Sokak ve Okullarda Şiddeti Nasıl Durdurabiliriz?

Sokak ve Okullarda Şiddeti Nasıl Durdurabiliriz?

SOKAK VE OKULLARDA ŞİDDETİ NASIL DURDURABİLİRİZ?

Bazı yaraların kanı akmaz.
Bazı çığlıkların sesi çıkmaz.
Bazı çocuklar yardım istemek yerine sessizleşir.
Bir okul koridorunda yürürken yanımızdan geçen çocukların yüzlerine hiç dikkat ettik mi?
Hangisi mutlu?
Hangisi kaygılı?
Hangisi teneffüs zilini bekliyor?
Hangisi zil çaldığında sınıftan çıkmak istemiyor?
Belki yanımızdan geçen çocuklardan biri, her sabah okula gelirken yalnızca çantasını değil, korkusunu da taşıyor.
Şiddet bazen sessizdir ama bıraktığı iz çok gürültülüdür. Bir çocuğun sessizliği bazen yardım çağrısıdır.

Bir çocuğun elinden oyuncağını almakla başlayan zorbalık, bazen bir insanın kendine olan güvenini yıllarca elinden alabilir.
Şiddet denildiğinde çoğumuzun aklına önce yumruk, tekme, kavga gelir. Oysa şiddetin her zaman sesi çıkmaz.

Bazen bir çocuğun arkadaş grubundan dışlanmasıdır. Bazen sınıfta herkes gülerken bir öğrencinin sessizce başını önüne eğmesidir. Bazen koridorda söylenen küçücük bir cümledir:
“Sen zaten hiçbir şeyi beceremezsin.”
Bazen de sosyal medyada paylaşılan bir fotoğrafın altına yazılan acımasız bir yorumdur.

Şiddetin şekli değişir; bıraktığı iz değişmez.

Bir öğretmen düşünelim…
Sınıfında sürekli konuşan, arkadaşlarıyla oynayan, teneffüslerde koşuşturan bir öğrencisi vardır. Bir gün çocuk sessizleşir. Ertesi gün teneffüse çıkmak istemez. Bir süre sonra derslere katılmamaya başlar.

“Çocuk işte, olur böyle şeyler.” deyip geçmek kolaydır.
Oysa belki o çocuk her sabah okula gelirken bir korkuyu da beraberinde getiriyordur.

İşte burada öğretmenin görevi yalnızca Matematik, Türkçe ya da Fen Bilimleri öğretmek değildir.

Bazen öğretmenin en önemli dersi, “Buradayım, seni görüyorum.” diyebilmesidir. Çünkü çocuklar çoğu zaman yardım istemeyi bilmez.
Bazen yalnızca davranışlarıyla anlatırlar.

Şiddeti yalnız şiddet uygulayan çocuk üzerinden konuşamayız. Bir öğrencinin başka bir arkadaşına zarar vermesi elbette kabul edilemez.
Fakat sadece “Suçlu kim?” sorusuna odaklanırsak sorunun tamamını göremeyiz.
Şunu da sormalıyız:
Bu çocuk öfkesini nereden öğrendi?
Şiddeti nasıl bir iletişim biçimi olarak gördü?

Bir sorun olduğunda konuşmak yerine bağırmanın, tehdit etmenin veya güç kullanmanın işe yaradığını nerede öğrendi? Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı da öğrenir.
Evde birbirini dinleyen yetişkinler varsa çocuk iletişimi öğrenir.

Hatalar konuşularak çözülebiliyorsa çocuk çözüm üretmeyi öğrenir.
Her anlaşmazlık bağırarak çözülüyorsa çocuk bağırmayı öğrenir.
Bu yüzden şiddetle mücadele, yalnızca okul bahçesinde değil, evin içinde başlamalıdır.

Benim çocuğum yapmaz!” demek çözüm değil. Çocuklarımızı korumak isterken gerçeği görmek istemeyebiliriz.

