BİR ŞAİRİN HATIRALARI- ULUPINAR KÖYÜ
- Yazar: Hüseyin YILDIZ
- 15 Ağustos 2026
- 5 kez okundu
BİR ŞAİRİN HATIRALARI
BURDUR MERKEZ
ULUPINAR KÖYÜ
Merhaba sevgili okurlarım;
Bugün sizleri dağlar arasında saklı kalmış, suyun sesiyle konuşan köylerinden biri olan Burdur’un merkeze bağlı Ulupınar Köyü’ne götüreceğim. Ulupınar, geçmişin yalnızca hatırlanmadığı; hâlâ yaşatıldığı bir köydür. Burada gelenek fotoğraflarda kalmaz. Düğünlerde yürür, kına gecelerinde renklenir, kadife ve yöresel kıyafetlerle yeniden can bulur.

ULUPINAR
Kaleykü çamlıkta ki serin rüzgârlar
Âşık Çeşmesi’nden akar soğuk sular
Her yanından başka güzel manzaralar
Gül kokulu köyüm benim Ulupınar
Çukur Yayla Çeşmesi başında durdum
Mazinin sesine hep sessizce daldım
Geçmişimi bir bir yüreğimde buldum
Huzur kokan köyüm benim Ulupınar
Yaylalarında bereketli tarlalar
Yamaçlarında dolanır çobanlar
Çiçek kokuyor o meralar, ovalar
Gönül heyecanım köyümüz Ulupınar
Kına gecesinde renkleniyor zaman
Kadifeyi giyiyor sevinçle o an
Gelinleri ayrıdır kalabalıktan
Kültür mirasım köyümüz Ulupınar
Sandıklar açılınca tarihler gelir
İstefan gelin ile anlamını bulur
Neşe varsa o an hüzünler kaybolur
Sevinç yaşatır köyümüz Ulupınar

Ulupınar, 1892 yılında Balkanlar’dan gelen göçmenlerin bir kısmının yerleştiği bir köydür. O dönem Balkanlar’dan gelen atalar, özellikle Bulgaristan’dan, Osmanlı topraklarından kopmuş ve önce Konya’ya yönelmişler. Ancak Konya’daki bataklıklar ve sıtma hastalığı, hayvancılık yapan bu aileler için uygun değildi. Böylece tekrar Burdur’a dönerek bugünkü Ulupınar’ın bulunduğu bölgeye yerleşmişlerdir.
O zamanlar burası ormanlık ve çalılık bir alandı. Devlet, köylere evlerini yapmaları için alanı açmış, düzenlemiş ve göçmenler burada hayatlarını yeniden kurmuşlardır. Bu insanlar, göçmen olmanın ötesinde, vatanlarına, köklerine ve kültürlerine dönmüşlerdir. Bu yüzden köylüler, “muhacir” ya da bölgede şiveyle “macır” kelimesini yalnızca göçmen anlamında değil; vatanını, milletini ve özünü koruyan insan olarak tanımlarlar.
Ulupınar’ın doğal güzelliği yanında kültürel güzellikleri de vardır:
Ulupınar’da kadife geleneği her düğünde göz kamaştırır. Bu gelenek geçmişte kalmış bir alışkanlık değildir. Bugün düğünlerde, özellikle kına gecelerinde yaşatılmaya devam eden canlı bir kültürdür. Kına geceleri adeta bir renk şölenine dönüşür. Kadifenin bordo, mor, yeşil ve lacivert tonları gecenin ışığında ağır ağır parlar. Her kadife bir neşe taşır ama aynı zamanda bir ciddiyet, bir vakar da barındırır. Çünkü kadife, Ulupınar’da sadece süs değil, kimliktir.
Bu geleneği bize bütün duygusuyla anlatan köylüler yalnızca bilgi vermedi; hatıralarını da kelimelerin arasına koydu. Sandığın kapağı açıldığında yıllar açıldı sanki. Elini kumaşa sürdüğünde sesi yumuşadı; çünkü o dokunuş geçmişle kurulan bir bağ oldu. Duygu dolu sözlerle girdi konuya;
– Eskiden dedi Ulupınar’da gelinler kırmızı zemin üzerine beyaz çizgili, yani çubuklu kumaşlardan yapılan kıyafetler giyerdi. Kadınlar da benzer kumaşlar kullanırdı; fakat gelini diğerlerinden ayıran çok önemli unsurlar vardı:
Başına takılan istifan, omuzdan alınan üstlük, saçtan süzülen gelin teli, ele asılan gelin mendili, bele bağlanan uçkur ve özel baş bağlamasıyla gelin ortaya çıkardı.
İstifan, gelinin en belirgin simgesiydi. Boncuklar ve penezlerle süslenen bu başlık kalabalığın içinde gelini sessizce işaret ederdi. Gelin burada, der gibiydi.
Gelin yürüdüğünde yalnızca o başlıktaki hareket bile yeterdi; herkes bakar, herkes anlardı. Gelin yürüdüğünde kumaş susar, kalabalık susar. Çünkü o yürüyüş bir hayattan başka bir hayata geçiştir.
Bu kıyafetlerin tarihsel sürecini anlatırken atalarının Balkanlar’dan, özellikle Bulgaristan’dan göç ederken bu kumaşları ve işlemeleri sandıklara koyup getirdiğini dile getirdiler.
Yokluk zamanlarında bile bu parçalardan vazgeçilmemiştir. Lastik yokken uçkurlar bele bağlanır, işlemeli kısmı arkaya gelecek şekilde ayarlanırdı. Eskimiş yerler atılmaz, eklenirdi; çünkü o ekler ayıp değil, emeğin izidir.
O yıllarda macır gelinleri, beyaz gelinliğin olmadığı dönemlerde bu kumaşlarla gelin olurdu. Sandıktan çıkarılan otuz dört yıllık gelin kıyafeti, bu geleneğin en güçlü tanıklarındandır. Geçmişin izlerini taşıyan bu kıyafetler yılların ağırlığını değil, sabır ve vakur duruşu taşıyordu.
Ulupınar’da bu kıyafetler sadece giyilmez, bir ömür gururla taşınır. Her düğünde, kına gecesinde bu kültür yeniden ayağa kalkar. Genç kızlar bakarak öğrenir, gelinler giyerek geleceğe yürür. Kadifeler, istifanlar, uçkurlar ve sandıklardan çıkan her bir kumaş parçası sadece bir giysi değil, bir öykü, tarih ve öz taşır.
Macır gelinleri, geçmişin yokluğuna rağmen umudu ve direnci simgeler. Her kadife dokunuş, her boncuk ve işlemeli uçkur, ataların göç hikâyesinin, vatan sevgisinin ve köklerine bağlılığının sessiz bir yankısıdır.
Ulupınar’da kültür, dolu dolu yaşanır; derinden hissedilir. Gelecek kuşaklara miras olarak bırakılır.
Halkşairi / Kalemşah
Hüseyin Yıldız
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

burdur, baştan sona gezilecek tarih kokan bir şehir… teşekkür ederiz…