VAR OLMA ÇIĞLIĞI
- Yazar: Rümeysa KAYA ODABAŞ
- 7 Ekim 2026
- 11 kez okundu
VAR OLMA ÇIĞLIĞI
Her gün haberlerde rastladığımız o ürkütücü olaylar—okul koridorlarında gerçekleşen acı olaylar, akranına acımasızca saldıran gencecik çocuklar—içimizde derin bir sızı bırakıyor. İşin en acı tarafı ise bu çocukların yüzündeki o tuhaf, umursamaz rahatlık. Bu durum bir cesaret gösterisi değil; ne yaptığının, bir başkasının canını yakmanın ne demek olduğunun farkında olmama hali. Sorumluluk hissetmeyen insan pervasızlaşır, sevgisiz büyüyen çocuk ise öfkesini bir var olma çığlığına dönüştürür.
Oysa bir çocuğun dünyası önce evde şekillenir. Aile; doğrunun, yanlışın, merhametin ve sınırların öğrenildiği ilk yerdir. Fakat bugün ebeveynlik, sadece çocuğun karnını doyurmak, önüne bir ekran koyup onu oyalamak sanılıyor. Bir çocuğa bırakılacak en büyük miras ne pahalı oyuncaklar ne de sonsuz bir serbestliktir. Bir çocuğun asıl ihtiyacı görülmek, çabası için takdir edilmek ve koşulsuz sevilmektir. Evinde varlığı onaylanmayan, bir nasılsın sorusuna muhatap olmayan çocuk, o eksik ilgiyi ya sokakta bir çetenin parçası olarak ya da okulda zayıf gördüğü bir arkadaşını ezerek arıyor.
Birbirine wifi ağı gibi bağlanmalı insanlar; görünmez ama kopmaz bağlarla, şifresiz bir samimiyetle. Ama ne yazık ki ekranların arkasına saklandığımız bu dönemde, aynı evde yaşayıp birbirine teğet geçen hayatlar sürüyoruz. Bir başkasının acısını hissedebilmek, yani merhamet, çocuklara kendiliğinden yüklenen bir yazılım değil; anne babanın tutumuyla ilmek ilmek işlenen bir duygudur.
Çocuğa “hayır” diyebilmek, ona sınır çizebilmek sevgisizliğin değil, tam aksine sorumluluğun bir gereğidir. Her istediği anında yapılan, hiç kural tanımadan büyüyen bir çocuk özgüvenli değil, sadece pervasız olur. Yarın dış dünyada ilk engelle karşılaştığında da ya savrulur ya da o engeli şiddetle aşmaya çalışır.
Bir kitabın sayfaları gibi kat kat açılmalı insan insanın önünde; acele etmeden, incitmeden ve merakla. Bizler bu telaşlı çağda çocuklarımıza bir insanın iç dünyasına hürmet etmeyi, sabırla dinlemeyi öğretmeyi unuttuk. Sofrada paylaşılan bir ekmekten, hatasını anlayıp özür dileyen bir ebeveynin duruşundan öğrenir çocuk insan kalabilmeyi.
Bugün okulların kapısına güvenlik görevlileri dizmek, x-ray cihazları koymak tek başına çözmeye yetmez bu sorunu. Asıl mesele, akşamları o evlerin içinde açılan sessiz mesafeleri kapatabilmektir.
Çünkü bir çocuk eline taş ya da diğer zarar veren aletleri alıyorsa, aslında vurmak istediği şey bir başkası değil; kendi evinde bulamadığı o fark edilme arzusudur. Kalbi aile sevgisiyle doymuş, çabası takdir görmüş ve sağlam ahlaki değerlerle büyütülmüş bir çocuğu hiçbir karanlık kolay kolay içine çekemez. Biz evlerimizin içini sevgiyle, sohbetle ve İlgiyle aydınlatmadıkça, dışarıdaki karanlık çocuklarımızı bizden almaya devam edecek.
Aile ve güvenlik sistemimiz bugün de sınıfta kaldı… Başımız sağ olsun…
Güvende kalın…
Rümeysa Kaya Odabaş
https://fisildayankalemler.org/author/rumeysaodabas/
Bir önceki yazımı okudunuz mu?
https://fisildayankalemler.org/ekran-pariltisinda-golgelenen-gozler/
Kitabıma ulaşabilirsiniz:

ne diyeceğimi bilemediğim yazdıklarına katıldığım bir o kadar da kahrolduğum günlerdeyiz…
O kadar haklı ve isabetli cümleler ki, inşallah silkelenip gerçeklerleri görür ve önlem alırız. Yüreğinize sağlık