KELİMELERİN SİMYASI

KELİMELERİN SİMYASI

KELİMELERİN SİMYASI

Her sabah bir sınıfın kapısını açarken, aslında yalnızca öğrencilerle değil, kelimelerle de buluşuruz. Sıraların arasına yayılan sessizlik, birazdan söylenecek cümleleri bekler. Çünkü bir öğretmenin en güçlü aracı ne tebeşirdir ne akıllı tahtadır; onun asıl sermayesi, özenle seçtiği kelimelerdir.


İnsan, hayata önce sesleri duyarak başlar. Sonra bu sesler kelimelere dönüşür; kelimeler düşünceyi, düşünce ise karakteri inşa eder. Bu yüzden eğitim, yalnızca bilgi aktarma işi değildir. Eğitim, kelimelerle insan ruhuna dokunma sanatıdır.


Yıllar boyunca binlerce çocuk aynı sıralara oturur. Hepsinin gözlerinde farklı hikâyeler saklıdır. Kiminin sesi neşelidir, kimininki çekingen… Kimi başarısızlıktan korkar, kimi fark edilmemekten. İşte tam o anda öğretmenin dudaklarından dökülen küçücük bir cümle, görünmeyen bir kapıyı aralayabilir:
Yapabilirsin.

Belki yalnızca bir kelime… Belki yalnızca birkaç harf… Ama bazen bir ömrün yönünü değiştirmeye yeter.
Kelimeler böyledir. Ne tartılabilir ne ölçülebilir. Bir terazide ağırlıkları yoktur ama insanın yüreğinde dağlardan daha ağır, gökyüzünden daha hafif olabilirler. İşte bu yüzden onlara “simya” demek abartı değildir. Çünkü kelimeler, umutsuzluğu umuda, korkuyu cesarete, sıradan bir günü unutulmaz bir hatıraya dönüştürebilir.


Sınıfta yıllar sonra unutulacak çok şey vardır. Hangi sayfayı açtığımız, hangi etkinliği yaptığımız, hangi soruyu çözdüğümüz… Fakat çocuklar, kendilerine nasıl hissettirildiğini unutmaz. “Aferin.” derken gözlerimizdeki ışığı, “Bir daha dene.” derken sesimizdeki güveni, “Ben sana inanıyorum.” cümlesindeki sıcaklığı yıllar boyunca yüreklerinde taşırlar.
Belki de öğretmenlik, kelimeleri en dikkatli kullanması gereken meslektir. Çünkü bir marangoz tahtaya, bir mimar taşa, bir çiftçi toprağa şekil verir; öğretmen ise kelimelerle insana dokunur. Ve insan, yapılan en kıymetli eserdir.


Bugünün dünyasında kelimeler hızla tüketiliyor. Sosyal medyada düşünülmeden yazılan cümleler, öfkeyle kurulan ifadeler, nezaketini yitirmiş konuşmalar… Gürültü arttıkça sözün değeri azalıyor. Oysa gerçek bilgelik, çok konuşmakta değil; doğru zamanda doğru kelimeyi söyleyebilmektedir.
Belki de bu yüzden en büyük eğitim, önce dili eğitmektir. Çünkü güzel konuşan değil, güzel gönülden konuşan insanlar güzel izler bırakır. Bir öğretmenin bıraktığı en kalıcı miras da anlattığı derslerden önce, öğrencisinin kalbine yerleşen cümlelerdir.


Yıllar sonra öğrencilerimiz isimlerini unutsalar bile, onlara kendilerini değerli hissettirdiğimiz anları hatırlayacaklardır. Belki bir okul koridorunda, belki mezuniyet fotoğrafına bakarken, belki kendi çocuklarının elinden tutarken… Bir gün içlerinden biri sessizce, “Öğretmenim bana inanmıştı.” diyecek.
İşte o zaman anlayacağız ki gerçek simya, kurşunu altına çevirmek değilmiş. Gerçek simya; bir çocuğun yüreğine umut bırakabilmek, ona kendi değerini gösterebilmek ve bunu yalnızca birkaç iyi seçilmiş kelimeyle başarabilmekmiş. 

Bazen bir insanın kaderini değiştiren şey, uzun nutuklar değil; tam zamanında söylenmiş içten bir cümledir. Ve o cümle, bir öğretmenin dilinden çıktığında, yalnızca kağıda değil, geleceğe de yazılır…

Metin Özdemir

Eğitimci Yazar

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

İyi Olmak ve İyiyi Oynamak

 

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    yine her cümlenin altı çizilerek okunması gereken bir yazı… kaleminize, emeğinize sağlık hocam…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Metin ÖZDEMİR

METİN ÖZDEMİR 1979 yılında Bursa'da doğdum. İstanbul Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünden 2002'de mezun oldum.Evli ve bir çocuk babasıyım. Eğitime ve kitaplara olan aşkım hiç bitmeyecek. Elimden geldiğince topluma örnek olmayı amaçlıyorum.