Koltuk Şeklindeki İnsanlar
- Yazar: Şadan Köse
- 26 Mayıs 2026
- 3 kez okundu
KOLTUK ŞEKLİNDEKİ İNSANLAR
Kasabanın en büyük binasının girişinde, duvara asılmış pirinç levhada şu cümle yazıyordu:
“Görev kutsaldır.”
Ama binanın içinde çalışanların çoğu, o yazının artık hiçbir anlam taşımadığını biliyordu. Koridorlardaki sessizlik huzurdan değil, alışılmış korkulardan doğuyordu. İnsan uzun süre sustuğunda buna düzen demeye başlıyordu.
Üçüncü kattaki büyük odada siyah deri bir koltuk vardı.
Tekerlekli…
Yüksek sırtlı…
Arkaya yaslanınca hafifçe gıcırdayan…
Altındaki bozuk hidrolik yüzünden insanı yavaşça aşağı çeken pahalı bir koltuk…
O odada masa da vardı, dolap da, dosyalar da… Ama odanın gerçek sahibi hep o koltukmuş gibi duruyordu. Çünkü o koltuğa oturanların çoğu, zamanla ona benzemeye başlıyordu.
Bir gün binaya yeni müdür geldi. Adı Nihat’tı. İlk gün herkes onu süzdü. Çaycı bile odasına çayı sessizce bırakıp çıktı. Çünkü insanlar artık yöneticileri insan gibi değil, hava durumu gibi değerlendiriyordu.
Sert mi?
Yumuşak mı?
Bağırır mı?
Adam kayırır mı?
Koltuğa yapışır mı?
Nihat odasına girince uzun süre ayakta kaldı. Duvarlarda solmuş başarı belgeleri vardı. Bir köşede, yıllardır sulanmadığı hâlde yeşil görünmeye çalışan yapay bir çiçek duruyordu. Ağır perdeler güneşi kesiyor, odanın içine bitmeyen bir akşamüstü loşluğu bırakıyordu.
Masanın üzerindeki camın altında eski yöneticilerin isimleri kalmıştı. Bazıları silinmişti. Bazılarının izi hâlâ duruyordu.
Nihat masaya baktı. Dosyalara baktı. Sonra koltuğa baktı. İnsan, bazen bir eşyanın bile hafızası olduğuna inanıyordu. Hele o eşya yıllarca korkuları, hırsları, emirleri taşımışsa…
Pencerenin önüne gidip dışarıyı izledi. Aşağıda insanlar yürüyordu. Kimisi simit satıyor, kimisi çocuğunu okula yetiştiriyor, kimisi sabahın köründe ekmek parası için koşuyordu. Sonra dönüp yeniden koltuğa baktı.
“İnsan,” dedi kendi kendine, “Hak etmediği yere oturunca önce omurgasını kaybeder.”
O gün çalışanlar şaşırdı. Çünkü Nihat saatlerce o koltuğa oturmadan çalıştı. Ama binadaki herkes onun gibi değildi.
Koridorlarda koltuk insanlar vardı. Onlar için koltuğun nerede olduğu önemli değildi.
Belediye…
Şirket…
Sendika…
Dernek…
Parti…
Hiç fark etmezdi. Yeter ki altında oturacak bir koltuk olsun. Bir gün, onları bir kamyonun kasasına doldurup, başka binaya taşısanız bile, hiç sesi çıkmaz. Çünkü onlar koltuklarına yapışmış koltuk insanlarıydı. Konuşurken kendilerini kurumdan daha büyük sanırlar, iki imzayla kader değiştirdiklerine inanırlar. Zamanla yürümeyi unuturlar onlar. Çünkü insan sürekli aynı yerde oturursa, bir süre sonra ayaklarını değil makamını hissederdi.
Nihat bunu ilk toplantıda anladı. Masadakiler konuşuyor, ama kimse iş konuşmuyordu. Herkes birbirinin cümlesini onaylıyor, sahte tebessümler dağıtıyordu. Sanki odada insanlar değil, yan yana dizilmiş boş koltuklar vardı. Toplantının ortasında Nihat ayağa kalktı.
“Elinizdeki görev,” dedi, “Oturmak için değil, taşımak içindir.”
Kimse cevap vermedi. İçlerinden biri hafifçe gülümsedi.
“Efendim,” dedi, “Sistem zaten böyle yürüyor.”
Nihat başını salladı.
“Hayır,” dedi. “Sistem yürümüyor. Siz oturuyorsunuz.”
Odanın içi buz gibi oldu. Çünkü bazı gerçekler bağırmadan da insanı susturabiliyordu.
Aradan yıllar geçti. Nihat bir gün kendi isteğiyle görevden ayrıldı. Masadaki dosyaları topladı, ceketini giydi, kapıya yöneldi. Tam çıkarken dönüp koltuğa baktı. Gitti bir kez oturdu. Ama yalnızca birkaç saniyeliğine…
Bir ata biner gibi dik oturdu. Sırtını yaslamadı. Kollarını kolçaklara yaymadı. Çünkü bazı insanlar koltuğun sahibi olmazdı. Sadece emanetçisi olurdu.
Nihat çıktıktan birkaç dakika sonra odaya başka biri girdi. Kapıyı hızlıca kapattı. Ceketini düzeltti. Heyecanla koltuğa oturdu. Daha otururken yüzü değişmeye başlamıştı bile. Sanki koltuk onu içine çekiyordu. Derisi hafifçe gıcırdadı. Oda, yıllardır duyduğu aynı sessiz cümleyi bir kez daha fısıldadı:
“Bir koltuk şeklindeki insanını buldu…”
Şadan Köse
Editör: Elif Ünal Yıldız
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

hocam harika bir yazı... koltuk sevdası ve görev bilinci ancak böyle güzel anlatılabilirdi...