğretmen sınıfa girdiğinde çocukların enerjisinin bir anda değiştiğini fark eder. Güler yüzlü bir öğretmenin sınıfında öğrenciler daha rahat soru sorabilir.

Sabırlı bir öğretmenin yanında hata yapmak daha az korkutucu hâle gelir.

Sakin konuşan bir öğretmen, sınıfa yalnızca bilgi değil, duygusal bir iklim de taşır. Elbette öğretmen de insandır. 

Her gün mükemmel olmak zorunda değildir. Yorulabilir, sabırsızlanabilir, hata yapabilir.

Hatta gerektiğinde: “Bugün size biraz sert konuştum. Bunun için üzgünüm.” diyebilmek de güçlü bir öğretmenlik davranışıdır.

Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, hatalarımızla nasıl başa çıktığımızı da öğrenirler. Bir gün geriye ne kalacak?

Yıllar sonra öğrencilerimizin kaç sayfa test çözdüğünü hatırlamaları mümkün olmayabilir.

Hangi gün hangi konuyu işlediğimizi de unutabilirler. Ama bazı cümleleri unutmayabilirler:

“Sen yapabilirsin.”

“Ben sana inanıyorum.”

“İstersen tekrar deneyebiliriz.”

“Bugün seni fark ettim.”

“Bir hata yaptın diye kötü bir öğrenci olmadın.”

Belki öğretmenliğin en güzel tarafı budur. Bir çocuğun hayatına bazen büyük derslerle değil, küçük cümlelerle dokunuruz.

Olumlu bağ kurmak; öğrenciyi şımartmak, her davranışını onaylamak ya da otoriteyi ortadan kaldırmak değildir. 

Onu görmek, dinlemek, anlamaya çalışmak, sınır koyarken saygıyı korumak ve gelişebileceğine inanmaktır.

Çünkü eğitim yalnızca zihne bilgi bırakmaz. Kalbe de iz bırakır. 

Belki yıllar sonra bir öğrencimiz, hayatının zor bir döneminde öğretmeninin söylediği o basit cümleyi hatırlayacaktır:

Sana güveniyorum. Bir kez daha dene.

İşte bazen öğretmenin söylediği birkaç kelime, bir çocuğun kendisi hakkındaki bütün hikâyesini değiştirebilir.

 

Metin Özdemir

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

 

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    yine harika bir yazı… eğitime katkılarınız için teşekkürler hocam…
    #metinözdemirmebbakanıolsun

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Yorum yapılacak söz kalmadı. Yıldız Tek Gamlı hocamızın dediği gibi #metinözdemirhocammebbakanıolsun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Metin ÖZDEMİR

METİN ÖZDEMİR 1979 yılında Bursa'da doğdum. İstanbul Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünden 2002'de mezun oldum.Evli ve bir çocuk babasıyım. Eğitime ve kitaplara olan aşkım hiç bitmeyecek. Elimden geldiğince topluma örnek olmayı amaçlıyorum.