Suçlu Çocuklar mı?

Suçlu Çocuklar mı?

SUÇLU ÇOCUKLAR MI?

Başlıktaki bu soruyu sorarak yazıya başlamak sanırım daha doğru olacak:

Eylemlerin sonucu olarak yani ortaya çıkan tablonun sonucunda doğal olarak suçlu eylemi yapan kişi olarak kabul ediliyor. Hukuken doğru bir yaklaşım olabilir. Ancak, bu çocukların bu hale gelmesinin altında yatan nedenler nelerdir, neden bu çocuklar bu durumlara yöneliyorlar, asıl olarak bunun sorgulanması, toplum ve sosyal bilimciler ile eğitim bilimcilerin buna kafa yorması gerekir. Aslında çok da kafa yormaya gerek yok. Çünkü, “görünen köy kılavuz istemez” diye bir atasözü vardır. Yani bu tür olaylar göz göre göre geliyorum diyor ve geliyor.

Şimdi yakın zamanı bir inceleyelim: Yaklaşık kırk beş yıla yakın bir zaman eğitim camiasının ilkokuldan ortaokula, liseye hatta dershanelere kadar eğitimin basamaklarında çalışma olanağı bulmuş birisi olarak son otuz yılda okulda öğretmen ve öğrenci camiasında bir bozulmanın ve çürümenin gerçekleştiğine şahit oluyoruz.
Bizim ilkokul, ortaokul, lise hatta üniversite yaşamımızda dahi öğretmen ve okul saygınlığı var iken evrildiğimiz durum okul ve öğretmenin değersizleştiği ve mesleklerin anası/atası olan öğretmenlik mesleğinin neredeyse ayaklar altında ezildiği bir duruma işaret ediyor. Neden ve ne olmalı diye kafa yorduğumuzda ortaya şu manzaralar çıkıyor: Bu olaylar “Şanlıurfa/Maraş öğrenci olayları” aslında münferit olaylar değil tamamen toplumsal olayların tezahürüdür.

1)Öğretmenlik mesleği bir değer olmaktan çıkmış, sadece para kazanılan ve geçim psikolojisine dayalı bir iş durumuna dönüşmüştür. Bizim literatürde şöyle bir söz vardır: Öğretmene nereye gidiyorsun sorusu sorulduğunda işe gidiyorum demez, okula gidiyorum denirdi. Yani bir meslek ideolojisi vardı.

2)Öğretmenlik zamanın bakanlığı tarafından 147 gibi bir ispiyonculuk ve ihbar hattı kurularak özellikle velinin öğretmeni ezmesini sağlayan bir duruma dönüştü.

3)Çocuğa ters bir jest ve mimikle bakan bir öğretmen çocuğun psikolojisini bozan bir suçlu olarak ilan edildi.

4)Çocuğa sempatik davranış öğretmeni tacizci konumuna düşürdü.

5)Öğretmenin çocuğun bedenine elle teması yine sapık muamelesi görmesine neden oldu. Bu konularda evde aileler tarafından öğretmeni aşağılayıcı ve önemsizleştirici söylemlerle çocuklar öğretmene ve hatta arkadaşlarına karşı kin ve olumsuz davranış ve tutumlar içerisine girdiler.

6)Asıl sorunda bu maddede başlıyor ki; özellikle TV ve sosyal medya kanallarında sınırsız özgürlük adına ahlak dışı, şiddeti meşrulaştırıcı ve kadın erkek ilişkilerinin en ahlaksız örneklerinin zirve yaptığı diziler ve filmler seyrettirilmeye başlandı. RTÜK denen kurum bir siyasi söylem için kanallara milyonlar lira cezalar keserken bu tür ahlak dışı, Türk aile yapısına ters ilişkilerin anlatıldığı bu türden diziler için kılını dahi kıpırdatmadı. O dizilerde gördükleri her olayın doğru ve meşruymuş gibi algılanmasını hatta mafyacılığın güzel bir durummuş gibi sunulmasının doğruluğuna inan çocuklar, gençler hatta yetişkinler bunları gerçek hayatta uygulamaktan geri kalmıyorlar ve geldiğimiz noktada evdeki ebeveyninin silah ve benzeri aletlerini alarak suç işlemekten geri durmuyorlar. Yani bir babanın evinde beş tane silah ve onlarca mühimmatın ne işi olur? Kimle savaşacak ve ne tür bir zafer elde edeceksin ki bunlar senin evinde bulunabiliyor?

7)Yine özellikle aile ilişkilerini konu edinen dizilerde hiçbir Türk töresinde meşru olmayan kadın erkek ilişkilerinin bir kadının üç erkeği idare etmesi ya da bir erkeğin birden fazla kadınla ilişkiler yaşamasının hatta kardeşlerin kardeş eşleriyle gayri meşru ilişkilerini konu edinen sahnelerin sergilendiği bir ortamda etkilenmeyecek kadın, erkek, genç, çocuk olmayacağını düşünemiyorum.

Neyse konu uzun ama ben kısaca bunları önlemenin yolu konusunda da birkaç kelam ederek yazımı tamamlayayım istiyorum:

1)Özellikle okullarda “değerler eğitimi” diye yırtınıp durduğumuz konulara öncelikle aileyi merkeze koyarak, soyut kavramlardan çok somut olaylara yönlendirmemiz gerekir. Çocuklarda somut işlemler evresi 7- yaş aralığı, soyut işlemler evresi ise 11 yaş üzeridir.

