Gezi: Samsun ve Amasya

Gezi: Samsun ve Amasya

GEZİ REHBERİ

SAMSUN ve AMASYA

Memleket sevdam nedeniyle yurdumun her köşesini gezip görmeye niyet ettim. Hayatımın son on yılını Allah izin verdiğince, elimden geldiğince gezmek için planladım. Ülkemin tamamına yakınını gezip görmek nasip oldu. Ankara’da bulunduğum sırada Amasya gezisine katılmak için başvurdum. Katılımcı sayısı az olduğu için iptal edildi. Hem üzüldüm hem sevindim; çünkü Samsun’u da görmek isterdim. Neyse ki böyle bir gezi daha düzenlendi. Tam da 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutladığımız gün… Geceden yola çıktık. On üç katılımcı, rehberimiz ve şoförümüzle güzel bir yolculuktan sonra Amasya’ya vardık. Orada yerel rehber bize dâhil oldu. Sabah namazını Bayezid Paşa Camii’nde eda ettik. Cami ile ilgili kitabede şu bilgiler vardı:

1414 yılında Vezir Bayezid Paşa zamanında yaptırılmış. Zaviyeli (yan mekanlı) camilerden olan eser; düzgün kesme taş ve tuğla malzemeden inşa edilmiş. Caminin ana ibadet mekânı ve yan mekânları kubbe ile örtülüdür. Minaresi 1939 yılı depreminde yıkılmıştır. Cümle kapısı ve pencere kanatları 15. yüzyıl ahşap işçiliğinin önemli örneklerindendir. Yapının inşa kitabelerinden; mimar Yakup bin Abdullah, mimar Doğan bin Abdullah, Zeynüddin bin Zekeriyya ve Ebu Bekir bin Muhammed el-Mağruf bin İbni Muşeymiş ed-Dımışkî adlı dört ustanın camiyi yapmış oldukları anlaşılmaktadır. Ayrıca caminin ahşap cümle kapısı üzerinde Üstat Mustafa adlı ahşap ustasının adı geçmektedir. Yapısı ve süslemeleriyle oldukça zarif bir görünüşe sahip caminin en dikkat çekici bölümü, kuzeyindeki son cemaat yeridir. Mukarnas süsleme, saçak altında yer alan ve boydan boya cepheyi dolanan kırmızı taş kuşağı üzerinde caminin kabartma biçimindeki vakfiyesi işlenmiştir.”

Hava bulutlu ve dağlara sis inmişti. Yeşilırmak şehrin tam ortasından geçiyor, yağan yağmurla birlikte coşkun akıyordu. Tekrar geleceğimiz için yolumuza devam ettik. Samsun’a yakın bir ilçede menemenle kahvaltı yaptık. Otantik döşenmiş güzel bir yerdi. Antika odun sobası, duvarda asılı antika bir kilim, ahşap mobilyalar, halı döşemeler ve her markadan antika radyolar vardı. Hizmetleri, ikramları güzeldi. Gençler hizmette kusur etmediler, onlara teşekkür ederiz.

Yola çıktık, sağanak yağış başladı. Önce Millî Mücadele’nin başladığı müzeyi gezdik. Mustafa Kemal Atatürk ve ona inanan, yanında olan arkadaşlarının gerçek boyutlarda balmumu heykelleri bulunmaktaydı. Sanki canlı gibi duruyorlardı. Başka ülkelerden ziyaretçiler de vardı. Rehberin anlattıklarını huşu içinde dinledik. Her bir resim karesi tarihe atılmış bir imza gibi duruyordu. Atatürk’ün kişisel eşyaları sergilenmişti; çünkü bir süre bu konutta ikamet etmişti. Sağanak yağmur altında, şaha kalkmış atının üstünde kılıcını çekmeye hazır hâlde duran Atatürk Anıtı‘nı ziyaret ettik. Oradan sahilde bulunan Bandırma Vapuru‘nu ve karaya ayak basma anının gerçekleştiği yeri ziyaret ettik. Yağmur şiddetini artırdı, tören alanı hareketliydi. Görevliler yağmurluk verdiler; fakat şemsiye bile ıslanmamıza engel olamadı. Amazon Köyü’nü ve sahili gezemedik. Tören alanından ayrıldık. Yoldaki market ve mağazalardan bulabildiğimiz giysileri, ayakkabıları, çorapları aldık; üstümüzü değiştik. Güzel bir Samsun gezisi oldu, unutmamız mümkün değil. Elma bahçeleri, ceviz ve kiraz ağaçları, büyükbaş ile küçükbaş hayvan sürüleri içinden sürdü yolculuğumuz.

