TESADÜFLERİN ARKASINDAKİ PLANLAR

TESADÜFLERİN ARKASINDAKİ PLANLAR

TESADÜFLERİN ARKASINDAKİ PLANLAR

Bazen haber kanalları ve sitelerinde siyasilerin yaptıkları açıklamalara bakarak “ Bunlar bizim aklımızla dalga mı geçiyor.” dediğiniz oldu mu? Benim çok sık yaşadığım bir durumdur bu. Çünkü öyle açıklamalar yapıyorlar ki, beş yaşında bir çocuğa söylenmesi bile abes sayılacak sözler sarf ediliyor. Ben ilk önce bunların kişinin o an ki talihsiz açıklamaları olarak değerlendiriyordum. Ne zaman ki o büyük tablodan uzaklaşıp tablonun tamamını görene kadar. 

Türkiye’de yaşanan olaylara, yapılan açıklamalara baktığımızda, her olayın arkasında gizli bir plan olduğunu söylemek kolaycılık olur. Fakat bazı olayların nasıl ortaya çıktığına, kimlerin ne zaman harekete geçtiğine, hangi bilgilerin kamuoyuna verilip hangilerinin verilmediğine baktığımızda başka bir soru beliriyor:

Gerçekten her şey yalnızca bir tesadüf mü?

Dünya ve hatta tüm evren belli bir simetrinin ve düzenin etrafında döner. Tesadüf dediğimiz şey bu düzenin belki de kabul edemeyeceği bir kavramdır. Canlıların tesadüf eseri zincirleme olarak var olduğunu savunan Darwin bile ilk canlıyı yaratıcının yarattığını yazar türlerin kökeni kitabında. Darwin “Yaşamın başlangıçta yaratıcı tarafından birkaç biçime veya tek bir biçime üflenmiş olması…” olarak tanımlar kabaca. Sonra canlıların değişim ve doğal seçilim yoluyla çeşitlenmesini anlatır. Aslında hayatımızda tesadüf diye adlandırdığımız eylemler de bir planın parçası bana göre. Tüm bunlardan sonra da ülkemizde yapılan veya olmuş olanlarda tesadüf değildir. 

Yıllardır bize dayatılan iklim krizi, birden bire sokak hayvanlarının toplatılması, insanların haksızlıkla mücadele etmeyi bırakması gibi şeyler önceden planlanmış ama tesadüfmüş gibi gösterilen şeylerden sadece bir kaçı. Bunun en somut örneği pandemi döneminde yaşanmıştır. Normalde bir kızamık aşısının bulunması on yıl boyunca laboratuvarlarda art arda hücre kültürlerinden geçirilerek elde edildi. Pandemi patlak verdikten neredeyse birkaç ay sonra aşı bulundu. Bu aşının zaten hazır olduğunu göstermiyor mu? 

Bu salgının bir tesadüf mü, yoksa önceden planlanmış bir düzen mi olduğunu anlayabiliriz. Şimdi biraz daha yerele dönelim: 

Ülkemizde sistem bana göre şu şekilde işliyor: Medya yoluyla algı yarat, halkın nabzını ölç, yapacağın şey için güzellemelerde bulun ve uygula. Eğer konu çok hassas ise yapay bir gündem oluştur ve arka planda kendi gündemini kabul ettir. Toplum bu yapay gündemle uğraşırken, esasında arka planda neler dönüyor fark etmesin. En basit örnek; Toplum Mohamed Salah’ın oluşturduğu o büyük transfer gündemine kilitlenmişken hangi yasaların resmileştiğinden haberimiz var mı? 

27 Temmuz 10 Ağustos tarihleri arasında yaklaşık on yasa resmi gazete de yayımlandı. Bunlardan dikkat çeken iki yasadan biri çerçeve yasa olarak adlandırılan toplumsal birleşmenin güçlendirilmesine dair kanun teklifi ki, bu teklif 10 Ağustosta kabul edilip yasalaştı diğeri de iklim yasasıyla alakalı düzenlemeydi. Bu iki yasa da ülkenin kaderini belirleyecek yasalar ve bir futbolcu kadar gündem yapılmadı. Bu da demek oluyor ki güç kimin elindeyse tesadüfleri de o planlıyor. 

Bu öyle bir plan ki, birkaç yıl önce sövdükleriyle şimdi can ciğer kuzu sarması yapabiliyor siyasileri. Bu öyle bir plan ki 100 yıl öncesinde yazılmış, ülkelerin konumları o zamandan belirlenmiş, kimin kime hizmet edeceği o zamanlardan bu zaman ki torunlarına miras bırakılmış ve şimdilerde ilmek ilmek uygulamaya geçilmiş. Bizler oy kullanıp seçtiğimizi sanırken aslında oy sandıklarının sadece bir formalite olduğunu anlamadan hala seçmeye çalışıyoruz. Seçilenler ve muhalifler zaten belirlenmiş bir siyasi aktörden başka bir şey değildir bana göre. Biz onlar için birbirimize düşerken, ölürken, öldürürken onların neye ve kime hizmet ettiği konusunda en küçük bir bilgimiz yok. 

