İNSAN BİR MEZAR TAŞIDIR
- Yazar: Zeynep ALİGİZİ
- 21 Ağustos 2026
- 12 kez okundu
İNSAN BİR MEZAR TAŞIDIR
Denizi seyrederken...
Hayat denizinin dalgaları kıyıyı sevmezmiş. Hışırdayan, köpüren, kabarıp çekilen dalgalar her kıyıya çarptığında, ondan en güzel, en iyi ne varsa, koparıp kendine katmaya, beraberinde sürükleyip götürmeye çalışır. İçindeki kötümserliği, karanlığı, çirkinliği ise yine bu dalgalarla kendisinden uzaklaştırıp kıyıya atar. Bu büyük nehrin içinde çalkalanan, köpüklü suların üzerinde bir inip bir kalkan her şey ise sanki kendini o dalgaların şiddetinden kurtarmaya çalışır.
Denize bakıyorsun… Durup dururken kendini birden o dalgaların koynuna atmak geçiyor içinden. Ama… İşte bu “ama” seni durduruyor. Düşünüyorsun ki, o koca denizin içinde sen bir damla bile değilsin ki o sulara karışasın – olsa olsa, içindeki böceklerden ya da yabancı cisimlerden biri olabilirsin; Deniz, titreye-titreye, coşup taşarak seni kıyıya çarpmaya çalışabilir. Ama hangi kıyıya? Durduğun kıyıya mı? Ya birden denizin keyfi seni bu kıyıya değil bambaşka bir kıyıya götürüp atmak isterse? O kıyı da… Denize yakın olsa bile sana hayli uzak, erişilmez, ulaşılmaz, yabancı bir yer; sen oraları hiç görmemiş, gitmemiş, tanımamışsındır…
Çevrendeki yakınların, sevdiklerin, öz be özün saydıkların da bazen tıpkı o deniz gibi düşünür. Seni yabancı sayar, sana yabancılaşırlar…
Sularında yüzdüğün, yıkandığın ya da sadece içinde sıkışıp kaldığın hayat nehrinin dalgaları günün birinde, tıpkı şu deniz gibi seni kendisinden uzaklaştırmaya çalışır; sanki içini temizleme niyetine girer. Ne olur o zaman? Başın dönmüş bir halde düşünürsün: Ama bir zamanlar böyle değildi ki! Yani… Bu yakınların hepsi benim için gerçekten yakındı, öyle değil miydi?..
Örneğin, bir zamanlar oğul daha küçücüktü, süt emer, senin sıcak koynunda mışıl mışıl uyurdu; sen onu kucağında şefkatle beslerdin. Nefesinden kesip ona nefes verirdin… Sonra oğul büyüdü, seninle dostlaştı, ama bu dostluk çıkar hesabına dönüştü. Ve oğul düşündü ki, bana ayırdığın pay ya da mal, kardeşime veya kız kardeşime düşen paydan daha az… Ve oğul seni beğenmedi…
Olur ki, vefasız bir evladın annesi yanıp yakılırken bile şöyle düşünür: “Keşke seni doğuracağıma bir taş doğursaydım”… Ama anne farkında değildir ki, o “taşı” zaten doğurmuştur – eli, ayağı, kaşı, gözü olan, hareket eden, konuşup gülen, yürüyen… bir taş; duyguları, kalbi – bütün varlığıyla taştan farksız bir taş… Belki de o taş senin mezar taşındır.

Ey anne; mezarının üzerinde duracak, gelip geçene bakacak, ağlayanların gözyaşlarına tanıklık edecek. Hem de en acısı, bundan öteye geçemeyecek… yani sessiz sedasız, kaskatı kesilmiş bir halde duracak…
Ne çok böyle mezar taşı var… Hayat denizi dalgalarının savurduğu, günahkâr ya da günahsız, kimsesi olan ya da kimsesiz varlıkların başlarının üzerinde duran hissiz, duygusuz taşlar…
Çetin savaşların sonunda buza dönüp hareketsiz, sessiz sedasız duran taşlar; yaşlanıp elden ayaktan düşen, hiç kimseye gerekmeyen taşlar; fitne fesada uğrayıp hayatını doyasıya yaşayamayan yarım kalmış ömürlerin taşları… Bu taşların en küçüğünden en yaşlısına kadar hepsi gönül yarasıymış meğer. Bazen anlamsız çarpışmaların sonuymuş…
İnsanın içindeki duyguların bir anda donması, yok olup gitmesiymiş bu soğuk mezar taşları. Hayatın içinin dışının, altının üstünün tamamıdır o taşlar. Sıcak, ateşli, fedakâr gönüllerin huzursuz kalp çırpıntılarından tutun da buz bağlayan, hissiz, duygusuz, yalnızca yemek ve uyumak için dünyaya gelenlerin de mezar taşlarıdır o taşlar… Bazen yabancı bir insan için canını bile esirgemeyen gönüllerin yıkımıdır o taşlar…
Meğer biz taştan doğup gelmişiz; birbirimize çarpa çarpa, birbirimize sürtüne sürtüne, aşına aşına, kırıla kırıla zaman geçirmişiz ve bu zamanın adını ömür koymuşuz…
Meğer taşın taşla çarpıştığı zaman hayat nehrinin içinden çıkıp kumsalda yan yana dizilmişiz ve bizi güneş karartmış…
Meğer insan bir mezar taşıymış; yalnız, kimsesiz, tek başına…
Zeynep Aligızı
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

muhteşem bir yazı… kaleminize sağlık…
Çok gerçekçi tespitler. Yürekten kutluyorum. Kardeş ülke Azerbaycan’a selam olsun.