Amasya’ya tekrar geldik. Burada yağmur durmuş, çisenti vardı. Önce Ferhat ile Şirin’in hikâyesinin geçtiği kabul edilen bölgeyi gezdik. Zaten bilinen hikâyeyi bir de rehberimizden dinledik:

“Şirin bir bey kızı, Ferhat ise fakir halktan bir gençtir. Ferhat, bey kızına gönül verir; Şirin de Ferhat’a gönlünü kaptırır. Bey babası kızını bu gence vermemek için ona dağdan şehre su getirmesini ister. “Nasıl olsa imkânsız, yapamaz.” der. Ama Ferhat aşkı uğruna dağları deler ve suyu şehre getirir. Suyun sesi ta şehirden bile duyulur. Bey bakar ki Ferhat her işin üstesinden geliyor, başka şartlar öne sürer. Bu arada Şirin’in bir ablası vardır. Evdeki hizmetçi kadına bir tabak helva verir; Ferhat’a götürmesini, Şirin’in hastalanıp öldüğünü söylemesini ister. Kadın helvayı Ferhat’a verirken “Şirin öldü, bu da helvası.” der. Bunu duyan Ferhat elindeki kazmayı öyle bir atar ki yere, dağ titrer; kendini kayalıktan atar ve oracıkta ölür. Bunu duyan Şirin de dağa çıkar, kendini atar ve o da ölür.

Derler ki iki sevgilinin mezarı yan yanadır; üzerlerinde biri beyaz, biri kırmızı iki gül biter. Tam güller tomurcuk olup açacağı zaman aralarında bir kara çalı çıkar, yine kavuşmalarına engel olur. Mesnevilere konu olmuş müthiş bir aşk hikâyesi yaşanmış. Bugün buranın gözü yaşlı…

Dağ başında Ferhat ile Şirin’in anıtları, aşağıda su kanalı, hatıralarını yaşatan müze ve anıtlar, Amasya’da bulunan mimari eserlerin minyatürleri mevcut. Elma diyarı Amasya‘nın meşhur elmalı kurabiyesinden aldık ama boğazımızdan geçmedi. O acı sonla biten hikâyeden sonra derin düşüncelere daldık. Oradan ayrılmak zor oldu. Yolun devamında Yeşilırmak boyunca Yalıboyu Evleri’ni, Kral Kaya Mezarları‘nı, konakları, camileri, medreseleri ve hamamları gördük.

