KONFOR ALANINDAN ÇIKMAYAN HASSASİYET
- Yazar: ZAFER DEĞİRMENCİ
- 21 Ekim 2026
- 14 kez okundu
KONFOR ALANINDAN ÇIKMAYAN HASSASİYET
Yıllardır dilimin döndüğünce ve kalemimin yettiğince toplum için yanlış yapılmış her şeyi eleştirmiş biri olarak asıl eleştirilmesi gerekenlerden bir kitle var ki, bunlar toplum için gerçekten karın ağrısıdır. Günümüzde sinema, bilim ve eğitim gibi dallar nasıl tekelleşmiş ise, nasıl ki o tekele ait olanlar yükseliyor diğerleri aşağı itiliyorsa maalesef gerçekleri bağıra bağıra söylemesi gerekenler de tekelleşmiş durumda. Bu tekelin içinde olan sözde yazar ve köşe yazarları aslında sistemin dışına çıkmayan ve talimatla hareket eden edebiyat tetikçilerinden başka bir şey değildir.
Bu yazıyı şunun için yazıyorum: Yazımızın temel konusu olan İsrail’in Gazze’ye uyguladığı insanlık dışı vahşet döneminde bu tetikçilerin ikiyüzlülüğünü yazdıkları yazıların tutarsızlığından net şekilde görebilirsiniz. Toplumun hassasiyetlerinden beslenip nefret kusan, fakat nedense dönüp içlerini eleştirmekten korkan bu sözde yazar tayfası İsrail’e nefret kusarken diğer yandan onlarla iş birliği yapan kendi çevrelerine tek bir söz bile etmemişlerdir. Bu süreçte İsrail ile ticaret ve liman sevkiyatları son hızla devam ederken iktidarı eleştirmekten korkmuşlar, arka plandaki diplomasiyle toplumun gözünü boyamışlardır. Hatta bir tanesi “Beni aradılar, Hocam şu an Gazze’deyiz dediler.” gibi palavralarla iktidarın görünmeyen boyutlarda büyük adımlar attığını savunmuştur. Ticaret ortaklılıklarının üzerini örtme çabası belli olan bu akademisyen, gazeteci ve köşe yazarı konuyu Türkiye’nin kuşatılması, büyük resmi görme ve jeopolitik dengeler söylemleri üzerinden ele alır. Yani eleştirmesi serbest olan konuları cesurca ve sert biçimde eleştirir ama izin verilmeyen konularda dut yemiş bülbül gibidir. Sivil toplum gruplarının ve kamuoyunun “ İsrail’ ile ticareti derhal kesme” talebini bile “Devlet aklına güvenin” argümanıyla somut taleplerin gölgelenmesine neden olmuştur.
Bu türlerin belirgin bir özelliği varsa o da “ Söylem şiddeti ile eylem acizliği” çelişkisidir. Mikrofonlardan veya gazete köşelerinden estirdikleri ateş püsküren hava okura sanki o insanın bir eylemde bulunmuşluk hissi (Katarsis) yaşatır. Toplumumuz maalesef ateşli konuşmalar yapan insanları baş tacı ederken arka planda bu insanların neye hizmet ettiklerini araştırmaz. Bu durum bu şarlatanların en çok faydalandığı kaynaktır.
Gazze’ye yardım gönderilmesi ile İsrail üzerinde diplomatik ve ekonomik baskı kurulması farklı şeylerdir.
Bu sözde gazeteci ve yazarlar yalnızca yardımları ön plana çıkararak asıl yapılması gereken diplomatik ve ekonomik baskı taleplerini gölgelemekte ustalaşmışlardır. Neyse ki kendine yapılan onca eleştiriden dolayı belli belirsiz “Eğer doğruysa vahim bir durum.” diyerek durumu kurtarmaya çalışsa da efendilerine yönelik doğrudan bir eleştiri yapamamıştır. Diğer bir konu ise; bunların her zaman iktidarın can simidi olmalarıdır. Ne zamanki toplum İsrail politikaları yüzünden eleştiri yapsa, bunlar hemen köşe yazılarında savaş çığırtkanlığı yapmaya başlar:
“ İsrail Türkiye’ye saldırabilir.” söylemi bunun en bariz örneğidir. Hâlbuki biri çıkıp şu soruyu sormalı. “ Bu söylem hangi askeri istihbarat, resmi açıklama, askeri hazırlık veya doğrulana bilir belgeye dayanıyor?” bir akademisyen ve köşe yazarı ciddi ulusal güvenlik tehdidi öne sürüyorsa bu sorulara cevap vermelidir. Bu tehdidin ne kadar yakın olduğunu bilmesi de gerekmektedir. Somut hiçbir delile dayanmadan sadece tahminle köşe yazarlığı veya akademisyenlik yapılamaz. “Gazze konusunda benim hassasiyetimi tartışanların alınlarını karışlarım.” diyerek konfor alanlarından ahkam kesenlere sormak istiyorum.
Zorlu Grup Holding’ in İsrailli elektrik şirketi Dorat ile ortaklığı olduğu ve İsrail ordusuna elektrik sağladığı ortaya çıktığında nasıl bir hassasiyet gösterdin mesela?
Türkiye menşeli REPKON şirketi İsrail’e doğrudan silah satışındaki ana sağlayıcı olduğu duyulunca nasıl bir hassasiyet gösterdin?
L3Harris, Leonardo, Airbus, Siemens, Thales UK İsrail’e askeri teçhizat ve silah sağladığı belirtilen ve Türkiye’deki savunma sanayi fuarlarına katılan bu firmalar Türkiye’de ağırlanırken hassasiyetinin derecesi ne oldu?
Gazze’nin başına yağan bombaların ham maddesi demir cevherinin Türkiye’den gittiğini duyduğunuzda ne yaptınız, bununla ilgili tek kelime yazdınız mı?
Bunlar gibi onlarca soru sorulabilir, yani sözün özü şudur ki, sadece “boykotsa boykot, ambargoysa ambargo” demekle Gazze davası savunulmuyor. Katil İsrail ile işbirliği olan kim varsa, onlarla dirsek teması dahi olan kim varsa açık yüreklilikle, korkmadan eleştire bilmelisiniz. Gazetecilik ve köşe yazarlığı bunu gerektirir.
Gazze hakkında uzun uzun konuşmak, ahlaki cümleler kurmak, insanlığa ders vermek kolay. Asıl mesele, sözün bedelinin olduğu yerde aynı cesareti gösterebilmek.
Çünkü hakikat, yalnızca konuşmanın güvenli olduğu yerlerde savunuluyorsa orada ilkelerden çok konfor korunuyor demektir.
Konfor alanlarından ateşli konuşmalar yapan sayın akademisyen, gazeteci ve köşe yazarları;
Mesele ne kadar konuştuğunuz değil, konuşurken hangi sınırı aşmaya cesaret edebildiğinizdir.
Zafer Değirmenci
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

klavye silahşörlüğü maalesef hocam… bir de bana dokunmayan yılan bin yaşasın oysa o yılanın midesindesin.
Üstad İslâm ülkeleri İsrail’e “Kınama Silahı” ile saldırıyorlar.