“Benim çocuğum asla böyle bir şey yapmaz.”
Bu cümle iyi niyetli olabilir.
Fakat daha sağlıklı olan şudur:
“Çocuğum böyle bir davranışta bulunursa bunu fark eder, dinler ve birlikte düzeltmeye çalışırım.”

Çünkü hiçbir çocuk yalnızca “iyi” ya da “kötü” değildir.
Davranışlar değişebilir.
Yanlışlar düzeltilebilir.
Önemli olan yanlışı görmezden gelmemek ve çocuğu hatasıyla özdeşleştirmemektir.

“Sen kötü bir çocuksun.” demek yerine,
“Yaptığın davranış arkadaşına zarar verdi. Gel, bunu nasıl düzeltebileceğimizi konuşalım.” diyebilmek gerekir.

Çocuğa sınır koyarken onu değersizleştirmemek…

Belki en zor ama en önemli eğitimlerden biridir.
Seyirci kalmak da sorunun bir parçasıdır
Bir okul koridorunda üç çocuk düşünelim.

Biri diğerine kötü söz söylüyor.
Biri bunu yapıyor.
Diğerleri ise gülüyor.
İşte o kahkaha, bazen zorbalığı güçlendiren görünmez bir alkıştır.

Bu nedenle çocuklara yalnızca “Zorbalık yapma.” demek yetmez.
Zorbalığa uğrayan arkadaşının yanında nasıl duracağını da öğretmeliyiz.

“Böyle davranman doğru değil.”
“Öğretmenimize haber verelim.”
“Onunla böyle konuşamazsın.”
Bunlar küçük cümlelerdir.
Bir çocuğun yalnız olmadığını hissetmesi için yeterlidir.

Sokaklarda şiddeti azaltmak, çocukların hayat alanlarını çoğaltmaktan geçer.
Sokaklar çocuklara yeniden ait olmalı.
Çocukların enerjisi vardır.

Şiddeti yalnızca güvenlik önlemleriyle ortadan kaldırabileceğimizi düşünmek eksik olur.
Çocukların güvenli oyun alanlarına, spor yapabilecekleri mekânlara, sanat ve kültür faaliyetlerine, kütüphanelere ve kendilerini ifade edebilecekleri ortamlara ihtiyacı vardır. 

Çünkü çocukların enerjisi vardır.
Merakı vardır.
Rekabet etme isteği vardır.
Bazen öfkesi vardır.
Bunların hepsi doğru kanallara yönlendirilebilir.

Bir çocuk sahada top oynarken takım olmayı öğrenebilir.
Bir tiyatro çalışmasında başka bir karakterin duygusunu anlamayı öğrenebilir.
Bir kitap okurken hiç tanımadığı bir insanın hayatına dokunabilir.
Bir satranç tahtasında kaybetmenin oyunun parçası olduğunu öğrenebilir.

Çocukları şiddetten uzaklaştırmanın yollarından biri onlara oynayacak, üretecek, düşünecek, konuşacak ve kendilerini ifade edecek alanlar açmaktır.

Şiddetin karşısına yalnızca yasaklar değil, alternatifler de koymalıyız.

Okullar yalnızca akademik başarı merkezleri olmamalı.

Bir öğrencinin kaç soru çözdüğünü, notunu, sınavdaki başarısını biliyoruz.
Peki sınıf arkadaşına nasıl davrandığını biliyor muyuz?
Kaybettiğinde ne yaptığını?
Öfkelendiğinde kendini nasıl kontrol ettiğini?
Bir arkadaşının üzgün olduğunu fark edip etmediğini?
Özür dileyebiliyor mu?
Haksızlığa uğradığında hakkını şiddet kullanmadan arayabiliyor mu?
Bunlar da eğitimin parçasıdır.