2)Okullarda acilen ahlak derslerinin programlarda yer almasını sağlamak gerekir. Sadece din korkusuyla bu ahlaki sorunun çözülmesinin mümkün olmadığı sevgiye ve saygıya dayalı bir eğitim çalışmasının hayata geçirilmesi gerekir.

3)Bu konuda okul rehberlik servisleri ve ilgili eğitim ve toplum bilimciler tarafından öncelikle ailelerin eğitilmesi gerekir. Ayrıca okullarda disiplin süreçlerinin baskıymış gibi algılanmasının önüne geçilmelidir.

4)Öğretmenin ve okulun kutsiyeti ve saygınlığının kazandırılabilmesi için çocuklara özel eğitimler verilmeli bu eğitimler ailelere de uygulanarak derinlik kazandırılmalı.

5)Herhangi bir şikâyet hattı içerikli tüm hatlar kapatılmalıdır.

6)Çocuğun herhangi bir arkadaşı ya da öğretmenine kuşkuyla ve suçlu gözüyle bakmasını engelleyici çalışmalar aileler ve yine uzmanlar aracılığıyla empoze edilmelidir. Öğrenciyi merkeze almak demek her şeyi çocuğa bırakmak değil, çocuk yararına sağlıklı sınırlar çizmek olmalıdır.

7)Özellikle TV’lerdeki şiddet içerikli, aile içi çarpık ilişkileri konu edinen dizilerin yayınlanmaması,
-Mafya özendiriciliği ve bağımlılığı yapan dizi ve filmlerin yasaklanması ve gösterimden kaldırılması,
-Belli bir yaş altında ki bu sınır “Avrupa ülkelerinde on dört yaştır” okul çağı çocuklarında akıllı telefon yasağı getirilmesi gerekir.
-Çocuk olumluyu da olumsuzu da keşfederek öğrenir, engellenmemeli mantığını yıkmalı olumsuzun keşfini önleyici tedbirleri almalıyız.

8)Çocuğa sınırsız özgürlük adı altında olumsuz davranış gelişimi yerine bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde onunkinin biteceği kavramını kazandırmamız gerekir.


Kısaca ve özetle: Toplumsal bir eğitime ihtiyacımız vardır. Bu konuda yetkililerin işe el koyması ve bozulan bu dengenin sırasıyla okul, öğretmen, öğrenci, aile ve sevimli, sempatik, duygusal, kindar olmayan, candan ve samimi olan topluma evrilmesi gerekmektedir.
Çocukları suçlu ilan etmek yerine kendimizi ve sistemlerimizi suçlu ilan ederek onları yargılamalı ve düzeltmeliyiz.

Yaşar Geler

Editör: Elif Ünal Yıldız

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

 https://fisildayankalemler.org/dogustan-bagimlilik/

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI
    • 19/04/2026

    kesinlikle çocukların suçlu olduğunu düşünmüyorum hocam... umarım eğitimcilerin seslerini duyan bir eğitim bakanlığımız olur devlet artık bunları ciddiye alır...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşar GELER

01 Mayıs 1959 tarihinde Ardahan İli Çıldır İlçesi Eskibeyrahatun Köyü’nde dünyaya geldi. İlkokul, Ortaokul ve Liseyi Çıldır merkezdeki okullarda bitirdi. Aile, Çıldır merkezde ticaretle uğraştığı için doğal olarak ticaretin içindeydi. 1978 tarihinde Kars Dede Korkut Eğitim Enstitüsünü bitirdi. 01 Mart 1979 tarihinde kendi köyü olan Eskibeyrahatun Köyü’nde sınıf öğretmeni olarak göreve başladı. Aynı yıl, Ebe-Hemşire olan Tamam Hanımla evlendi. İki oğlu var. Ayrıca 2001 yılında Anadolu Üniversitesi İlköğretim Türkçe Öğretmenliği bölümünü bitirdi. Kars-Ardahan Çıldır ilçesi köylerinde ve Çıldır Merkez İlkokulu’nda 10 yıl görev yaptıktan sonra tayinle İstanbul’a yerleşti. Yaklaşık 33 yıl da İstanbul’da çeşitli ilçelerde ve okullarda görev yaptı. Yaklaşık kırk dört yıllık meslek yaşamından sonra 31 Temmuz 2021 tarihinde Uzman Sınıf Öğretmenliğinden kendi isteğiyle emekli oldu. Emeklilikten sonra sahip oldukları MG Danışmanlık Sigorta ve Emlak’ta koordinatörlük yapmaktadır. Ayrıca öğretmen dernekleri, öğretmen sendikaları gibi meslek örgütlerinde çalıştı ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarında Ardahan derneklerinde ve Ardahan Dernekler Federasyonunda yöneticilikleri oldu ve devam etmektedir. Bağımsız Medya ve Gazeteciler Derneği Kurucusu ve Başkan Vekilliği yapmaktadır. UNİ Haber Ajansı yazarlığı yapıyor. Sınırsız Yazarlar Birliği Derneği kurucu ve üyesidir. Atatürkçü Düşünce Derneği Maltepe Şubesi Disiplin Kurulu Başkanıdır. Maltepe Ardahanlılar Derneği Başkanıdır. Halen çeşitli dergilerde, internet sitelerinde ve yerel gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca internet YouTube, Facebook Grup kanalları UNİ TV ve ÇILDIR TV’ de program yapımcılığı yapmakta olup, yayınlanmış dört adet; “bana Çıldır’ı anlat”, “Her Şey Şaka Gibi” “Eğitimde Yarım Asır” “bana Çıldır’ı anlat 2 Âşık Şenlik” kitapları okuyucularıyla buluşmuştur. Yeni kitap çalışmalarım sürmektedir.