İKİ KALBİN ARASINDA DENGE
- Yazar: Rümeysa KAYA ODABAŞ
- 14 Ekim 2026
- 23 kez okundu
İKİ KALBİN ARASINDA DENGE
Evlatlarımıza Kıskançlığı Değil, Kardeşliği Fısıldamak
Bir evin kapısından içeri ikinci bir can adımı attığında, yalnızca bir bebek dünyaya gelmez; ilk göz ağrımızın dünyası da kabuk değiştirir. O güne kadar evrenin merkezinde kendi güneşinin sıcaklığıyla ısınan bir çocuk, aniden gökyüzünü başka bir yıldızla paylaşmak zorunda kalır. İşte biz annelerin en zarif, en hassas imtihanı burada başlar: Birini korurken diğerini gölgede bırakmamak, sevgiyi bölerek azaltmak değil, çoğaltarak paylaştırmayı öğretebilmek.
Çocuk dünyasında kıskançlık, kötü bir duygu ya da bir karakter kusuru değildir. O, yalnızca tahtını kaybetme korkusuyla çırpınan küçük bir ruhun sessiz feryadıdır. “Ben hâlâ senin için özel miyim?” sorusunun masumca bükülmüş halidir. Eğer bu feryadı doğru okuyabilirsek, kardeşliği bir rekabet arenası değil, ömür boyu sürecek bir sığınak haline getirebiliriz.
Ruhun Aynasında Çocuğu Okumak
Bir çocuğu anlamak, onun boyuna inmekten ziyade onun kalbinin hizasına gelebilmektir. Yeni bir kardeş geldiğinde büyük çocuğun hırçınlaşması, içine kapanması ya da aniden bebeksi davranışlara dönmesi, annenin şefkatine duyduğu açlığın tezahürüdür.
Onu yargılamadan, “Sen artık abisin/ablasın” diyerek o omuzlara taşınamayacak yükler bindirmeden dinlemek gerekir. Duygularını bastırmasına değil, onları incitmeden ifade etmesine rehberlik etmeliyiz. “Kardeşini kıskanman çok doğal, bazen zamanımı onunla paylaşmak sana zor gelebilir ama benim kalbimdeki yerin hiç küçülmedi” diyebilmek, bir çocuğun ruhundaki en fırtınalı denizleri bile durultmaya yeter.
Bir Evin İçinde Adaleti ve Şefkati Dokumak
Kardeşler arasındaki bağ, bir sarmaşığın tutunması gibi zamanla ve ihtimamla büyür. Bu bağı beslerken izleyeceğimiz patikalar, evimizin huzur haritasını çizer:
Kıyasın Zehrini Evden Uzak Tutmak: İki farklı ruhu, iki ayrı çiçeği kıyaslayamazsınız. Biri sümbüldür, diğeri gül. İkisi de aynı topraktan beslenir ama ayrı açar. “Bak kardeşin nasıl güzel yiyor” ya da “Sen onun yaşındayken hiç ağlamazdın” gibi cümleler, kardeşlik bağının arasına sessizce nifak tohumları eker. Her çocuğu kendi biricikliği içinde sevip takdir etmek gerekir.
Birebir ve Kesintisiz Zaman Dilimleri: Günün koşturmacası ve yeni bebeğin ihtiyaçları arasında, büyük çocukla baş başa kalınacak “özel anlar” yaratmak hayatidir. Sadece ikinizin olduğu 15 dakikalık bir masal saati ya da göz göze gelip sadece onu dinlediğiniz bir çay molası, onun güven deposunu dolduracaktır.
Sorumluluk Vermeden Yardım İstemek:
Büyük çocuğu kardeşin bakıcısı yapmadan, onu sürecin doğal bir parçası hissettirmek incelikli bir sanattır. “Kardeşine bez getir” demek yerine, “Kardeşin senin sesini duyunca çok sakinleşiyor, ona bir şarkı söylemek ister misin?” diyerek aralarındaki bağın hamurunu sevgiyle karmak gerekir.
Duygu Alanı Açmak:
Kıskançlığı tabulaştırmamak gerekir. Çocuk kardeşine karşı öfke duyduğunda “Öyle söylenmez, o senin kardeşin!” demek yerine, onun hissini onaylayıp doğru kanala yönlendirmek gerekir: “Bazen onunla ilgilenmem gerektiğinde kendini yalnız hissediyorsun, anlıyorum. Gel, o uyuyunca seninle kucaklaşalım.”
Şefkatle İlmek İlmek Büyüyen Bir Yuva
Bizler anne olarak evlerimizde sadece yemek pişirip düzen sağlamıyoruz; iki ruhun birbiriyle nasıl hemhal olacağını, öfkeyi şefkatle nasıl eriteceğini de öğretiyoruz. Birbirinin elini tutarak büyüyen, birbirinin varlığında eksilmeyen aksine çoğalan evlatlar yetiştirmek; bir annenin bu dünyaya bırakacağı en zarif mirastır.
Unutmayalım ki, her çocuğun kalbi ayrı bir odadır ve bir annenin sevgisi, o odaların hepsini aynı sıcaklıkla ısıtmaya yetecek kadar sonsuzdur. Yeter ki o kapıları şefkatle çalalım, yeter ki her birine aynı adaletli gözlerle bakmayı bilelim. İki kalbin arasındaki denge sonsuz olsun.
Sevgiyle kalın…
https://fisildayankalemler.org/author/rumeysaodabas/
Bir önceki metnimi okudunuz mu?
https://fisildayankalemler.org/var-olma-cigligi/
Kitabıma ulaşabilirsiniz:
https://www.dr.com.tr/kitap/gokbey-

kıskançlığın giderilmesini çok güzel örneklerle anlatmışsınız….
Yüreğinize sağlık.