DAMARIMDA YÂRSIN
- Yazar: Emily Yaramis
- 14 Ocak 2026
- 47 kez okundu
DAMARIMDA YÂRSIN
“Çiçeklerimi solduranlar bahar yüzü görmeye
İçimi kahırla dolduranlar neşe hâlini bulmaya
İncitenler aynısından incinmeden ölmeye!”
Ne yöne eseceği belli olmayan vicdan yellerinden tornadolar yaşamıştı. Herkese hür kendine zincirli yüreği gençliğinin en taze yıllarında kavurgan bir aşk hikâyesini yaşamak istemedi. Zaten şartlarda buna elverişli sayılmazdı. Her yaptığına “Hata ettin!” dedikleri, demeseler bile ima ettikleri garip bir yaşam çevresi vardı.
Halit, tüm yaşanmışlıkları hiçe sayarak Zahide’nin kapısına son bir defa varmak istedi. Sevdiceğinin gül yüzünü görmek, onunla sadece iki kelâm etmek diledi. Kapıyı kimin açacağı belli değildi ki! Ya babası açsa, ne diyecekti. Tanısa da Zahide’nin babasını, o anda boğazının düğüm düğüm olduğunu hissetti. Ya babası anlasaydı, kötü sözler etseydi. Etsindi mühim değildi. Ama ya kızına deseydi o kem sözleri. Buna sebep olmak istemezdi. Zahide’nin an dahi olsa üzülme fikrine katlanamıyordu. Kendine ne olursa olsun, ne denirse densin mühim değildi. Az ıslanmamıştı o yağmurlar altında. Paçasından kaç kara çamur akıtmıştı. Kokuşmuş, iğrenç sahtelik döngüleri, menfaat güdümleri. Eğri yollarda dosdoğruyu elbet mayısa bulayacaklardı. İnsanlar şanı, şöhreti bir de parası olmayanı adam sayarlar mıydı? Saymazlardı elbet! “Sen kimsin ki nefesleniyorsun, it!”
Tüm olumsuz düşünceleriyle içinde savaşırken onun bu çaresizliğine dayanamayan arkadaşı; “Ben giderim oğlum, sen yine yaz bakalım. Bir adını koy artık. Sadece seviyorum demekle olmaz. ‘Beni bekler misin, yıllar geçti hâlâ bıraktığım yerde misin?’ de. Çocuktuk, büyüdük artık. Ömür bu boru değil ya! Belki… neyse, enseyi karartmamak lazım. Hadi yaz. Sen bilirsin ne diyeceğini…” dedi Fuat.
Az hüzün az da umutla, Halit’in sırtını sıvazlayıp bir cigara yaktı. Dumanını içine öyle bir çekti ki, gözlerinden yaşlar boşandı. Bunu bahane edip, elindeki cigarayla içi titreye titreye ağlamaya koyuldu. Fuat’ın göz tomurcuklarından habersiz Halit, öylesine dalmıştı ki sevdiceğine yazacağı mektuba. Gözleri ışıl ışıl, yüreği pıtır pıtırdı. Yıllar geçmişti. Ya Zahide’nin gönlüne başkası düşmüşse, ya ona bitanem diyorsa. Ya onu hayâl ediyor, onu özlüyorsa. Onun gözlerinde kayboluyorsa canımın cananı , ömrümün baharı. O gözlerin hatrına yaşamayı seçtim ben. Ya o!
Yok yok, olmazdı. Aşk öyle kolay kolay bitmezdi. Bitseydi zaten aşk olmazdı. Adı konmasa da yitmezdi. Gönül öyle kolayca başkasına gitmezdi.
“Zamanın okyanuslarında boğulmamak için çok uğraştım. Kürekle kafamı kanattı zalım aklım. Ağzımı, burnumu yamulttu afakım.
Ben… Seni… Bulmak…”
Kafasının içinde sinapsleri cirit oynuyordu. Bin bir ihtimâlden biri mi, yoksa, ihtimâl bile değil miydi! Kelâmların devamı gelmiyordu. Saklanıyordu kör olmayası. Sevda düğümünde sıkışmış, can çekişiyordu sanki. Zamanı aşmıştı aşmasına ama yanına vardığında onun gönül dünyasında ne bulacaktı. Sevdiceği hangi vaktin bağını topluyordu. Hangi bahçenin çiçeklerini deriyor, evim, yuvam, yurdum diyordu. İçinde kaç bilinmeyenli denklemin hesabını yapıyordu, bilinmez. Kendi kendinden sıkıldı. Aklıyla kalbinin oyununa yenilmişti. Göz tomurcuklarıyla ıslanan kâğıdı, yırtılmasına izin vermeden nazikçe katladı, elindeki kalemle birlikte cebine koydu. O anda, kâğıt ve kalem asla ayrılmamalı düşüncesine dahi afakalandı.
Halit, dışarda cigarasının son demini emzikleyen Fuat’a seslendi.
“Hadi gidiyoz emmoğlu!
“Nereye lan! Ne çabuk bitirdin mektubu. Ne yazdın. Çok özledim dedin mi? Hastane de hep seni düşündüm, seni sayıkladım geceleri dedin mi? Kırılan kemiklerimin her biri içime batarken senin fotoğrafın bana şifaydı, dedin mi be tertip. Anlattın mı başına gelenleri. O bomba patlamayaydı ben sana çoktan gelmiştim dedin mi!”
Bir yandan konuşarak hızlı hızlı yürüyorlar, bir yandan da bir meçhûle yol almanın tedirginliğini her ikisi de yaşıyordu. Halit, Fuat’ın her sorusuna şaşkın şaşkın baktı. Sanki emmioğlusu, çocukluk arkadaşı, askerlik yoldaşı başkasının hikâyesini anlatıyordu. Hani acılar içindeyken insan pek bilmezdi ya ne yaşadığını. Sadece acırdı her yanı. Bedeni acırken bir de kalp yangını taşıyanın acısını bilmek ne mümkündü. Onu, tutunduğu hayâllerinden çıkarıp dünya denen yalan haneye döndürmek öyle kolay değildi…
12/01/2026
Emily Yaramis
Editör: Elif Ünal yıldız
En son yazımı okumak ister misin?
https://fisildayankalemler.org/sol-yani-dizi-cildirmis-olmali/

Nasıl güzel bir anlatım nasıl güzel bir aşk