ÇOCUĞUN KENDİNE İNANMAYA BAŞLADIĞI YER
- Yazar: Zübeyde Arslan
- 22 Ekim 2026
- 7 kez okundu
ÇOCUĞUN KENDİNE İNANMAYA BAŞLADIĞI YER
Bazen bir öğretmenin öğrencisine kazandırdığı en büyük şey bilgi değil, kendisine yeniden inanma cesaretidir.
Bir çocuk, okuldan yalnızca öğrendikleriyle ayrılmaz. Öğretmeninin kendisine nasıl baktığını, hata yaptığında nasıl karşılandığını, bir soruya cevap veremediğinde ne hissettiğini de yanında götürür.
Yıllar geçer; ders kitapları değişir, sınavların ayrıntıları unutulur, sınıflar geride kalır. Fakat bir öğretmenin öğrencisine hissettirdiği değer, çoğu zaman hafızanın en derin yerinde yaşamaya devam eder.
Çünkü öğretmenlik, yalnızca bilgi aktarmak değildir. Bir çocuğun kendisi hakkında kurduğu cümlelere dokunmaktır. “Ben yapamam.” diyen bir öğrencinin, zamanla “Henüz yapamıyorum ama öğrenebilirim.” diyebilmesine alan açmaktır.
Her sınıfta birbirinden farklı dünyalar vardır. Kimi öğrenci düşüncesini hemen dile getirir, kimi doğru cevabı bildiği hâlde parmak kaldırmaya çekinir.
Kimi öğrenmek için bir kez duymaya ihtiyaç duyar, kimi aynı konunun farklı yollarla anlatılmasını bekler.
Birinin başarısı hemen görünür, diğerininki sabırla bakılmadığında fark edilmeden geçip gider. İşte öğretmenliğin asıl sınavı, bütün çocuklardan aynı hızda ilerlemelerini beklemek yerine her birinin gelişebileceği yolu bulabilmektir.
Ne var ki eğitimde bazen görünür başarıya fazlasıyla odaklanırız. Doğru cevapları, yüksek notları, tamamlanan ödevleri ve kazanılan sınavları ölçeriz.
Oysa bir öğrencinin öğrenme yolculuğunda en önemli gelişmelerden bazıları karneye sığmaz. Daha önce soru sormaya çekinen bir çocuğun merakını dile getirmesi, yanlış yapmaktan korkan bir öğrencinin yeniden denemesi ya da kendisini yetersiz gören bir çocuğun bir gün kendi fikrini savunabilmesi…
Bunlar da eğitimin başarısıdır. Üstelik etkileri, bir sınav sonucundan çok daha uzun sürebilir.
Bir öğretmenin öğrencisine duyduğu güven, işte tam bu noktada anlam kazanır. Ancak bu güven, her davranışı onaylamak ya da her çocuğa sürekli başarılı olduğunu söylemek değildir.
Gerçek güven, öğrencinin zorlandığı anlarda da gelişme ihtimalini görebilmektir. Yanlış yaptığında onu hatasıyla özdeşleştirmemek, başarısız olduğunda kapasitesi hakkında kesin hükümler vermemektir. Çocuğa, bugünkü performansının onun bütün potansiyelini anlatmadığını hissettirmektir.
Çünkü çocuklar zamanla yalnızca öğretmenlerinin söylediklerini değil, kendilerine nasıl yaklaştıklarını da içselleştirir. Sürekli başkalarıyla karşılaştırılan bir öğrenci, kendisini eksikleri üzerinden değerlendirmeye başlayabilir. Her yanlışında eleştirilen bir çocuk, merak etmek yerine hata yapmamayı seçebilir.
Buna karşılık, çabasının görüldüğü ve düşüncelerinin önemsendiği bir sınıfta öğrenci, öğrenmenin kusursuz görünmek değil, gelişmek olduğunu keşfedebilir.
