NEŞELİ FIRINCI ALİ AHMET’İN ÖYKÜSÜ
- Yazar: ÖMER MURAT ŞEN
- 4 Haziran 2026
- 27 kez okundu
NEŞELİ FIRINCI ALİ AHMET’İN ÖYKÜSÜ
Öykümüze geçmeden önce Neşe kelimesine kısaca göz atalım: Ar. naşwat نشوة sarhoşluk, coşku, vecd anlamlarına gelen Neşe, tasavvufu düşünce ile yorumlarsak, Allaha aşk ile sarhoş olanın hali olarak ortaya çıkar. En eski kaynaklarda neşwe “sarhoşluk” Mukaddimetü’l-Edeb (1300 yılından önce) , neşˀe “keyif süren” Ahmet Vefik Paşa, Lugat-ı Osmani 1876’da yer almaktadır.
Fırıncı Ali Ahmet, Alevi-Bektaşi Türkmen aileden gelen mutasavvıf neşeli bir kişidir. Dedesi fırıncı Orhan Hacıbektaş-i tekkesinde yetişmiş bir müriddir. Fırıncılık mesleği dedesinden babasına, babasından kendisine geçmiştir. Fırıncı Ali Ahmet, III. Selim döneminde 1798 yılında Osmanlı İmparatorluğunun Kırşehir sancağına bağlı Sulucakarahöyük veya halk arasındaki yaygın kullanımıyla Hacım köy olarak geçen günümüzde ise Hacıbektaş’ta doğmuştur. Dedesi Fırıncı Orhan gibi o da Bektaşi tekkesinde eğitim almış. Nefsini terbiye etmek, ibadete yönelmek amacıyla inzivaya çekildiği Çilehanede 50 gün kalmıştır. 50 gün boyunca dünya gürültüsünden ve meşgalelerinden uzaklaşıp yalnızca Allaha ibadet ederek, zikir çekip, Kuran okumuştur.
50 gün sonra olgunlaşarak manevi makamlara ulaşıp, Fırıncı Ali Ahmet, Ali Ahmet Dede olmuştur. Hikayede buradan günümüze gelmiştir:
Mahallenin neşeli dedesi Ali Ahmet, sabah erkenden uyanmıştı. Penceresini açtığında kuşların cıvıltısını duydu. Güneş, sanki bütün dünyayı altın rengine boyuyordu. Ali Ahmet Dedenin bir huyu vardı. Nerede üzgün birini görse onu güldürmeye çalışırdı. O gün de motosikletine atlayıp mahallede dolaşmaya başladı. Motosikletin yanına takılan büyük sepete bir sürü hediyeler koyar. Mahalledeki çocuklara dağıtarak onları mutlu ederdi. Mutsuz bir çocuğun yanına yaklaşarak…
-Günaydın Evlat. Neden böyle mutsuzsun, diye sordu.
Çocuk yüzünü buruşturarak cevap verdi.
-Biraz canım sıkkın amca.
Ali Ahmet Efendi, cebinden küçük bir düdük çıkardı ve komik bir melodi çaldı. Ardından kuş taklidi yapmaya başladı. Çocuk gülmeye başladı.
-Amca sen var ya, insanın içini açıyorsun. Dedi.
Motosikletinin yan sepetinden çıkarıp bir oyuncak verdi ve yoluna devam etti. Biraz ileride topunu ağaca kaçıran küçük bir kız gördü. Kızcağız üzgün üzgün ağaca bakıyordu. Ali Ahmet Dede, kızın üzgün halini görünce hemen sepetten bir top çıkararak, kızcağıza verdi.
-Al sana top. Ağlama, sil o gözyaşlarını tamam mı? Sakın ağlama. Hayatın boyunca hep gül, dedi.
Küçük kız sevinçle zıpladı.
-Çok teşekkür ederim amca.
Öğleden sonra mahalledeki insanlar bir araya geldi. Herkes Ali Ahmet Efendinin ilginç hareketlerle yaptığı iyilikleri konuşuyordu. Biri çay getirdi, birisi kurabiye yaptı. Çocuklar oyun oynadı. Büyükler sohbet etti. Şu söz hep gönüllerde kalmıştır. “İyilik iyidir.”
İyiliği nasıl yaparsan yap. ister komik, ister ciddi… Birinin gönlünü güzelleştiriyorsan gerisi teferruattır.
Akşam güneşi batarken Ali Ahmet Efendi torununa döndü ve şöyle dedi.
-Torunum, iyilik, iyidir. Karşılığında kötülük bulsan da iyilikten sakın vazgeçme. Yüzünde gözyaşı olanın yüzünü güldürürsen, Tanrı da senin yüzünü güldürür.
Torunu gökyüzüne bakarak cevap verdi.
-Neşe paylaşıldıkça çoğalıyor.
Ali Ahmet Dede, mutluluktan gözleri doldu. Tanrıya şükrederek seccadeye kapandı.
-Tanrım. Sana şükürler olsun. Senin sayende çok güzel salih evlatlar ve torunlar yetiştirdim. Neşenin, para ile satın alınamayacağını, bir gülümseme, güzel bir söz ve küçük bir iyiliğin birçok insanın gününü güzelleştirebileceğini öğrettim. Sen onların bahtını açık et. Tüm Türk – İslam alemine huzur, bereket, esenlikler nasip et. Amin.
Ömer Murat ŞEN
Yazar, Sanat Yönetmeni/ Kısa Film Yönetmeni
Editör: Elif Ünal Yıldız
Yepyeni yazılarımı bekleyiniz!

hacıbektaş'ın mikail köyünden sevgiler...