Kırmızı Peri Tozları
- Yazar: Hatice ÇAKIR
- 7 Ekim 2026
- 11 kez okundu
KIRMIZI PERİ TOZLARI
Sabah olmuştu. Müge yataktan fırlayıp sosyal medyasına baktı.
“Hayır! Hayır! Onu takipten çıkarmış olamam” dedi.
Takibe devam ettiğini görünce, endişesi mutluluğa dönüştü. “Peki, dün gece yaşadıklarım rüya mıydı, yoksa çok içtiğim için hayal miydi?” diye düşünürken, hiç kimsenin yorumuna cevap vermeyen ressamın sadece onun gönderisine eklediği kırmızı kalbi duruyordu. Yüzündeki garip, düşünen, mutlu gülümsemeyle bir süre kaldı.
Yapacakları aklına gelince, telefonu elinden bıraktı. Koşturmaya başladı.
Oğlunu okula gönderdikten sonra evden çıkıp, yalnız başına alışveriş merkezinde dolaşmaya başladı. Kendisini anlamadıklarını düşündüğü için kimseyle görüşmek, konuşmak istemiyordu. Bütün sırlarını anlattığı en iyi arkadaşı aynadaki aksiydi.
Eskiden akşam yemeğini hazırlarken, arayıp hangi yemeği istediğini sorduğu kocası artık aklına hiç gelmiyordu. Oğlu ile yemeğini yedikten sonra dersini bitirmesine de yardım etti ve yatırdı. Sonra her akşam yüzüne yapışan mutsuzlukla geçtiği odasına, bugün ressam sayesinde daha mutlu geçti.
Kadehini doldurup yatağına ayaklarını uzatarak, duvardaki mindere sırtını yasladı.
Sosyal medyadan takip ettiği ünlüler arasında, güzelliğiyle, cesaretiyle, başarısıyla hayran olduğu aktris Lale de vardı. Her zamanki gibi gönderisini beğendi. Sonra ressamın sayfasına geçti. Yurt dışında yapacağı resim sergisinin afişini hikayesinde paylaşmıştı. Afişte parlak kırmızı zemin üzerine çizilmiş siyah saçlı bir kadınla dans eden adam silueti vardı.
“Keşke sergi İstanbul’da olsaydı; kesin giderdim” diye iç geçirdi. Gönderiye “Mutlaka geleceğim” yazdı. Çok geçmeden ikinci kırmızı kalp gelmişti.
Her akşam düşünceleriyle aynı sözleri olan şarkılar çalardı. Şaşırırdı. “Tesadüfe bak” derdi. “Şimdi de Elbet bir gün buluşacağız çalıyor” dedi. Yine hayallere daldı…
Müge, serginin girişindeki kokteyl salonuna adım attığında ressam onu fark ederek yanına geldi. Kırmızı elbisesine hayran hayran bakan gözlerini onun gözlerine getirdi ve orada bıraktı. Bir süre öyle kaldılar. Sanki o anda fotoğrafın içinde cansız gibiydi bütün kalabalık. Sadece kenetlenmiş iki çift gözle, elini uzatan ressam canlıydı. Müge bir adım attı. Titreyen sıcacık elini onun elinin sıcaklığına bıraktı. Hafif müziğin eşliğinde, patlayan flaşların ışığında uzun uzun dans ettiler…
Islak gözlerini açtı. Odasında tek başınaydı. Cama vuran yağmur damlalarının süzülüşü gibiydi gözyaşları. Kadehini komodinin üzerine bıraktı. Lambayı, televizyonu, telefonu kapattı. Yorganı üzerine çekti.
Günler böylece geçiyor, ressama bağlılığı artıyordu. Nihayet serginin açılış günü gelmişti. Ressamın sosyal medyasından canlı paylaşım yapılıyordu.
Müge seyrettiği için oradaymış hissiyle “Söz vermiştim, geldim. Seyrediyorum.” yazdı.
İçinden “Biliyorum yazdıklarıma bir kalp daha bırakırdın. Paylaşımı başkası çektiği için cevap veremedin. Sorun değil. Beklerim aşkım” diye geçirdi.
Ressam açılış kokteylinde yaptığı konuşmanın ardından kadeh kaldırdı. Sonra bir kadınla dans etmeye başladı. Müge’ye tanıdık gelmişti. Görüntü yaklaştıkça onun Lale olduğunu anladı. Kötü hisseti “Bu tesadüfü hiç sevmedim” dedi.
Samimiyetleri, göz göze bakarak dans etmeleri, yakınlıkları, birbirine gülümsemeleri… İzlemeye tahammül edemeyip, telefonu yatağın üstüne fırlattı. “O benim aşkım. Sende benim çok sevdiğim arkadaşımsın. Bunu bana yapamazsınız” dedi.
Ertesi gün dayanamayıp Lale’nin sosyal medyasına baktığında, ressamla Lale’nin bayağı samimi fotoğraflarını gördü.
Elindeki kadehi aynaya savurup, “Senden nefret ediyorum. Sen de aynısın” diye bağırırken, odasının kapısı aniden açıldı!
Devam edecek…
Hatice Çakır
Dörtİz
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

gidiş fena, platonikten takıntıya mı dönecek?
Merakla devamını bekliyoruz. Yüreğinize sağlık