Hayat, yalnızca doğru cevabı bulabilme becerisinden ibaret değildir.
Asıl mesele, doğru davranışı seçebilmektir.
Bir öğretmenin bir cümlesi…
Yıllar önce bir öğrencisinin yanına oturan bir öğretmen düşünün.
Çocuk hata yapmıştır.
Öğretmen ona bağırmak yerine şöyle der:
“Yaptığın davranış yanlış olabilir. Ama sen yanlış değilsin. Gel, bunu birlikte düzeltelim.” Belki çocuk o gün yalnızca bir davranışını düzeltir. Yıllar sonra o cümleyi hatırlayabilir.

Eğitim bazen bir bilgiyi öğretmek değil, bir insanın kendisine ve başkalarına bakışını değiştirmektir.

Şiddeti yalnızca okulda aramak büyük bir yanılgıdır.
Bir çocuk şiddeti okulda öğrenmeyebilir.
Bazen evde, sokakta görür.
Bazen televizyonda, internette, sosyal medyada karşılaşır. Bazen yetişkinlerin sorun çözme biçimlerinden öğrenir.
Bir anlaşmazlık olduğunda bağırılan bir evde büyüyen çocuk, bağırmayı çözüm sanabilir. Sürekli küçümsenen çocuk, küçümsemeyi normal kabul edebilir.
“Erkek çocuk ağlamaz.”
“Güçlü olan kazanır.”
“Vurursan seni ciddiye alırlar.” gibi cümleler, farkında olmadan çocukların zihnine yerleşebilir.
Oysa çocuklara başka bir güç tanımı öğretmeliyiz:
Güçlü olmak, karşındakini susturmak değildir. Güçlü olmak, öfkeliyken kendini kontrol edebilmektir.

Peki ne yapabiliriz?
Aile olarak çocuğu dinleyebiliriz.

Öğretmen olarak sınıftaki küçük değişimleri fark edebiliriz.

Okul yönetimi olarak güvenli ve açık bildirim mekanizmaları oluşturabiliriz.

Öğrencilere çatışma çözme, empati ve dijital vatandaşlık becerileri kazandırabiliriz.

Şiddet gören çocuğu yalnız bırakmayabiliriz.

Şiddet uygulayan çocuğu yalnızca cezalandırmakla yetinmeyip davranışının sorumluluğunu almasını ve değiştirmesini destekleyebiliriz.

Ve en önemlisi…
Şiddete tanık olduğumuzda “Beni ilgilendirmez.” dememeyi öğrenebiliriz.

Bugün başka bir çocuğun başına gelen şey, yarın bizim çocuğumuzun başına gelebilir.

Şiddeti bir günde yok edemeyiz ama her gün biraz azaltabiliriz.

Bir çocuğu dinleyerek…
Bir zorbalığa sessiz kalmayarak…
Bir öfke anında yumruk yerine cümle kurarak…
Bir öğrenciyi yalnız bırakmayarak…
Bir çocuğa “Sen değerlisin.” diyerek…

Belki değişim tam olarak burada başlar.

Çünkü şiddetin karşısına yalnızca güçlü yetişkinler değil, güvenli ortamlar, sağlıklı ilişkiler ve iyi örnekler koyabiliriz.

Unutmayalım:
Bir çocuğa şiddet kullanmamayı öğretmek önemlidir ama ona öfkelendiğinde ne yapacağını öğretmek çok daha önemlidir.

Ve belki de okullarımızda çocuklara bırakabileceğimiz en değerli miras şudur:

“Güçlü olmak, başkasına zarar verebilmek değil; kendine ve başkasına zarar vermeden sorunları çözebilmektir.”

Metin Özdemir

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

BEN, KİRKE

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    Eğitimin ders olmadığını çocuk eğitiminin sadece öğretmen değil anne baba toplumun görevi olduğunu artık öğrenmek zorundayız hocam… kaleminize sağlık…

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    #metinhocamebbakanıolsun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Metin ÖZDEMİR

METİN ÖZDEMİR 1979 yılında Bursa'da doğdum. İstanbul Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünden 2002'de mezun oldum.Evli ve bir çocuk babasıyım. Eğitime ve kitaplara olan aşkım hiç bitmeyecek. Elimden geldiğince topluma örnek olmayı amaçlıyorum.