Amasya’ya “Şehzadeler şehri” denmesinin nedeni; tam 12 şehzadenin burada, padişah olmaları için eğitilmesidir. İçlerinden 6 tanesi tahta çıkar. Sultan II. Bayezid, 27 yıl Amasya’da valilik yapar. İpek Yolu üzerinde yer alan ve 8 bin yıllık geçmişi olan bu tarihî şehirde, bu dönemde çok sayıda külliye, cami, han ve hamam yaptırılmıştır. II. Bayezid Camii tek padişah camisidir. İki minaresi farklı şekilde nakşedilmiştir. 1486-1496 yılları arasında II. Bayezid’in emri ile oğlu Amasya Valisi Şehzade Ahmet tarafından yaptırılmıştır. İç süslemelerinde kalem işi ve kök boyalar kullanılmış. İki kubbeli tavanı, kündekâri tekniğiyle yapılmış ahşap kapıları, pencere kanatları ve ikinci kattaki kafes balkonu orijinalliğini korumuş. Mihrabı beyaz mermerden yapılmıştır. Müezzin mahfilinin dört ayağı ise siyah mermerdendir. Bunun nedeni, ezanı ilk okuyan Bilal-i Habeşî’ye atıfta bulunmaktır. Bahçesine, minarelerin tam karşısına iki ağaç dikilmiş. “Yıldırım düşerse minareler zarar görmesin.” diyerek paratoner görevi görmüşler. Düşen yıldırmalar nedeniyle ortaları yanmış ama yine de yaşamaya devam etmişler. Ana kapı girişinde ve mihrabın iki yanında bulunan deprem mermer blokları hâlâ işlevini sürdürüyor. Tam yukarı bakacak olursak mukarnas tavanda bir baykuş figürü görülüyor. Taç kapı üzerinde Hattat Şeyh Hamdullah tarafından yazılmış mermer bir kitabe bulunmaktadır. Şeyh Hamdullah (ö. 926/1520); “Hattatların Kıblesi“, “Hattatların Kutbu” ve çok iyi okçu olması nedeniyle “Okçuların Şeyhi” unvanlarıyla anılmaktadır. Aynı zamanda Şehzade Bayezid’in hat hocasıdır. Burada öğle namazını eda ettik. Külliyede imaret, sübyan mektebi ve muvakkithane bulunmaktadır. Torumtay Türbesi, yani Gök Medrese, adını mavi çinilerinden almış. Türkistan ve Semerkand coğrafyasından Anadolu’ya getirilen çinilerin ve motiflerin birebir aynısıyla yapılmıştır.

Yalıboyu’ndaki restoranda öğle yemeği yendi. Serbest zamanda çarşı pazar gezildi. Bolca fotoğraf çekildik, elma çayı ve lokum tadımı yaptık. Irmak üzerinde çok sayıda tarihî taş köprü var. Buralar oldukça kalabalık; gelen misafirler hatıra fotoğrafı çektirmek için uygun zamanı kolluyorlar. Gelin, damat ve nişanlı çiftler de vardı.

Bu gezide iki önemli şehrimizi gezdik, gördük, bilgilendik. Gezip görülecek daha çok yer vardı; zaman kısıtlı olunca bu kadarıyla yetindik. Çorum ve Kırıkkale’yi de gördük. Çorum’dan leblebi, Samsun’dan Trabzon ekmeği, Amasya’dan elmalı kurabiye ve magnet aldık. Yağmurlu bir günde, kısa zamanda ne çok yer gezip gördük! Alışveriş ve gezinti sonrası dönüş yoluna geçtik. Akıllarda kalanlar; 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutladığımız Samsun ile şehzadelerin ve Ferhat ile Şirin’in şehri Amasya… Yeni şehirlerde, yeni rotalarda bulunmak dileğiyle…

Gökten üç elma düştü: Biri anlatanın, biri yazanın, biri de okuyanların başına.

 

 

 

Elife Türkeş

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

 

Yörük Türkmen Toyu

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    gezmekten keyif aldığım harika şehirlerdir…

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Çok iyi bildiğim bu iki şehri yeniden gezmiş gibi oldum. Kaleminize sağlik.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Elife TÜRKEŞ

Elife Türkeş, 1966 yılında Mersin’in Silifke ilçesinde bir yörük obasında doğdu. İlkokulu Kabasakallı Köyü’nde, ortaokulu Silifke Atatürk Ortaokulu’nda okudu. Açık liseden sonra Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Mühendis bir erkek evlat annesidir. Ailesini ve Yörük yaşamını konu alan "Melik Kızı" romanı ile köy yaşamını anlattığı "Lavanta Kokusu Sultan" adında bir öykü kitabı bulunmaktadır. Dört farklı antoloji çalışmasında öyküleriyle yer almıştır. Şiir ve şarkı sözleri de yazmaktadır. Halen Mersin’de yaşamını sürdüren yazarımız Tema Vakfı gönüllüsü olarak çevreci etkinliklerde yer almaktadır.