Değerli okuyucu, bu bir komplo teorisi olarak gelebilir sana ama gözünü tek bir noktaya diktiğin o tablodan uzaklaşıp resmin tamamına baktığında sana tesadüf gibi gelen şeylerin aslında planlı ve bilerek yapıldığını göreceksin. 

Gülistan Doku davasında neler olduğunu cinayetten hemen sonra bu devletin kolluk kuvvetlerinin ve istihbaratının bilmediğimi sanılıyor neden şimdi bir savcı çıkıp üstüne gitti ve o iğrenç yapıyı deşifre etti. Kimin ipi çekildi, kime gözdağı verilmeye çalışılıyor, tek başına talimat almadan bu ülkede hangi savcı buna cesaret edebilirdi. İşte toplama bakınca yaşadığımız, duyduğumuz, gördüğümüz çoğu şeyin tesadüf değil plan olduğunu görürüz. 

Ekonominin bilinçli bir şekilde batırılması, işsizliğin çoğaltılması, üretimin durdurulma noktasına getirilmesi ve insanların suça sürüklenmesi işte bunların hepsi ve daha fazlası bir planın saat gibi işleyen eylemleridir. Ekonomik kriz her ülkede çıkar ama bu kadar uzun sürmesi bir tesadüf veya beceriksizlik değildir. Tıpkı imzalanan överek bitirilmeyen o iklim yasası gibi… 

Toplumu topraktan ve hayvanlardan ayıran bu yasa geleceğimizi ipotek altına almıştır. Büyük ve küçükbaş hayvanların karbon salınımı sebebiyle atmosferi kirlettikleri ön görüsü tamamen uydurma bir safsatadır. Bu yapay ete zemin oluşturmaktır. Gelecekte çocuklarımızın toprakla ve hayvanla ilişiğini kesip kendilerine bağımlı yapma projesidir. Şimdiden yapay etin faydalarından bahsetmeye başlayıp algı yaratmaya ve yapay etin sözde faydalarından bahsederken doğal olan her şeyi elimizden alma planlarını devreye sokmuşlardır. 

Bu plan o kadar şeytani bir plan ki Fütürizm dergisinin yayımladığı bir habere göre büyük yapay zekâ şirketlerinin yeryüzündeki tüm kitapları yok etmek için harekete geçtiğini yazıldı. Nadir ve eski kitaplar başta olmak üzere bu şirketler toplu alım yaparak kitapları yok etmeyi planlıyorlar habere göre. Burada ki amaçta her türlü bilginin dijitale bağlanmasıdır. Yapay zekâ devlerinin toplu olarak aldıkları bu kitapları kendi uygulamalarını daha akıllı hale getirmek için kullanıp yok etmeyi amaçladıkları öngörülüyor. Düşünsenize bu kitaplardan biri çok nadir olup ve tek bir kopyası olan bir eserse ve bu şirketlerin eline geçtiyse sadece onların dijital arşivinde olacak ve orijinalliğini kaybetti mi yoksa orijinal bilgiler mi bilmeden kaynak sayılabilecek. 

İşte tüm yazı boyunca anlatmak istediğim şeye somut bir örnek. Dijital ortamda istedikleri gibi her şeyi değiştirip sunabilecek olmaları büyük bir tehlikedir. Torunlarımız tarihi bir bilgiye ulaşmak istediğinde fiziksel bir kaynak olmadığı için onlar ne veriyorsa onu almak zorunda kalacaklardır. Gördüğümüz ve duyduğumuz her şeyi öylece kabul etmek bir toplumun kendi sonunu getirmesidir.

Yapay gündemlerle oluşturulan algılardan kurtulup resmin tamamını görmek bir sorumluluktur. Çünkü yaratan kutsal kitabımızda defalarca “ Akıl etmez misiniz? , Düşünmez misiniz?” diyerek bizleri uyarmıştır. 

Körü körüne bir ideolojiye bağlanmak yerine akıl edelim ve düşünelim ki çocuklarımız kimseye köle olmasın.

Zafer Değirmenci

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

VAN GÖLÜ’NÜN SUSTUĞU GECE

 

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    akıl etmiyoruz? düşünmüyoruz, artık insanlar sadece maslow un yeme barınma kısmında kaldı ve bu özellikle bu hale getirildi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ZAFER DEĞİRMENCİ

Zafer Değirmenci, 1979 yılında Erzurum’da doğdu. Babasının memuriyeti nedeniyle 1983 yılında ailesiyle birlikte Kayseri’ye yerleşti ve 2013 yılına kadar burada yaşadı. Bir iş vesilesiyle geldiği Diyarbakır’da tanıştığı eşiyle evlenerek bu kente yerleşti. Halen Diyarbakır’da yaşayan Değirmenci, eşiyle birlikte işlettiği bir kafenin yanı sıra yazarlık çalışmalarını sürdürmektedir. Tarihi dram ve politik eleştiri türlerinde eserler veren yazarın yayımlanmış beş romanı bulunmaktadır: Ağaç Dalından Kuşlar, Simon, Ölüm Var Hasan, Çoban ve Altı Ay Sonra İntihar Edecek Miyim? Eserlerinde insanın vicdanla, adaletle ve toplumsal gerçeklerle olan mücadelesini ele alan Değirmenci, tarihi ve güncel olayları edebiyatın diliyle yorumlamaktadır.