Bir de sınıf kapısından içeri girerken yanında taşıdığı yükleri kimsenin göremediği çocuklar vardır. Evde yaşanan bir anlaşmazlık, ailevi bir sorun, yalnızlık, arkadaşları tarafından dışlanma ya da adını koyamadığı bir kaygı…
Çocukların hepsi bunları anlatabilecek kelimelere sahip değildir. Bazıları sessizleşir, bazıları öfkelenir, bazıları derslerden uzaklaşır. Bazen de bütün bu duyguları, yetişkinlerin yalnızca bir davranış problemi olarak gördüğü biçimde dışa vururlar.
Öğretmen her sorunu çözemez; her çocuğun yaşadığı güçlüğü tek başına ortadan kaldırması da beklenemez. Fakat bir davranışın arkasında ne olabileceğini merak edebilir.
Hemen yargılamak yerine dinleyebilir, cezalandırmadan önce anlamaya çalışabilir ve gerektiğinde aileyle, okul rehberlik servisiyle iş birliği yapabilir. Bir çocuğun hayatını değiştiren şey her zaman büyük bir müdahale değildir.
Bazen onu gerçekten dinleyen bir yetişkinin varlığı, yardım istemenin mümkün olduğunu öğrenmesi için ilk adımdır.
Burada nezaketin de yanlış anlaşılmaması gerekir. Nezaket, sınırları ortadan kaldırmak ya da sorumlulukları görmezden gelmek değildir. Çocuğun davranışına sınır koyarken onurunu koruyabilmektir.
Yanlışını gösterirken kişiliğini incitmemek, beklentiyi sürdürürken umudunu elinden almamaktır. Bir öğretmen hem kararlı hem anlayışlı olabilir. Hatta çocukların güven duyduğu sınıflar, çoğu zaman bu iki tutumun birlikte var olabildiği yerlerde oluşur.
Öğretmenlerin etkisi her zaman hemen görünmez. Bir çocuğun bugün duyduğu cesaret verici bir sözün yıllar sonra hangi kararına eşlik edeceğini bilemeyiz.
Belki bir gün fikrini açıklarken, belki başarısız olduğu bir girişimin ardından yeniden ayağa kalkarken, belki de başkasının kendisini yetersiz hissettiği bir anda ona anlayış gösterirken… Öğretmeninden gördüğü yaklaşımı kendi hayatına taşıyabilir.
Bu nedenle öğretmenliğin etkisini yalnızca müfredatın ne kadarının tamamlandığıyla ölçemeyiz. Çocuğun ne öğrendiği kadar, öğrenirken kendisini nasıl hissettiğine de bakmalıyız. Çünkü bilgi insana bir yol gösterebilir; kendine güven ise o yolda yürümek için gereken cesareti besler.
Bir öğretmen bütün öğrencilerinin hayatındaki dönüm noktalarını göremeyebilir. Bazı emeklerinin karşılığını hiç duymayabilir. Yıllar sonra bir öğrencisinin hayatında nasıl bir iz bıraktığını öğrenme fırsatı bile bulamayabilir.
Yine de her gün sınıfta kurduğu dil, verdiği tepkiler ve gösterdiği adalet, çocukların kendileriyle kurdukları ilişkinin şekillenmesine katkıda bulunur.
Belki de öğretmenliğin en kalıcı başarısı, öğrencinin öğretmenine ihtiyaç duymadan da kendisine inanmayı öğrenmesidir. Çünkü iyi bir öğretmen, öğrencisinin yerine yürüyen değil; kendi yolunda yürüyebileceğini fark etmesine yardımcı olan kişidir.
Yıllar sonra öğrencilerimiz bütün anlattıklarımızı hatırlamayabilir. Ama yanımızda kendilerini nasıl hissettiklerini hatırlayabilirler. Bu yüzden her dersin sonunda yalnızca “Bugün ne öğrettim?” diye değil, “Bugün hangi çocuğun kendisine inanması için bir neden sundum?” diye de sormalıyız.
Çünkü bazen bir öğretmenin öğrencisinin hayatında bıraktığı en büyük iz, ona ne kadar çok şey bildiğini göstermek değil, onun da öğrenebileceğine inanmasını sağlamaktır.
Zübeyde ARSLAN
Diğer Yazılarımı Okudunuz mu?

Hocam yazılarınız çok kıymetli. Keşke milli eğitimimizi programlayanlar ve öğretmen yetiştiren fakülteler bunları dikkate alsa.